Halk Otobüsünde Savaş -1 burada.

“Bilirsin başkanımız nükleer başlıklı füzelerimizi kızları gibi sever. Füzelerin başlıkları kırmızı olduğu için, onlara kırmızı başlıklı kızlarım der.”

“Hiç duymamıştım ama neyse.”

“Ama tabii yine birileri araya girip engel olmuş. ‘Yapmayın etmeyin Sayın Başkan, pire için yorgan yakmayın,’ demişler.”

“Bence bu işin arkasında ilaç şirketleri var,” diye aynı duraktaki gibi yine topa girdi topsakallı adam.

“İlaç şirketleriyle ne ilgisi var?” diye sordu bir kadın yolcu.

“İlaç şirketleri başkana savaş çıkarması için baskı yapıyorlarmış.”

“Neden ki?”

“Çünkü satışları düşmüş. ‘Savaş çıkarsa bol bol ilaç satarız,’ diyorlarmış. Bu yüzden de başkanı savaş çıkarması için kışkırtıyorlarmış. Tabii başkan, ‘İyi de durduk yerde niye savaş çıkartayım?’ diyormuş ama ilaç şirketlerine laf anlatamıyormuş. İlaç şirketleri, alınıp, ‘Yoksa bizi sevmiyor musun şekeeer?’ diyorlarmış başkana.”

“Neyse savaş çıkmadığına göre ilaç şirketleri avcunu yalamış,” diyecek oldum.

Sanki hazırda bekliyormuş gibi, “Sen öyle san!” demesin mi arkalarda duran keçisakallı bir adam.

“Bak, şimdi düştü ajanslara. Okuyayım da dinleyin! ‘Güney komşumuzla savaşın eşiğine geldik. Güney komşumuzun liderinin oğlu başkanımızın kızına laf atınca başkanımız buna dayanamayarak güney komşumuzla savaş ilan etti. Bütün askeri birlikler teyakkuz halinde saldırı emrini bekliyorlar.”

“Vay be, kız meselesi de savaş gerekçeleri arasına girdi ya? Bunu da gördüm ya, artık gam yemem.”

“Nerede laf atmış peki?”

“Güney komşumuzun oğlunun 20. Geleneksel Doğum Günü Partisi’nde.”

“İyi de oğlanın kazmanın teki olduğunu bilmiyor muymuş, başkanın kızı? Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”

Topsakallı gene topa girdi:

“Bence bu savaşın ardında inşaat sektörü var.”

“Ne alaka ya?”

“Olur mu canım? İnşaat sektörü işverenleri, başkanı uzun süredir sıkıştırıyorlarmış. ‘Sayın Başkan, bir savaş çıkartmadın ya!’ diye söylenip duruyorlarmış.”

“İyi de ne çıkarı var kardeşim, inşaat sektörünün savaştan?”

“Çok çıkarı var. Bu yüzden başkana, ‘Savaş çıkart da yıkılan binaları yeniden yapalım. Paraya para demeyelim. Söz, çıkartırsan sana bir rakı ısmarlarız,” demişler. Tabii başkan direnmiş, “Ya, durduk yerde niye savaş çıkarayım?’ demiş. İnşaat sektörü hemen, ‘Bizi sevmiyor musun başkanım?’ diye duygu sömürüsüne başlamış. Bence bu savaş, o savaş!”

“Durun durun! Savaştan vazgeçilmiş,” diye araya girdi kızıl sakallı biri. “Bakın yeni düştü internete.”

“Nasıl vazgeçilmiş?” diye sordu merakla patates burunlu biri.

“Gene birileri araya girip tarafları ikna etmiş. Sadece su savaşı ile yetinecekmiş taraflar.”

Şaşkınlık içindeydim:

“Su savaşı mı?”

“Evet,” dedi kızıl sakallı adam. “Temsilen taraflardan onar kişi karşı karşıya geçip önce içi su dolu balonlarla birbirlerini ıslatacaklar, daha sonra da uzun menzilli su tabancalarını devreye sokarak birbirlerini ıslatma işine yeni bir soluk getireceklermiş.”

“Ulan, savaşın da iyice suyu çıktı!” diye söylendi cam kenarında deminden beri tırnağını yemekle meşgul olan dişlek adam.

İneceğim durağa bir varabilseydim keşke savaş çıkmadan, diye düşüne düşüne birkaç durak daha gittim otobüsle. Ama çok geçmedi yeni bir savaş haberiyle sarsıldım. Haberi gene geveze verdi:

“Kuzey komşumuzun başbakanı bizim başbakana omuz atmış 18. Geleneksel Ülkelerarası Tanışma Pikniği’nde. Bunu duyan başkan hemen savaş ilan etmiş, ‘Ulan benim başbakanıma nasıl omuz atarsınız?’ diye. Kuzey komşumuzun başbakanı, ‘Bilerek olmadı kardeşim, bilerek ben neden başbakana omuz atayım!’ diye yanıt vermiş.”

