Sabahın köründe, daha afyonum patlamamış bir halde otobüs durağında dikilirken kulağımın dibinde patlayan, “Duydun mu?” sorusuyla neye uğradığımı şaşırdım. Kendimi toparlayınca bu densizin hemen her sabah durakta yaptığı gevezeliklerle beni canımdan bezdiren zat-ı muhteremlerin en ünlüsü olduğunu fark ettim.

Uykulu gözlerimi açarak, “İnsan önce bir selam verir,” desem de, dediğimi duymazdan gelerek konuşmasını sürdürdü gerzek:

“İyi yırttık valla!”

Sabah sabah neden yırtmış olabilirdi ki bu geveze acaba?

“Neyi duydum mu? Neden yırttın?” diye iki soru sıraladım sürekli tıraş olmaktan yıpranmış suratına karşı.

“Dün gece savaşın eşiğinden dönmüşüz,” diye yanıtladı sorularımı.

Sorudan bol ne vardı! “Hangi savaşın?” diye bir yenisiyle karşılık verdim.

“Birinci Dünya Savaşı’nın değil herhalde!” diye küstahça bir giriş yaptıktan sonra, “Batıdaki komşumuzla yapacağımız savaşın eşiğinden dönmüşüz,” diye devam etti.

“İyi de onu geçen ay dönmemiş miydik?” deyiverdim hemen.

“Hayır, geçen ay kuzeydoğudaki komşumuzla savaşın eşiğinden dönmüştük.”

Valla bu aralar o kadar çok savaşın eşiğinden dönmüştük ki ülke olarak, artık ben de karıştırmaya başlamıştım. Çünkü başkan neredeyse canı sıkıldıkça savaş ilan ediyordu başka ülkelere. Üstelik bu ülkeler sadece komşu ülkeler de değildi.

Bir keresinde hiç komşumuz olmayan bir ada ülkesine bile savaş ilan etmişti. Bu ada ülkesi bize yerkürenin en uzak ülkesiydi; turizmi ve darbeleriyle ünlüydü. Başkanımız katıldığı uluslararası kısır günlerinin birinde, soğuk ve iğrenç espriler yapmış bu ada ülkesiyle ilgili. Tabii o sırada oradan geçen adalı bir yetkili bunu duyuyor ve liderlerine hemen haber veriyor. Ada ülkesinin lideri hemen adamlarıyla bizim başkanın yanında bitiyorlar.

Ada ülkesinin lideri, “Adama laf söyletmem arkadaş!” diyerek tepki gösteriyor bizim başkana. Ama başkanımız da boş durmuyor, ada ülkesinin liderine, “Adam mısın lan sen? Yedik mi adanı?” diye çıkışıyor. Sonra tabii bu ağız dalaşı kavgaya dönüşüyor. Ama iş bununla sınırlı kalmayıp daha da büyüyor: Bizim başkan bu ada ülkesine savaş ilan ediyor. Ama ilanıyla kalakalıyor. Çünkü araya girenler bu savaşın anlamsızlığına bir şekilde başkanı ikna etmeyi başarıyorlar.

En çok güldüğüm ise başkanın bir keresinde hayali bir ülkeye, olmayan bir ülkeye savaş ilan etmesiydi. Valla, şu yeteneksiz danışmanlar insana neler yaptırıyor!

“E, bu kez ne olmuş peki?” diye sordum karşımdaki gevezeye. Ama yanıtı duraktaki kıvırcık saçlı genç verdi. Demek ki çaktırmadan bizi dinliyormuş.

“Başkanımıza yan gözle bakmış!”

“Kim?”

“Batı komşumuzun başbakanı.”

“Nerede?”

“7. Geleneksel Uluslararası Çiğ Köfte Partisi’nde.”

“Başkanımız çiğ köfte sevmez diye biliyordum ama.”

“Kısır günü iptal olunca, ‘Aç kalmayalım, ne yapalım çiğ köfteyle idare edelim,’ demiş.”

“Hım… E, sonra?”

“Eesi, başkanımız da durur mu? ‘Sen bana nasıl yan gözle bakarsın!’ diyerek batı komşumuzun başbakanına uçan tekme atmış. Ardından bir aparkat, sonra bir sol kroşe. Ancak bunlarla da yetinmemiş olacak ki başkan, üstüne komşumuza cila niyetine bir de savaş ilan etmiş.”

O sırada yanımızda dikilen sarkık bıyıklı adam lafa girdi.

“İyi de o da başkanımıza yan gözle bakmasaydı.”

“Tamam ama yan gözle baktı diye de adama uçan tekme atılmaz ki, hadi uçan tekme atıyorsun anladık da aparkat neyin nesi? Hadi onu da anladık tamam diyelim ama sol kroşenin açıklaması ne kardeşim?” diye itiraz ettim.

