İlk olarak Vecide ismiyle beyazperdede görme imkânına kavuştuğumuz Yeşil Bisiklet, Siyah Kuğu Yayınlarından çıktı. Kitapta, hayallerinin peşinde koşan küçük bir kız çocuğunun hikayesini anlatan yazar Haifaa Al Mansour aynı zamanda Suudi Arabistan’ın ilk kadın yönetmeni. Al Mansour yasaklarla dolu muhafazakâr bir toplumda sanat üretme ve kendi sesini bulma yolculuğunu anlattı.

“Sinema ile kendi sesimi buldum”

Suudi Arabistan’da doğdum. Babamın ailesi ülkenin iç kesimlerindeki Zülfi şehrinden. Babam bir şairdi, annem ise mükemmel bir hikâye anlatıcısı. Dolayısıyla benim bir kaçış yolu olarak yazmaya yönelmemde büyük katkıları oldu. Annem o kadar güçlü ve o kadar korkusuzdur ki… Diğer insanların ne düşündüğünü hiç umursamadı. Babam da özgür düşünceli ve gerçekten de olağanüstü bir adamdı, özellikle de geldiği küçük taşra göz önünde bulundurulduğunda. Çünkü son derece muhafazakâr bir yerden geliyordu fakat kendi fikirlerini oluşturdu ve ailesini, başka insanların kendisini nasıl algıladığına hiç aldırmadan istediği gibi yetiştirdi. Bütün kızlarının hayallerinin peşinden koşmasına izin verdi; ben de bize bu alanı verdiği için kendisine çok şey borçluyum.

Suudi Arabistan’da yaşayan bir kadın olarak karşılaştığım hayal kırıklıklarıyla baş edebilmek için sadece bir hobi veya terapi yöntemi olarak kısa filmler yaparak sinemaya başladım. Benim için film yapmak özgürlüğü bulmanın, kendimi içerisinde yaşadığım muhafazakâr kültürün kısıtlamalarından kurtarmanın ve daha geniş bir dünyayla iletişim kurmanın bir yoluydu. Ve küçüklükten beri sinemayı seviyordum. Suudi Arabistan’da çalışan bir kadın olarak kendimi görünmez hissediyordum, sanki hiç sesim yokmuş gibi. Yok sayılmaktan usanmıştım ve filmlerde sesimi buldum.

“Gerçek değişim sanat yoluyla gelebilir”

Hikâyeler anlatmak ve eğlendirici filmler yapmak istiyorum. Herhangi iyi bir filmin, bayağı görünüyor olsa bile, özünde bir çeşit perspektif ve fikir taşıdığına inanıyorum. Fakat ben bir eylemci değil, sinemacıyım. Bir topluma gerçek değişimin sanat yoluyla kendisine bir temel inşa ederek geleceğini düşünüyorum. Bir parça kutuplaştırıcı bir figür olabilirim fakat çatışmaya teşvik etmiyorum. Benimle veya düşündüğünü açıkça söyleyen bir kadınla aynı fikirde olmayan insanlarla diyalog kurmayı tercih ediyorum. İnsanların değişime ne kadar direnç gösterebildiklerini anlıyor ve onlara saygı duyuyorum.

Aslında geldiği yer için doğru olan ve yansıttığı yerin ruhunu mümkün olduğunda yakalamaya çalışan bir sanatın arayışı içerisindeyim. Görsel olarak, yeni-gerçekçi ve neredeyse belgesel bir hisse sahip filmler beni cezbediyor. Bir film aracılığıyla daha önce hiç bilinmeyen bir dünyaya açılan bir pencere bulmuş gibi hissetmekten hoşlanıyorum. Ve benim Vecide filmiyle yapmaya çalıştığım şey de, insanların Suudi Arabistan’da yaşayan bir kadının ne hissettiğini anlayabilmeleri için kültüre içten ve şeffaf bir pencere açmak.