“Bence bu işin arkasında otomotiv sektörü var,” dedi topsakallı. Daha lafını bitirmemişti ki suratında bir tokat patladı:

“Ulan, ne ilgisi var otomotiv sektörünün!”

Bunu söyleyen kişi aynı zamanda tokatı atan siyah takım elbiseli kel kafalı bir adamdı.

Bu sırada topsakallının suratında ikinci bir tokat daha patladı:

“Ulan, deminden beri kendimi zor tutuyordum. Sadece otomotiv sektörü değil ki. Silah tüccarlarının da bir ilgisi yok zaten.”

Bunu diyen de ikinci tokadı patlatan kişiydi.

O sırada topsakallının suratında üçüncü bir tokat patladı:

“Sadece otomotiv sektörü veya silah tüccarları değil, ilaç şirketlerinin de bir ilgisi yok zaten.”

Bunu diyen de üçüncü tokadı patlatan kişiydi. Üstelik bu bir kadındı. Derken topsakallının suratında dördüncü bir tokat patladı.

“Otomotiv sektörünün, silah tüccarlarının, ilaç şirketlerinin bir ilgisi var mı bilemem ama inşaat şirketlerinin bir ilgisi olmadığına dair kalıbımı basarım.”

Bunu diyen de dördüncü tokadı patlatan kişiydi.

Bu arada peş peşe tokatları yiyen topsakallı, serseme dönmüştü. Olduğu yerde yığıldı kaldı bir süre.

Bense olaya müdahale ettim hemen:

“Siz niye itiraz ediyorsunuz ki?”

İlk tokadı atan yanıt verdi:

“Niye olacak, içinde beş on tane otomobil bulunan bir oto galerim var benim. Savaş isteyecek kadar neden şerefsiz olalım?”

Oto galericiliği neydi ki koskoca otomotiv sektörünün yanında! O yüzden galericinin tepkisi çok anlamsızdı.

İkinci tokadı atana döndüm:

“Siz?”

“Benim de oyuncak dükkânım var. Dükkânda oyuncak silahlar satıyorum. Savaş isteyecek kadar şerefsiz birine benziyor muyum?”

Oyuncak silah esnaflığı neydi ki koskoca silah tüccarlığının yanında? Hoş, oyuncak silah satmakla gerçek silah satmak da aynı şey değildi nitekim. Bu yüzden oyuncakçının aşırı tepkisini akılla açıklamak mümkün değildi.

Üçüncü tokadı atana döndüm:

“Ya siz?”

“Ben de inşaatta ameleyim. Savaş isteyecek kadar şerefsiz değiliz. Ekmek yediğim sektöre laf söyletmem.”

İnşaatta çalışan bir amele neydi ki koskoca inşaat sektörünün yanında? O yüzden amelenin alınmasına hiç gerek yoktu. Amelenin tavrını gerçekten anlamak mümkün değildi.

Dördüncü tokadı atana döndüm:

“Peki, siz?”

“Ben de eczacıyım. İlaç şirketlerinin ne işi olabilir savaşla? O kadar şerefsiz değiliz.”

Bir eczacı esnafı neydi ki koskoca ilaç şirketlerinin yanında? O yüzden eczacı kadının alınmasına hiç gerek yoktu. Doğrusu bu alınmaya, akıl sır erdirememiştim.

Aslında galeri sahibi, oyuncakçı, amele, eczacı kadın hepsi kraldan daha kralcıydı. Kraldan daha kralcılar yüzünden halk otobüsünün içi savaş alanına döndü bir anda. Çünkü benim konuşmamın bitmesinin ardından topsakallı kendini toplayıp karşı saldırıya geçti. Bir anda ona destek verenlerle karşı çıkanlar birbirine girdi.

“Durun, yapmayın etmeyin, siz kardeşsiniz!” dedim ama beni dinleyen kim? Savaş başlamıştı bir kere. Tüm araya girme, ayırma çabalarım sonuçsuz kaldı.

Nasıl düşmüştüm bu savaşın ortasına?
Peki, kim vardı bu savaşın arkasında?
Hangi sektör, hangi lobi?

Sorular çoğaldıkça daralmaya, boğulmaya başladım. Bu duruma katlanamayıp ineceğim duraktan, üç durak önce indim otobüsten. O kadarını yürümeyi göze aldım artık. Ne olacak canım spor olur hem… Hem, savaş olmasın da!

Bak işte, şimdi gene aklıma geldi, başkanın hayali bir ülkeye savaş ilan etmesi.

Tutmayın beni, güleceğim gene şimdi.