“Haklısın, hadi uçan tekme atıyorsun, aparkat vuruyorsun, sol kroşe çakıyorsun, tamam, anladık da niye bir de üstüne cila olarak savaş ilan ediyorsun?” diyerek bana destek çıktı sarışın bir kadın.

Bizim geveze, “Neyse ki araya girenler olmuş da ayırmışlar,” dedi.

Duraktaki kalın çerçeveli gözlükleri olan adam sevinçle konuştu:

“Gerçekten iyi yırttık!”

Derken topsakallı bir adam topa girdi:

“Bence bu işin arkasında silah tüccarları var.”

“Nasıl silah tüccarları?” diye hep bir ağızdan tepki verdi birkaç kişi.

Topsakallı kendinden gayet emindi:

“Başkanı savaş çıkarması için ikna etmeye çalışıyorlarmış. Epeydir bu konuda lobi faaliyetleri yürütüyorlarmış.”

“İyi de niye böyle bir şey yapsınlar?” diye tepki verdi biraz önce şaşıranlardan biri.

Topsakallı inatçıydı:

“Silah tüccarları, ‘Silah satışlarımız epeyce düştü Sayın Başkan. Yap bir kıyak da bize, savaş başlat, silah satışlarımız patlasın,’ diyorlarmış. Başkan, ‘Durduk yerde nasıl savaş çıkartırım?’ dese de silah tüccarlarını ikna edemiyormuş. Silah tüccarları, ‘Ne yap et bir savaş çıkar, yoksa bizi sevmiyor musun caniko?’ diyorlarmış.”

“Hah, geldi otobüs!” dedi, deminden beri elleri cebinde bizleri dinleyen kaytan bıyıklı adam.

Dikkatler durağa yanaşan halk otobüsüne çevrildi. Savaş, başkan vb. unutuldu. Otobüse binerken kısa süreli bir sıra tartışması yaşandı. Tam boş bir koltuğa oturmuştum ki gevezenin de otobüse bindiğini fark ettim. Oysa onun binmeyeceğini sanıyordum. Çünkü o hep başka otobüse binerdi. Umarım bana otobüste de bulaşmaz diyerek kafamı camdan dışarı çevirdim. Otobüs bir süre sonra hareket etti. Birkaç durak gitti. Tabii ben bu arada daldım, gittim, gevezeyi mevezeyi unuttum. Ta ki ineceğim durağa sekiz durak kalana kadar. Otobüs hareket edeli neredeyse kırk dakika olmuştu. Ben oturduğum koltukta dalgın dalgın gidiyordum, birden geveze dibimde bitti.

“Baksana biraz önce doğudaki komşumuzla savaşın eşiğinden dönmüşüz.”

Aynı gün içinde iki kez savaşın eşiğinden dönmek! Olacak iş değildi.

“Şaka yapıyorsun artık!” diye tepki gösterdim.

“Şaka değil arkadaşım, gerçek.”

Yüzüne baktım. Ciddi görünüyordu.

“Nereden duydun?” diye sordum.

“Baksana sosyal medya bununla çalkalanıyor,” diyerek elinden hiç düşürmediği akıllı telefonunu gösterdi.

“Haber ajansları son dakika gelişmesi olarak duyuruyorlar. Hatta birazdan hükümet sözcüsü açıklama yapacakmış.”

“Ne olmuş peki, yani neden savaş noktasına gelmişiz doğudaki komşumuzla?”

“Doğudaki komşumuzun dışişleri bakanı bizim dışişleri bakanımıza önce ‘sibop’ demiş.”

“Sibop mu?” diye sorduk hep bir ağızdan şaşkınlıkla orada bulunanlar.

“Durun canım, sadece sibop dese gene iyi.”

“Nasıl yani, daha başka şeyler de mi demiş?” diye sordum.

“Dememiş ama daha ayıp bir şey yapmış.”

“Ne gibi?”

“Ne gibi olacak, ortaparmak işareti yapmak gibi.”

“Oha!” dedik hep bir ağızdan.

“Peki, nerede yapmış?” diye lafa girdi ağzı açık bir şekilde ayakta duran palabıyıklı bir yolcu.

“Dışişleri Bakanları 28. Geleneksel Bekarlığa Veda Partisi’nde,” diye yanıt verdi geveze.

“Bunu duyan başkan da kızmış, ‘Benim dışişleri bakanıma nasıl ortaparmak işareti yaparlar, nasıl sibop diye hakaret ederler? Ben onlara işaretin de hakaretin de kralını yaparım ama terbiyem müsaade etmez!’ diye tepki göstermiş. Ardından da kırmızı başlıklı kızların hazır hale getirilmesi emrini vermiş.”

“Kırmızı başlıklı kızlar?” diye sordu deminden beri sırtı otobüs camına yaslı bir halde yolculuk eden güneş gözlüklü adam.

Öykünün devamı burada.

Görsel: Reuters/Jason Reed