Güneşin tatilciler tarafından selamlanarak uğurlandığı bir zaman diliminde, derinlerden gelen dalgaların ateşini yüzeyde söndürdüğü kayalık bir noktada oturuyordum. Elimin ısısıyla cam yüzeyi boncuk boncuk terlemesine rağmen soğukluğuyla hâlâ boğazımdan geçerken beni ferahlatan biramı içiyordum ki ilk olarak, “Güneş batmadan atlamış olmalıyım!” diye haykıran çocuk sesi dikkatimi çekti.

Yürümeyi bile az önce öğrendiği o kadar belliyken, kayalıkların arasında zirveye doğru attığı her adımda gözlerimin önünde adım adım büyüyordu.

Hiç ölmeyecek gibi korkmadan atlarken hayallerine gençti. “Korkusuz” sıfatı, galiba insanın en çok bu yaşına yakışıyordu. Denklanşöre bastığımda bir fotoğraf karesiyle ölümsüzleştirdiğim an da bu genç yaşına denk gelmiş olmalı.

Güneşi arkasında bırakırken artık düşüşe geçtiğinin bilincinde, “yaş otuzbeş” şiirini söylediğine göre Dante gibi yolun ortasında hissettiğine de eminim.

Ve bir maviden bir maviye ilk geçiş anı.
Alma, verme dengesine, Nefes’e son veda.

Derinleştikçe lacivertleşen denizin mavisinde kaybolmaya başladığında, varlığını bulduğu toprağa inat, yaşlanan bedenine veda edeceği ölümüne dalmıştı.

Bir ömürlüktü günbatımı ve bugün yanmasa da o da kendi dününden, yarına yeniden doğacaktı…

Bir bira bitimi kadardı günbatımı ve ben utangaç bir Mecnun’u öper gibi, her batışında biraz daha Leyla hissediyordum kendimi.

Günlük turunu tamamlamış bir gemi yanaşırken limana, saygısından değil, kendi ekosisteminde olmasına rağmen kendisinden devasa bir tahta yığını altında kalmamak adına ona yol veren bir kaplumbağanın nefes almak için kayalıklara yakın bir yerde yüzeye çıkışına şahit oldum. O an göz göze gelen iki canlı sadece biz değildik. Az önce gözümün önünde bir ömür geçirerek suda kaybolan insanoğlu, milyonlarca yıl öncesinden DNA’mıza kodlanmış hareketlerle emekleyerek karaya çıkıyordu. Ağlama sesinden Darwin’e selam söylediğini anlamak hiç zor olmamıştı.

O yeni bir döngüye girmek için gün doğumunu beklerken ben ise iş hayatına verilen bir nefes arası olan tatilimin tam ortasında, tuttuğum nefesi bırakmak zorunda olduğumun bilincinde, güneşi arkamda bırakarak denize atlamaya hazırlanıyordum…