Anlatacaklarım yüzünden deşifre edemeyeceğim, güneye inerken uğradığım mütevazı bir dinlenme tesisinde çekmiştim bu duvarın ve asıl önemlisi duvardaki maşallahların fotoğrafını.

Tesadüfen ihtiyaç molası için durduğum bu yerde nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde, kendimi bir kilo keçiboynuzu pekmeziyle sıra beklerken bulduktan sonra kesinlikle ikna kabiliyetinin yüksek olduğuna inandığım bir gençle sohbet ederken dikkatimi çekmişlerdi ilk olarak.

“Maşallah,” dedim. Ne için söylediğimi anlamaya çalışırcasına etrafında nazar değmeyecek güzellikte bir şeyler aramıştı ki, merakını giderdiğim anda artık ikimizde aynı yöne, duvardaki maşallahlara bakıyorduk. “Satılık mı bunlar?”

Ayak üstü bana pekmez satan gencin, duvardaki sıradan maşallahlar için, “Kesinlikle olmaz abi, onlar satılık değil,” demesi içime kurt düşürmüştü. Bunu söyler söylemez kaçarcasına yanımdan ayrılmasıyla az önce ilk ısırığını aldığım merak duygusu sürünerek mideme ulaşmış, hafif sancılarla beynimi tehdit etmeye başlamış, cevap bulamadığı durumda ise huzur vermeyeceğinin sinyalini vermeye başlamıştı.

Ya bu tırtıllar kelebek olmazsa?

Sorularıma cevap bulamama düşüncesinin tedirginliğiyle bu sefer onun yanına gittim. Biraz ısrar, biraz sempatiklik, en çok da 3 kilo daha pekmez almamın karşılığında o maşallahları neden satmayacağını anlattı.

“Bunlar gerçekte solarize edilmiş, kriptonik şarj üniteleri,” dediğinde, ilk tepkim sadece, “Pardon?” olmuştu.

“Onlar uzaylılara ait abi ama bildiğin uzaylılara değil, artık bizim dostumuz olanlara aitler,” dediğinde, ben bildiğim uzaylı olup olmadığını düşünüyordum. Bir şekilde yıllar önce bu topraklara gelip kalan dünya dışı varlıkların atmosferimizde sağlıklı bir şekilde yaşayabilmeleri için doğrudan güneş ışığına temas etmemeleri gerekiyormuş. Hâlâ güneş ışığında uzun süre kalamasalar da rahatlıkla yaşayabilecekleri özel bir kıyafetle bu sorunlarını çözmüşler. Dostlarımızın kıyafet konusundaki tek problemlerinin kendilerini güneşten koruyan bu giysinin ironik biçimde güneş ışığıyla şarj oluyor olmasını dinlerken satın almadan önce tattığım pekmezin etkisiyle halüsinasyon görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordum.

Meğer hikâye de burada başlıyormuş. Uzaylı dostları bu şarj ünitelerini güvenli bir şekilde onlar adına doldurmaları karşılığında onlara meğer bu pekmezleri getiriyorlarmış. Bunu duyar duymaz az önce içtiğim pekmezden daha da şüphelenircesine öyle bir tırstım ki, yüzümün ortasında kendiliğinden kocaman bir soru işareti dövmesi belirdi sanki. Bizim genç de tedirginliğimi görür görmez açıklama yaparak beni rahatlatmaya çalıştı.

“Tabii ki pekmezi uzaydan getirmiyorlar abi,” dedi, “adamlar gezegenlerine dönemiyor ki, artık bizim köylü oldular bile,” diye gülerek devam etti. Meğer pekmezi de başka bir köyden alıyorlar, onlara da ihtiyaçları doğrultusunda başka şeyler götürüyorlarmış.

Uzaylılara bak sen! Muhtemelen Lidyalılar döneminden sonra dünyamıza ziyaretlerine uzun bir ara vermiş olmaları lazım ki hâlâ takas yöntemiyle ticaret yapıyorlar. Belki de geleceğin ticaret yöntemi yine budur, kim bilir…

Anlayacağınız, gündüzleri duvarda maşallah görünümüyle asılı durup şarj olan bu üniteleri geceleri gelip alıyor ve bu topraklarda kendi gizli hayatlarına devam ediyorlarmış. Gözümde canlanan “maşallah takan uzaylı” cümlesini düşününce istemsiz gülmeye başlıyordum. Toparlanmak adına, “Peki, maşallahların yanında asılı olan, balık ve kuş gibi olanlar, onlar nedir, onlar da şarj mı?” diye sordum.

Uyuyan satıcıyı uyandırmış olmalıyım ki, “Onlar gerçekten dekor abi ben yaptım, çok beğendiysen bak onları sana satabilirim,” cümlesini daha tamamlamadan, çoktan teşekkür ederek elimde 4 kilo pekmezle uzaklaşmaya başlamıştım bile.