İlginç Gelişmeler Ülkesi -1- burada.

Artık vazgeçmiştim kahvaltı yapmaktan. Çünkü rafadan yumurtasız bir kahvaltı benim için kahvaltı olamazdı, kahvaltıda menemeni soğanlı düşünmem ise zaten mümkün değildi, gözlemeyi gözleme yapan bence içindeki peynirdi. Dolayısıyla bu taleplerin yerine getirilmediği bir kahvaltı, yok hükmündeydi benim için.

Taksiden, buluşma noktasında indim. Arkadaşım da sağ olsun beni bekletmedi, buluşma yerine zamanında geldi. Hal hatır faslından sonra, “Kahvaltı yapamadım, sen de yapamamışsındır herhalde. Şu yakında, kahvaltılarını sevdiğim bir restoran var, hadi gidip bir şeyler yiyelim,” dedi.

Arkadaşımın tarif ettiği yön, benim daha önce derdest edildiğim restoranların olduğu yönün tam tersiydi. O yüzden teklifi, “Güzel fikir,” diyerek tereddütsüz kabul ettim.

Arkadaşımın sözünü ettiği restorana yürürken aklıma, yanıtını merak ettiğim ilginç gelişmelerin ne olduğu sorusu geldi.

“İlginç gelişmeler demiştin ya telefonda, merak ettim neymiş bu ilginç gelişmeler?”

“Ah, evet. İlginç gelişmeler! Aslında ‘vahim gelişmeler’ demek daha doğru.”

“Ne gibi?”

“Üç gün önce Rafadan Yumurta Hareketi lideri tutuklandı.”

Rafadan yumurta lafını duyunca nutkum tutuldu. Ne diyeceğimi bilemedim. Birden durdum. Sonra da, “Rafadan Yumurta Hareketi derken ne demek istiyorsun?” diye sordum.

“Ülkede bir süredir rafadan yumurta yemek yasak. Bu anlamsız yasağa karşı çıkanlar Rafadan Yumurta Hareketi adıyla örgütlendiler. Ancak liderleri on gün önce gözaltına alınmıştı. Üç gün önce de tutuklandı. Böylelikle diğer hareketlere gözdağı vermek istiyorlar.”

“Diğer hareketler?” diye sordum şaşkınlıkla.

“Etli Nohut Hareketi, Mantarlı Makarna Girişimi vb.”

Rafadan yumurta talebime restorandakilerin neden sert tepki verdikleri şimdi anlaşılmıştı. Hemen aklıma soğansız menemen ve peynirli gözleme istediğimde yaşadıklarım geldi. Aynı durum onlar için de geçerliydi o zaman.

“Peki, rafadan yumurta yasağı dışında başka yasaklar var mı?”

“Olmaz mı, mesela ıspanağı yoğurtsuz yemek, nohut yemeğini etsiz yemek…”

“Soğansız menemen?”

“A, evet! Şekersiz çay!”

“Peynirli gözleme?”

“Evet de sen nereden biliyorsun?”

“Sorma,” dedim. “Seninle buluşmadan önce kahvaltı yapmak için bir iki restorana girdim. Bu yiyeceklerden istedim. Ama beni öldürmedikleri kaldı restoran sakinlerinin.”

O sırada gayriihtiyarı bacak bacak üstüne atmıştım ki, “Aman!” dedi arkadaşım. “Ne yapıyorsun?”

“Ne yapıyorum ki?”

“Hemen indir o bacaklarını, kimse görmesin!”

“Neden ki?”

“Yasak, yasak!”

“Nasıl yani, bacak bacak üstüne atmak da mı yasak?” dedim yan gözle etrafı tarayarak.

“Evet. Ama yan gözle bakmak da yasak. Çabuk düzelt bakışlarını. Etraf muhbir dolu,” dedi arkadaşım.

“Ya bunlar çok anlamsız, çok saçma yasaklar.”

“Evet, maalesef öyle. Anlamsız Yasaklara Karşı Mücadele Derneği Başkanı da dahil birçok insan bugün, bu anlamsız yasaklar yüzünden hapiste.”

İyice şaşırmıştım.

“Hapiste mi?” diye sordum.

