Müdavimi olduğum kafenin denize bakan yazlık bahçesinde oturmuş, bir yandan iki şekerli çayımı yudumluyor, bir yandan da elimdeki gazetenin pazar bulmacasını çözmeye çalışıyordum. Bulmacayı büyük oranda çözmüştüm ama “fotoğraftaki politikacımız” sorusunun yanıtını bir türlü bulamıyordum. Daha doğrusu politikacının adını anımsayamıyordum. Oysa anımsamamam mümkün değildi. Çünkü kendisi, müdavimi olduğum kafenin bulunduğu ilçenin belediye başkanıydı. Üstelik işportacıları toplama kampına göndermek, belediyeye ödenmesi gereken harçları ödemeyenler için dokuz ay tek ayak üstünde bekleme, vergileri ödemeyenler için de iki kilometre ördek yürüyüşü cezası gibi uçuk kaçık projeleriyle adını siyasi tarihimize altın harflerle yazdırmış bir politikacıydı. Ama gel gör ki ben böylesine önemli bir politikacının adını anımsayamıyordum işte. Olacak iş değildi.

Derken arkamdan gelen seslerle irkildim. Kafamı çevirip baktığımda ne göreyim? Olamazdı. İnanmayacaksınız biliyorum ama maalesef o karşımda duruyordu: Fotoğraftaki politikacımız!

“Arkadaşlar,” dedi, “kimse rahatsız olmasın. Kısa bir zamanınızı alacağım. O yüzden herkes beni can kulağıyla dinlerse sevinirim.”

Herkes dediği aslında dokuz, on kişi; hadi, orada bulunan iki sokak köpeği ile üç de kediyi sayarsak on dört, on beş kişiydi. Kaldı ki fotoğraftaki politikacımızın hayvanlara söyleyeceği ne olabilirdi ki? İlçe sınırları içerisindeki birçok sokak hayvanını itlaf ettirdiğini geçen yıllarda gazeteler günlerce yazmıştı. Hoş, kendisi inkâr etmişti ama neyse…

Bu arada, fotoğraftaki politikacımızın konuştuğunu gören sokak köpekleri hırlamaya, kediler ise tıslamaya başlamıştı.

Tam o sırada fotoğraftaki politikacımız ile göz göze geldik. Hemen kendisine bir soru yapıştırdım, böyle bir şey yapmak zorundaymışım gibi.

“Bayram değil seyran değil, üstelik seçime daha varken sizi hangi rüzgâr attı buralara Sayın Başkan?”

“Ee, demez miydiniz hep, ‘Seçimden seçime geliyorsunuz. Seçim bitince bizi unutuyorsunuz,’ diye. Ben de bu kez gündemde seçim olmadan geleyim dedim.”

“Hoş geldiniz Sayın Başkan ama yine de gelişinizin bir nedeni olmalı,” dedi biri.

“Olma mı?” diye yanıtladı fotoğraftaki politikacımız. “İlçemizdeki herkesi ilgilendiren muhteşem projemizin tanıtımı için geldim.”

“Ne projesi, Sayın Başkan? Seçimlerden beri proje manyağı olduk. Ne olur artık ara verin. Bizi daha fazla mutsuz etmeyin!” diye tepki gösterdi biri.

“İşte, ben de bunun için geldim zaten. Sizi mutlu etmek için. ‘Mutlu İlçe, Mutlu Başkan’ adlı projemiz, ilçemizdeki mutsuz insanlarla ilgili.”

“Evet. Maalesef çok mutsuz insan var ilçemizde,” dedi kafe sahibi. “Birçoğu mutsuzluktan intihar ediyor. Üstelik, gün geçtikçe artmaya başladı bu intihar vakaları. Hatta sadece bireysel değil, toplu intihar vakaları da görülmeye başlandı.”

Bir başkası, “Hatta toplu balık ölümlerini bile geçti bu toplu intihar vakaları,” diye ekledi.

“Ama sizin gerginlik politikalarınızın bir sonucu olarak görülüyor bu toplu intiharlar?” dedim ben de araya girerek.

“Evet,” diye destek çıktı biri bana. “İnsanlar, ya kalpten gidiyor, ya kanserden ya da intihardan!”

“Bunlar muhalefetin kara çalmaları, çamur at izi kalsın politikası,” diye yanıtladı fotoğraftaki politikacımız. “Bu arada projemiz muhalefeti de yakından ilgilendiriyor.”

“Nasıl?” diye sordu kafenin şef garsonu.

Çevreyi süzerek konuşmaya başladı fotoğraftaki politikacımız:

“Sevgili yurttaşlar! Mesela bir kardeşimizi düşünün; altılıyı beşinci ayakta kaybetmiş, hele hele ki seçtiği at altıncı ayakta kafa kafaya ikinci gelmiş ya da lotoda veya piyangoda bir rakamla kaybetmiş. Bu kardeşlerimiz mutsuz olmazlar mı?”

“Olurlar,” diye yanıt verdi biri.

“Hem de ne mutsuz! Benim teyzeoğlu son beş rakamını tutturamayınca piyangoda, günlerce kendine gelememişti,” diye yanıt verdi bir başkası.

Fotoğraftaki politikacımız devam etti:

“Mesela bir genç düşünün; sevgilisi tarafından terk edilen. Bu genç mutsuzluktan bitap düşmez mi?”