Haifaa Al Mansour

Suudi Arabistan’da bir kadın sinemacı

Sinema endüstrisinin temel altyapısından yoksun olan Suudi Arabistan’da, sinemacı olarak gelişimimin her aşaması zorluklarla doluydu. Riyad’da film çekmek son derece zorluydu. İnsanlar etrafta kamera olmasına alışkın değiller, bu nedenle halka açık alanda film çekme iznimiz olsa da bilhassa temkinliydik. Dış çekimlerin pek çoğunda muhafazakâr seyircilerden kum fırtınalarına ve gergin ortaklara kadar birçok zorlukla karşılaşacağımızı biliyorduk, bu yüzden karşılaşacağımız şeyle birlikte çalışmaya hazır olmak zorundaydık. Bazen zaman kazanmak ve oyunculara hareket özgürlüğü sağlamak için el kamerası kullandık. Filmi kimi zaman kamyonet gibi korunaklı bir bölme içinden yönettim, böylece insanlar bir kadını tümüyle erkeklerden oluşan set ekibiyle halka açık bir şekilde iletişim kurarken görmeyeceklerdi.

Tüm zorluklara rağmen pes etmeyi hiç düşünmedim, sadece adım adım hareket ettim. Yapabileceğiniz şeylere odaklanıp yapamayacaklarınız için endişelenmemeniz çok önemli.

En büyük problemlerden birisi de oyuncu kadrosunu kurmaktı, çünkü kadınların filmlerde rol almasına ilişkin hassasiyetler nedeniyle oyuncu seçme duyurusu yapamıyoruz. Ayrıca Suudi Arabistan’da cast ajansı yok, hep kulaktan kulağa haber iletmek zorundayız bu yüzden Vecide‘yi canlandıracak olan baş aktristimiz Waad Mohammed’i bulmak uzun zaman aldı. Birkaç küçük yapım şirketinin eline bakıyorduk ve bu çocuklardan biri deneme çekimine geç gelen bir kız çocuğuydu.

Yapımcılar için planlama önemlidir ve her şey zamanında olmalıdır fakat Suudi Arabistan’da hiçbir şey zamanında olmaz ve zaman mesele bile değildir. O kız çocuğu esas çekimden bir hafta önce geldi, kot pantolon ve 80’ler tarzını yansıtan bir ceket giyiyordu. Justin Bieber dinliyordu ve İngilizce bilmiyordu, fakat Justin Bieber’i ve şarkılarını anlıyordu, dolayısıyla modern gençlik kültürünün mükemmel bir örneğiydi.

“Yeşil Bisiklet kendi potansiyellerini hayata geçirme fırsatını bulamamış tüm kızları anlatıyor”

Vecide‘yi idealize edilmiş bir kadın olarak değil, daha ziyade istediği şeylerin peşinden giderken pes etmeyi reddeden ortalama bir insan olarak görüyorum. Filmin parçaları elbette otobiyografik öğeler içeriyor, çünkü ben de Suudi Arabistan’da küçük bir kentte yetiştim ve tıpkı Vecide‘ninki gibi bir devlet okuluna gittim, fakat film özel olarak benim deneyimlerim hakkında değil, daha ziyade benim birlikte büyüdüğüm ve kendi potansiyellerini hayata geçirme fırsatını hiçbir zaman bulamamış olan bütün kızlarla ilgili. Onlara şans verilmiş olsaydı, dünyayı değiştirebilirlermiş gibi hissediyorum.

