Yıl: 2044. Yer: Moda sahili.
Yasal uyarı: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin denizleri ve bitkileri koruma kapsamında düzenlediği yeni mavi-yeşil yasa tasarısı ile çekilen her fotoğraf için ücret alınmaktadır.

Gerçekten de fotoğrafı çeker çekmez İBB’nin ilgili aplikasyonu otomatikman fotoğraftaki mavi ve yeşil renklerin tonlamasından ücretlendirmesini yapıp fotoğrafı telefonuma kaydetmem durumunda, ekrana gelen tutarın hesabımdan düşeceğini bildirdi. Diğer taraftan da süper teknoloji. Malum birkaç yıl önce zamanının İspark yetkilileri gibi abiler geliyor, ellerindeki elektronik renk ölçerlerle mobil telefonunuzun ekranından fotoğraf üzerinden mavi, yeşil ölçümü yapıyorlardı. Nereden nereye? 2000’lerin başında, ne kadar ilkel ölçümlerle zaman kaybediyormuşuz meğer.

Bu arada belediye bu ücretlendirme konusunda insaflı; sadece fotoğraf çekiminin maliyeti oldukça düşük, herkesin karşılayabileceği tutarlarda ama gelin görün ki sosyal medyadan paylaşım ciddi lükse giriyor. İmkânı olan paylaşabiliyor. Zaten gücü olduğunu göstermek için arka arkaya birkaç paylaşım yapanları da hemen anlayabiliyoruz. Eskiden, bindiğin arabaya bakan bir kızlar grubu vardı diye hatırlıyorum; işte şimdi onların yerini sosyal medyada post ettiğin mavili, yeşilli manzara fotoğrafı sayısına bakan bir nesil almış olabilir.

Sırf daha ucuza çekip paylaşabilmek için Karadeniz’e tura giden arkadaşlarım var. Sonuçta orada yeşili korumanın maliyeti İstanbul’a göre daha düşük, bunu da anlayabiliyoruz. Yol parası vs. düşününce de aslında aynı maliyete geliyor olabilir. Diğer taraftan orada da yeşil alan fazla olduğundan duyduğum kadarıyla tur operatörleri, “Çektiğiniz fotoğrafları paylaşmadan önce isterseniz bizim tur yetkililerine maliyet konusunda danışabilirsiniz, yoksa kredi kartlarınızın limitlerini zorlayan paylaşımlarla karşı karşıya gelebilirsiniz, zor durumda kalmayın,” diye uyarıyorlarmış.

Ama mavi ve yeşil için bazen limitleri zorlamaya değer, insan gerçekten özlüyor doğayı, doğal olan renklerini…

Neyse belediyeden bir yetkili ile konuştum, “Bunlar iyi günlerimiz, çek çekebildiğin kadar,” dedi. Biraz sohbet sonrası özellikle maviyle daha çok ilgilendiğimi görünce, daha az dikkat çeken küçük hareketlerle cebinden 2017’ye ait orijinal renkleriyle gökyüzünün bile mavi olduğu bir fotoğraf çıkardı. Sesini bir perde kısarak, “Bunu bende yakalasalar, İBB kesin el koyar,” dedi.
Sadece, “Çok güzelmiş…” dememle bende bu fotoğrafa verecek para olmadığını anlayan yetkili, başkasına doğru yanaşmaya başlamıştı bile.

Ben de bir yandan kayalıklara bakıyor, bir yandan da gözlerim ile aynı kayalıkların arasında, gençliğimde bu sahilde çokça gördüğüm dört ayaklı tüylü dostlarımı arıyordum. Hafızam beni zorlamaya başlıyor artık, neydi onların türü? Ha, hatırladım: “Kedi.”

Renkler demişken, onların da ne güzel, farklı farklı renklere sahip olanları vardı değil mi? Önüne bulut geçtiği için parlaklığını yitiren güneş sarısı olanlarını da hatırlıyorum, henüz günahlarla kirletilmemiş bedenler gibi beyazın her tonu olanları da. Tabii bir de tarihte uğursuzlukla yaftalanmış, kömür karasına bürünen sokak işçileri gibi dolanan, siyah renkte olanları da unutmak mümkün değil. Farklı renklerde ama aynı huzurla şu kayalıkların üzerinde otururlar, manzarama anlam katarlardı. Hatırlıyorum da o zamanlar ne çekersen çek, ne paylaşırsan paylaş bedavaydı. Yine, kaybedince anlaşılan değerler konusuna girmek istemiyorum ama resmen o günlerin kıymetini bilememişiz.

Özledim lan ben o renkli günlerimi!

Dünyamızın kıymetini bilemedik, doğayı zaten kaybetmek üzereyiz, bari hayatımıza renk katan diğer güzel şeylere sahip çıksak da elimizde kalanları da kaybetmesek, olmaz mı?

Renksiz dünya gerçekten hiç çekilmiyor!

Bu arada düşündüm de, özlem galiba en çok yitirdiklerimize yakışıyor.