“Evet, mesela bacak bacak üstüne atmaktan 20 bin kişi hapiste. Yan gözle bakmaktan 5 bin kişi, rafadan yumurtadan, Rafadan Yumurta Hareketi liderinin de aralarında olduğu 30 bin kişi, soğansız menemenden 15 bin kişi, havuza mayoyla girmekten 12 bin kişi, çiçekleri sulamaktan 3 bin 500 kişi hapiste. Liste böyle uzar gider. Daha saymayayım istersen.”

“Evet. Haklısın. Çok vahim gelişmeler bunlar. Yani daha önce, adalet isteyenlere, barış isteyenlere, insanca, hakça bir düzen isteyenlere karşı vebalı, cüzamlı gibi davranıldığını duymuştum ama iş buralara kadar nasıl geldi, anlamadım.”

“Nasıl gelmesin ki? Sen, en temel insani hakların bile elinden alınırken kayıtsız kalırsan sonunda böyle anlamsız, saçma yasaklara da boyun eğmek zorunda kalırsın. Bunlar bir şey değil. Daha dur. Şimdi yeni bir yasaktan, öldürücü bir yasaktan korkuluyor. Demokratik tüm haklara öldürücü darbeyi bu yasakla vuracaklarmış.”

“Ne gibi?”

“Nefes alma yasağı gibi.”

“Hadi canım!”

“Evet, artık akıldışılık, saçmalık, anlamsızlık öyle rutin hale geldi ki kimse yeni bir anlamsız yasağı yadırgamıyor.”

“E, ne yapıyorlar peki?”

“Bir şey yaptıkları yok. Bir haftadır korku ve tedirginlik içinde bekliyorlar.”

“Neyi?”

“Nefes alma yasağının başlamasını canım. Nefes alma yasağının yakında çıkacağı yönünde bir söylenti var. İnsanlar, ‘Nefes almamız yasaklanırsa ne yaparız?’ diye korkuyorlar.”

“Sence böyle bir yasak çıkar mı?”

“Neden çıkmasın ki? Daha önce de görme yasağı, duyma yasağı gibi yasaklar çıkmıştı. O zaman herkes gözleri kapalı ya da kulakları tıkalı dolaşıyordu… Hah, işte geldik.”

Arkadaşımın sözünü ettiği restoran karşımızdaydı. Bulunduğumuz yerden orası yirmi adım ya var ya yoktu. Birden bir alarm sesi çalmaya başladı. Ses ayak bileğimdeki, havaalanından çıkarken görevliler tarafından takılan saat benzeri cihazdan geliyordu. Ben onu unutmuştum.

“Bugünlük yürüme kotanız doldu,” dedi cihaz.

“Sayaç, ‘doldu’ diyorsa dolmuştur. Yapacak bir şey yok. Taksiye bineceksin o zaman,” dedi arkadaşım.

“Neden?” diye sordum.

“Günde 10 bin adımdan fazlası yasak. Kotayı aşarsan aştığın kadar ceza alıyorsun. İnsanları, ulaşım araçlarına yönlendirmek için uydurulmuş bir yasak işte. Amaç ulaşım sektörünü kalkındırmakmış,” dedi.

“Ya, yirmi adım için taksiye mi bineceğim şimdi?” diye çıkıştım.

“Valla istersen binme. Hatta istersen anlamsız ’10 Bin Adımdan Sonra Yürüme Yasağı’na karşı bir hareket başlat. Tabii kodesi boylamak istiyorsan.”

“Hayda, ne kodesi? Tatil yapmaya geldim buraya.”

“O zaman sesini çıkarma, kahvaltını yap otur!”

“Kolaysa sen yap! Rafadan yumurtasız kahvaltı mı olur?”

Arkadaşım güldü.

“Neyse dönene kadar idare et artık. Dönünce memlekete, kendine rafadan yumurta ziyafeti çekersin.”

Güneşleneceğim uçsuz bucaksız plajlar, yüzeceğim muhteşem koylar, oksijen depolayacağım yemyeşil doğa ve göreceğim birbirinden güzel tarihi ve kültürel yerler olmasa ben, bu ilginç gelişmelerle ilgili yapacağımı biliyordum ama neyse…