“Vecide filminden sonra Krallık’ta kız çocuklarının bisiklete binmesini engelleyen yasa değişti”

Vecide filmi ile bir taraftan uluslararası seyirci kitlesine bizim dünyamızı açan bir pencere sunarken, diğer taraftan da Suudiler için özel olan ve ortamın kendisinin daha erişilebilir görünmesini sağlayan eğlenceli bir film yapmak istedim. Senaryo gelişirken, ona sürekli olarak dışarıdan, seslendiği evrensel temalarla bakmaya çalıştım. Yabancı seyircilere, Riyad’da bir kız çocuğunun bisiklet sürmesinin kolay veya kabul edilebilir bir şey olduğu şeklinde yanlış bir izlenim vermek istemiyordum ama hikâyeye umutsuz bir son vermek de zordu. Fakat filmin pozitif yönlerinin, seyircilerin hikâyeyle ilişki kurmasına ve nihayetinde filmi izlerken zevk almasına yardım ettiğini düşünüyorum.

Krallık içerisinde yaşayan insanların filme verecekleri tepkileri görmek için heyecanlanmıştım. Filmi Krallık’taki birçok farklı kültür merkezi ve elçilikte gösterdik ve Dubai Uluslararası Film Festivali’nde prömiyer yaptık. Tüm dünyada Suudilerin perdelere ve festivallere gittiğini görmek beni o kadar mutlu etti ki… Suudi bir öğrenci bir gösterimde bana şunu söyledi: “Artık bir Amerikalının sinemada bir Amerikan filmi izlerken ne hissettiğini biliyorum.” Bu beni gururlandırdı ve duygulandırdı.

Genç Suudi kadınlardan da pek çok olumlu tepki aldım. Bana filmi ne kadar sevdikleri ve kendilerini filmle ne kadar ilişkilendirdikleriyle ilgili mesajlar ve tweetler atmaları benim için o kadar çok şey ifade ediyor ki… Dolayısıyla bu da halkın genel algısının olumlu olduğuna dair ilk işaretti. Filmden kısa bir süre sonra da Suudi Arabistan’da kız çocuklarının bisiklet sürmesine izin veren bir yasa değişikliği yaptılar ve bu heyecan verici bir gelişmeydi.

“Suudi Arabistan’da kadın olmak zor”

Batılı izleyiciler Suudi Arabistan’da yaşayan kadınlar hakkında genel bir anlayışa sahipler, fakat Krallık’ta yaşayan kadınların gündelik yaşamı hakkında çok şey bilmiyorlar. Suudi Arabistan’da kadın olmak zor ve ben dünyanın ülkemdeki kadınların ne kadar güçlü olduğunu bilmesini istiyorum.Yanlış kanılar var mı yok mu emin değilim, fakat insanların Suudi kadınlarının ne kadar güçlü olduğunu kavradığını sanmıyorum. Güçlü ve arsızlar ve yeni neslin dünyaya açılan bir penceresi ve yeni bir bakışı var. Toplum içerisindeki statülerini, benim neslimin asla tahayyül edemediği şekillerde geliştirme salahiyetine ve motivasyonuna sahipler. Hayatta kalma becerisine de sahipler.

“Gelenek ve modernite arasındaki etkileşim büyük hikâyeler için yeterli miktarda gerilim yaratıyor”

Mary Shelley adlı bir filmi henüz bitirdim; film Eylül ayında Toronto Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapacak. Ayrıca Cara Hoffman’ın romanı “Be Safe I Love You” uyarlaması üzerine çalışıyorum. Kitap, Irak’tan dönen ve ailesini güvende tutmak için mücadele eden Amerikalı kadın bir askerin hikâyesini anlatıyor. Kitaba âşık oldum ve film de beni çok heyecanlandırdı.

“Miss Camel” adlı bir Suudi filmi üzerine de çalışıyorum; film “MissCamel” güzellik yarışında rekabet etmek isteyen bir deve hakkında. Krallık’ta kadınların kendilerini algılama ve kendi arzularını şekillendirme biçimlerini ele alan eğlenceli bir hikâye. Suudi Arabistan’da olabildiğince çok film çekmeye devam etmeyi umuyorum. Dramaya o kadar uygun bir ortam ki ve henüz anlatılmamış o kadar çok hikâye var ki… Gelenek ve modernite arasındaki etkileşim büyük hikâyeler için yeterli miktarda gerilim yaratıyor.