Reenkarnasyona inanır mısınız bilmem ama resimde gördüğünüz meyve ile yani her bir tanesi, yaşamında bir yaşı temsil eden Ramazan dede ile tanışana kadar benim de şüphelerim vardı.

Bir dostumun bahçesinde, dost muhabbetindeyken, renginin cazibesine kapılıp önce biraz daha ona doğru yaklaşıp fotoğrafını çekmiş, hemen ardından, bence nedensizce, sizce belki de içgüdüsel bir davranışla bir tanesini koparmaya çalışmıştım ki;

“Dur oğlum onu sakın koparma, o benim 35. yaşım, tekil hayatımdan çoğul yaşamama adım attığım ilk yaşım, illa bir yaşımı koparacaksan şu en altlardaki yaşlanmışlardan al lütfen,” demesiyle tanışmış olduk.

Dostlarım beni tanırlar, aslında bu tür olaylar başıma ilk defa gelmemesine rağmen, bu sefer Ramazan dedenin daha ilk kelimesiyle ciddi irkilmiş, gece mezarlıkta yürüyormuş da o an önüme çıkan yavru kediyi görüp aslan sanmış gibi korkmuş, en büyük tepkiyi vermiş ve susmuştum.

Birkaç saniye bu ironi fırtınasının arasında kalan ben, sessizliğin uzamasıyla bu saniyeleri yıl olarak hissetmiş olmalıyım ki, o anda saçlarımla birlikte yüzüm de bir ton daha beyazlamıştı. Yine beni kendime getiren, Ramazan dedenin kendisi, aynı fırtınayı dindirecek tondaki sesi oldu.

İşte o an anladım; doğru ya da yanlış olmasından bağımsız, evrendeki hiçbir hareketin nedensiz olmadığını. Ve yine doğru ya da yanlış olacağına belki sonradan daha sağlıklı karar verebileceğiniz hiçbir tanışmanın da tesadüf olmadığına.

Hayatından bir yılını nedensizce çekip almaya çalıştığım Ramazan dede, yaklaşık yarım saatlik bir sohbet sonunda, en az yarım asırlık nasihatini salkım salkım, ruhuma anlatmıştı. Bana anlatsaydı dinlemeyebilirdim çünkü.

Her ne kadar o hikâyesini anlattığı sürece, kalbim sevişen bedenlerin hızlanan ritmini yakalasa da, beynim o an fiziksel olarak kafatasımın içindeki yoklamada var yazılsa da, aklım eline aldığı dürbünle şu anıma çok uzak gelen geçmiş yıllarımı aheste aheste izliyordu. Gelecek zaten gözle görülebilecek bir noktada değil, dinlediğin sürece bir nasihat uzaklığındaydı…

Ramazan dede, uzun zamandır susmuş her dolu insan gibi, ilk fırsatta dökülmek istemişti. Ben ise elindeki tası kaynağına tutan, yaşanmışlıklara susamış her insan gibi, her biri farklı tonlarda kırmızıya sahip, şarap tadında yıllanan yaşlarını tek tek dinlemiştim. Eskitilmiş yaşlar müzesinde geziyor gibiydim. Rehberimin her birini benimle tek tek tanıştırmasıyla bir kısmı tanıdık olan, bir kısmıyla tanışacağım yaşlarımı dinlemiştim. Hepsinin bir adamın farklı yaşları olduğuna inanmak çok zordu. Hepsi tek başına ayrı tatlara sahip olan bu taneler, birlikteyken meyvenin kendisini oluşturuyordu. Geriye dönüp baktığımda henüz bir salkımı bile oluşturmayan hayatımda her birinin ayrı tadı olduğunu bilmek hoşuma gitmiş, o gün tesadüfen! Tanıdığım Ramazan dededen büyük dersler almıştım.

Lütfen, siz de her biri tek tek bile anlamlı olmalarına rağmen, sadece bütün haldeyken sizi oluşturan yaşlarınıza sahip çıkın. İleride biriktirdiğiniz bu yaşlarınızı paylaşmak durumunda kalırsanız, anlatacağınız hikâyeniz olur…