Canım İstanbul’un güngörmüş, köklü semtlerinden biri, Beylerbeyi. İskelenin de olduğu küçücük meydanıysa balık lokantaları ve kafeleriyle ünlüydü hep. Onlar hâlâ popüler ama bir yer var ki kısa sürede nam saldı. İnciraltı Meyhanesi’dir adı, siz de aklınızın bir köşesine yazıverin…

Karşının çocuğu olamadık, belki de bu yüzden biraz güdük kaldık hep. Oysa o kadar güzel, o kadar nezih yerler var ki… Benim gibi çok geçmiyorsanız Anadolu yakasına, çok şey kaçırıyorsunuzdur vesselam. Neyse, “Zararın neresinden dönülse kârdır,” demiş atalarımız. Geç olsun, güç olmasın. Beylerbeyi’ne vardığımda aklımdan bu düşünceler geçiyordu işte…

İnciraltı Meyhanesi’ne gelmiştim. İçeri girip de arka taraftaki kış bahçesine adımımı attığımda yüreğimi bir ferahlık, huzur kapladı hemen. Yaşı 50’yi çoktan geçmiş bir incir ağacı karşılıyor sizi bahçede ve envai çeşit çiçekle ıhlamur ve erik ağaçları.

İnciraltı Meyhanesi, 100 yılı deviren eski bir Rum evinin restorasyonu sonrası kapılarını açmış. Çok da eski değiller ama kısa sürede kulaktan kulağa yayılmış adları. Öyle ki, bana karşıda meyhane öneren tüm dostlarımın dilindeydi. Sağ olsunlar, tavsiyelerine uydum da sayelerinde İnciraltı’yla tanıştım.

Bu şık İstanbul meyhanesinin yaratıcıları, Ertuğrul Çalak ve Yusuf Şimşek. Ertuğrul Bey, eski gazeteci; benim gibi. Benden bir önceki kuşağa mensup ama. Basının bugünlerde yaşadığı durumu önceden görüp ayrılmış sektörden. Liseden arkadaşı Yusuf Bey’le girmişler bu işe. Başlangıçta bayağı bir zorlansalar da sonunda başarılarının meyvelerini toplamaya başlamışlar. Ve bunu reklamsız, ilansız başarmışlar. Ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılmış namları…

Türk, Kürt, Ermeni, Yahudi
ve Rum mezeleri bir arada

İnciraltı Meyhanesi, örneğine pek rastlanmayan bir mutfağa sahip. Yüzlerce yıllık İstanbul lezzetlerini aslına uygun reçetelerle müşterilerine sunmaya çalışıyorlar. Mönüde Osmanlı Saray Mutfağı’ndan balık turşusu da var, Ermeni Mutfağı’nın önemli lezzetlerinden dalak dolması da, Rumlardan beyinli gerdan da var, Antakya’dan turunç tatlısı da, ev yapımı likörler de… Böylesine komplike bir mutfağı yaratmanın yanı sıra her gece aynı nefasette ürün çıkarmanın zorluğunu bir düşünün. İnciraltı Meyhanesi, bu zorlu görevinden altından başarıyla kalkıyor.

Balık turşusu, köpoğlu mancası, çerkeztavuğu, lakerda söylüyoruz. Beyazpeynir, rakı masasının olmazsa olmazı. Üzeri bol beyaz peynirli roka-domates salatasını da unutmamalı…

Mezelerin her biri vasatın çok çok üzerinde lezzette. Liste çok uzun, yerim dar, o yüzden siz gittiğinizde ayrıntılı olarak inceleyin lütfen.

Keyfimiz gıcır

Derin bir arşiv taramasının ardından oluşturulan mönünün devamı da ilginç: İşkembe kızartma var mesela, uskumru ve dalak dolmasıyla beyin tava da listede.
Bir de tereyağında karides söylüyoruz, ardından da tekir tava. Tekirler çok lezzetli, ne de olsa tam mevsimi. Ustaca kızartmışlar bu kez, içleri sulu kalmış.
Ana yemeklere baktığınızda yine o çokkültürlülüğü görmek mümkün. Etli enginar kalbinden hurma kebabına, pırasa köftesinden uykuluğa farklı yemekler sizi bekliyor.

İncelikler yüzünden…

Girişle üst katı eski İstanbul fotoğraflarıyla Osmanlı gravürlerinin süslediği bu sıcak, samimi geleneksel İstanbul meyhanesini kişisel listemin ilk sıralarına yerleştirdim. Sadece lezzetli mutfağı, iyi servisi, ambiyası için değil, bana yaşattığı duygular için. Sözgelimi, rakıyı Ata kadehlerde dantel zarflarla servis etme şıklığını düşündükleri için. Bu bile yeterli. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere…

Not: Bir zamanlar İstanbul beyefendileri, meyhaneye eşlerinin ördüğü dantel zarflarla giderlermiş. Masaya oturduklarında bu zarfları ceplerinden çıkarıp kadehlere geçirirlermiş. Sadece şık görünmek değilmiş amaç; dantel zarflar, kadehi tutan elin ısısıyla rakının ısınmasını önlermiş… Eski zamanlar güzelmiş velhasıl kelam…

Adres: Arabacılar Sok. No: 4 Beylerbeyi/İstanbul
Tel: 0 216 557 66 86
www.inciralti.com.tr