“Düşmez olur mu? Benim bir arkadaşımın amcasının oğlu sevgilisi terk etti diye günlerce iştahtan kesildi.”

“O da bir şey mi? Benim ilkokul öğretmenimin kızı, sevgilisi terk edince aylarca yataktan çıkamadı. O yüzden hakkında, ‘Aşktan yatalak oldu,’ diye dedikodu çıktı.”

“Mesela bir kadın düşünün; kocası tarafından dövülmüş. Bu kadın için çok mutlu diyebilir miyiz?”

“Hayır, diyemeyiz!”

“Ama yeni projemiz sayesinde diyeceğiz. Çünkü o kadın, kocasından dayak yese de çok mutlu olacak. Sadece o değil, ilçemizdeki mutsuz olan birçok insan mutlu olacak artık projemizle. Ki o kadar çok mutsuz var ki ilçemizde.”

“Çok doğru, Sayın Başkan. Mesela benim yeğen. Geçenlerde topunu başka mahallenin çocukları çalmış, bu yüzden çok mutsuz.”

“Evet ya, benim de çocukken bisikletimi çalmışlardı. Ne üzülmüştüm. Günlerce mutsuz gezmiştim.”

“Çalma dediniz de. Geçen seçimlerde de ana muhalefetin oyları çalınmıştı. Bu yüzden seçimi kılpayı kaybetmişlerdi. Çok mutsuz olmuşlardı.”

“Neyse, neyse… İşte, mutsuz kimse kalmayacak,” dedi fotoğraftaki politikacımız. “Mesela çalıştığı yerden maaşını alamayan veya grev hakkını kullanamayan işçiler var.”

“Evet, dayımın kızı beş aydır ekonomik kriz bahanesiyle çalıştığı yerden maaşını alamıyor. Daha doğrusu maaşını vermiyorlar. Bırak grevi, sendikalı olmasına bile izin vermiyorlar.”

“Evet. Mesela emekli maaşlarını düşüklüğünden şikâyet eden emeklilerimiz var.”

“Doğru. Ayrıca sadece emekliler değil, çalışanlar da düşük maaşa çalışıyor. Maaşlarımız açlık sınırının altında.”

“Evet. Mesela parasızlıktan okuyamayan ya da üniversiteye giremeyen gençlerimiz var.”

“Doğru, çok doğru. Birçok genç insan bu yüzden sürünüyor.”

“İşte, bu insanların hepsi çok mutsuz. Ama bu muhteşem projemiz sayesinde ilçemizde mutsuz kimse kalmayacak. İlçemiz bu projede pilot bölge olacak. Duruma göre proje tüm yurtta yaygınlaştırılacak.”

“Tamam da nasıl mutlu olacak insanlar?”

“Serotoninle! Malumunuz serotonin, mutluluk hormonu. Bu projeyle serotonin salgılanmasının artırılmasını sağlayacağız. Bunun için yurttaşlarımıza serotonin ilaçları dağıtacağız. Hem de ücretsiz!”

“Sağ olun Sayın Başkan. Ne kadar düşüncelisiniz! Ama anlamadım, söylediklerinizle serotoninin ne ilgisi var?” diye sordum gülerek.

“Bakın şimdi, mesela işçi maaşını alamayınca ya da grev hakkını kullanamayınca mutsuz olmuyor mu? Emekliler düşük maaşla geçinemeyince mutsuz olmuyor mu? Gençler parasızlıktan okuyamayınca mutsuz olmuyor mu?”

“Sadede gel,” der gibi baktım fotoğraftaki politikacımıza.

“Bu insanların mutsuz olmasına seyirci kalamazdık değil mi?” diye devam etti. “Bu yüzden onlara, kendilerini mutsuz edecek bir durumla karşılaştıklarında kullanmaları için mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayan ilaçlardan dağıtacağız. Böylelikle bu ilaçları kullanınca mutsuzluk gibi bir sorunları olmayacak.”

Herkes boş boş birbirine baktı. Ben ise, “Harbiden neydi bu dingilin adı?” diye kendi kendime bir daha sordum.

“Peki, bir de muhalefeti de yakından ilgilendiriyor demiştiniz,” diye sordu kafe sahibi.

“Evet, muhalefet de bizim icraatlarımız sonucunda mutsuz oluyordu. İcraatlarımızı protesto için miting, yürüyüş vb. düzenliyordu. Bu projeyle bunların önüne geçeceğiz. Kanunla bu ilaçları kullanmayı muhalefet için zorunlu hale getireceğiz. Dolayısıyla bu ilaçları kullanan muhalefet bizim icraatlarımız karşısında mutsuz olamayacak, tabii yurttaşlarımız da. Böylelikle protesto için miting, yürüyüş vb. düzenlenmesine gerek kalmayacak.”

Bu arada sokak köpekleri hırlamaya, kediler tıslamaya devam ediyordu. Fotoğraftaki politikacımızın gözü hırlayan, tıslayan hayvanlara kaydı, sırıtarak, “Tabii hayvanlarımız da mutsuz olamayacak icraatlarımız karşısında,” dedi.

Ben ise hâlâ fotoğraftaki politikacımızın adını anımsamaya çalışıyordum.

Belki siz anımsadınız bile! Kim bilir!