Tüm zamanların en başarılı opera ve balelerine ev sahipliği yapan Royal Opera House gösterimleri sezon boyunca Zorlu PSM Studio ekranlarında sanatseverlerle buluşacak. 

23 Ekim 2017
The Magic Flute

Prof. Dr. Yekta Kara’nın Sunumuyla..

Mozart’ın görkemli operası The Magic Flute, John McFarlane’in güzel setleri ile David McVicar’ın büyüleyici prodüksiyonu ile canlandı.

Prens Tamino, Gece Kraliçe’sine kızı Pamina’yı sihirbaz Sarastro’dan kurtaracağı konusunda söz verir. Görevine, kuş yakalayıcı Papageno eşliğinde başlar ama her şey göründüğü gibi değildir…

David McVicar’ın klasik üretimi hem Mozart’ın eserinin ciddiyetini ve komedisini muhafaza etmeyi başarıyor. Seyirciler balenin dans eden hayvanlar, uçan makineler ve göz kamaştırıcı bir gökyüzüne sahip fantastik dünyasına taşınır.

Gece Kraliçesi’nin havaifişeklerinden, Tamino ve Pamina romantik düetlerine ve Papageno’nun samimi neredeyse halk şarkılarına benzeyen aryalarına kadar, tüm yapı Mozart’ın kaleidoskopik bestesi için harika bir arka fon oluşturuyor.

Bir komedi olmanın yanı sıra Sihirli Flüt Mozart’ın manevi inançlarının da bir ifadesidir: bilgelik ve erdem arayışı içindeki aydınlanma endişeleri bu büyüleyici masalın kalbinde yer alıyor.

30 Ekim 2017
La Bohème

Prof. Dr. Yekta Kara’nın Sunumuyla..

Parasız şair Rodolfo, terzi Mimì ile karşılaştığında, bir anda âşık olurlar. Fakat Rodolfo Mimì’nin ölümcül bir hastalığa sahip olduğunu öğrendiğinde mutluluklarına gölge düşer. Ünlü yönetmen Richard Jones (Boris Godunov, Il trittico) Puccini’nin La bohème‘ine yeni bir prodüksiyon ile hayat veriyor. Opera, 19. yüzyılın başkenti olan Paris’in bohem mahallerinde var olan bir grup genç sanatçının hikayesini, tutku, komedi, trajedi ve zekâ dolu bir yaklaşımla anlatıyor.

Jones, Stewart Laing’in görkemli, stil sahibi 1850’li yıllarda görselleştirdiği bu çok sevilen esere kendi keskin yorumunu katıyor. Unutulmaz bir müzik ve günlük hayattan esinlenen bir aşk hikâyesi ile Puccini’nin bohem Paris’teki romantik tasviri, La bohème‘i tüm operalar arasında en sevilenlerinden biri konumuna getiriyor.

27 Kasım 2017
Alice’s Adventures in Wonderland

Güneşli bir öğleden sonra, bir bahçe partisinde Alice, ailesinin arkadaşı Lewis Carroll’un beyaz bir tavşana dönüşmesini şaşkınlıkla izler. Onu bir tavşan deliğine kadar takip ettiğinde olaylar sadece daha da ilginç bir noktaya gelmeye başlar.

Alice, Harikalar Diyarı’nda yolculuk ederken, sayısız tuhaf yaratıklarla karşılaşır. Hırsızlık yaptığı için kaçan Kupa Valesi, onun ayaklarını yerden keser. Karışıklık üstüne karışıklık…Sonra Alice birden uyanır. Bunlar hepsi bir hayal miydi?

Christopher Wheeldon’ın Alice’s Adventures In Wonderland için tasarladığı yaratıcı koreografi; renkleri ve sahne büyüsünü bir araya getiriyor. Talbot’un bestesi, çağdaş sesleri, 19. yüzyılın bale bestelerine selam eden ezgilerle birleştiriyor. Bob Crowley’in yaratıcı, göz kamaştırıcı tasarımları, kuklacılıktan, projeksiyonlara kadar Wonderland’ı olağanüstü hale getirmek için her şeyi kullanıyor.

Birbirinden renkli karakterlerin yanı sıra, bale, Lewis Carroll’un hikâyesinin daha karanlık akımlarından da kaçınmıyor: Kâbus gibi bir mutfak, anlaşılamaz bir şekilde parçalanmış bir Cheshire Kedisi ve çılgın bir çay partisi. The Royal Ballet’in sınırlarını en iyi şekilde gösteren bale, büyüleyici bir aile eğlencesi ile birinci sınıf bir dansı birleştiriyor.

22 Ocak 2018
The Nutcracker

Ernst Theodor Amadeus Hoffman’ın kısa hikayesi The Nutcracker and the Mouse King’in üzerine Pyotr Ilyich Tchaikovsky’nin bestelediği, koreografisi Marius Petipa ve Lev Ivanov tarafından hazırlanan bale, dünyanın en çok sahnelenen bale eserlerinden biri olma özelliğine sahip.

Tarihte ilk kez 18 Aralık 1892’de St. Petersburg’daki Mariinsky Theatre’da sahnelenen ve bu performansının ardından büyük sükse yapan Tchaikovsky’nin görkemli eseri, dünyanın pek çok farklı ülkesinde sahnelenmeye başladı. Fındıkkıran Balesi olarak dilimize çevrilen eser, bir dönem Amerikan tiyatrolarının bilet satış gelirinin yüzde 40’ını oluşturuyordu.

Zamanının çok ötesinde ve çığır açıcı bir bale gösterisi olarak tanımlanan The Nutcracker; Trepak, Waltz of the Flowers ve March and Dance of the Sugar Plum Fairy isimli besteleriyle de hafızalara kazınmayı başardı. Tchaikovksy’nin Paris’te keşfettiği çelesta enstrümanıyla yaratılan melodiler, Sugar Plum Fairy karakteriyle özdeşleşti.

Dünyaca ünlü eserin Royal Opera House gösterimi, Peter Wright’ın klasik The Royal Ballet uyarlamasıyla hayata geçiyor. 19. yüzyılın Noel ruhunu sahneye yansıtan ve bir klasik haline gelen yapımda Julia Trevelyan Oman’ın tasarımları kullanılıyor.

05 Şubat 2018
Rigoletto

Prof. Dr. Yekta Kara’nın Sunumuyla..

David McVicar’ın Verdi trajedisine hayat verdiği prodüksiyonun merkezinde masumiyetin yozlaşması var.

Özgürlükçü Mantua Dükü’nün soytarısı Rigoletto, Dük’ün kurbanlarından birinin babası tarafından, saygısız kahkahaları yüzünden lanetlenir. Dük, Rigoletto’nun kızı Gilda’yı baştan çıkarttığında, lanet etkisini göstermeye başlar…

McVicar’ın prodüksiyonu, Mantua’nın merkezindeki zulmün altını çiziyor. Operanın öne çıkan parçaları arasında: Dük’ün kadınlara olan kayıtsızlığını yansıtan coşkun “La donna è mobile”, Gilda’nın Rigoletto ve Dük’le zarif, planlı düetleri ve sesleri bir öykü olarak birbirine bağlayan muhteşem Act III quarteti yer alıyor.

Giuseppe Verdi, 1855’te Rigoletto‘nun “en iyi operası” olduğunu yazdı ve sahnelemek için devlet sansürünü aşmak zorunda kaldı. 1851’deki galasında gördüğü yoğun ilgi ve takdir ile bu savaşı kazandığını söylemek zor değil. Rigoletto günümüzün en popüler operaları arasında yer alıyor.

05 Mart 2018
Tosca

Prof. Dr. Yekta Kara’nın Sunumuyla..

Tosca, operanın en güzel akşamlarından biridir ve keskin açılış tonlarıyla siyasi istikrarsızlık ve tehdit dolu bir dünyanın resmini çizer.

Jonathan Kent’in The Royal Opera prodüksiyonu 1800’lerde Roma’nın siyasi türbülanslarını büyük bir incelikle ortaya serer. Polis Şefi, Scarpia -opera tarihinin en kötü karakterlerinden biri- devletin düşmanlarını takip eder ve acımasızca işkence yapar. Onun karanlık, şeytani müziği, “Vissi d’arte” ve “E lucevan le stelle” de dahil olmak üzere yüce arialardaki tutkularını ifade eden romantik aşıklar Tosca ve Cavaradossi’nin geniş ezgileriyle büyük bir tezat oluşturur.

Giacomo Puccini’nin dramatik eseri, 1900 prömiyerinde de izleyicilerin büyük takdirini toplamıştı. Tosca görkemli müziği ve heyecan uyandıran hikayesi ile hâlâ en çok sahnelenen operalardan biri olma özelliğini taşıyor.

02 Nisan 2018
The Winter’s Tale

Alice’in Harikalar Diyarı’ndaki başarısının üstüne inşa edilen The Winter’s Tale, muhteşem dansı anlattığı akıllı, seçkin ve duygusal hikâyesi ile eleştirmenler ve izleyiciler tarafından bolca övgü aldı. Artık modern bir bale klasiği olarak değerlendiriliyor.

Hikâye; kıskançlık, bir çocuğun terk edilmesi ve görünüşte umutsuz bir aşkı tüketerek biten bir evliliğin etrafında şekilleniyor. Yine de pişmanlık ve pişmanlık vesilesiyle -görünüşte mucizevi bir hayata dönüşten sonra- affetme ve uzlaşma ile bitmesinin hikâyesidir.

Bob Crowley’in güçlü tasarımları ve Joby Talbot’un atmosferik müziği ile The Winter’s Tale, ustaca tasarlanmış modern bir anlatı balesidir.

16 Nisan 2018
Carmen

Prof. Dr. Yekta Kara’nın Sunumuyla..

Carmen, hem Fransız besteci Georges Bizet’in hem de opera tarihinin belki de en çok bilinen eseri. Habanera ve Toreador Song gibi şarkılar, izleyicilerin bilincine başka hiç bir eserin başaramadığı kadar yer etmiştir.

Tutku, şehvet ve şiddetin muhteşem bir birleşimi olmasına rağmen, 1875 yılındaki galasında seyirciler tarafından fazla cüretkâr bulundu. Bizet kısa bir süre sonra öldü ve Carmen‘in elde ettiği muhteşem başarıdan asla haberdar olamadı; opera tek başına Covent Garden’da beş yüzden fazla kez sahnelendi.

Barrie Kosky tarafından Frankfurt Operası için yaratılan bu prodüksiyon, Carmen‘e yepyeni bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Dünyanın en çok aranan opera yönetmenlerinden biri olan Avustralyalı Kosky, Shostakovich’in The Nose eseriyle 2016’da dikkatleri üzerine çekti. Carmen için, Bizet’in yazdığı ama genellikle duyulmayan müzikleri ortaya çıkararak yeni bir versiyon geliştirdi ve operanın büyüleyici ana karakterlerinden birine yeni bir ses kazandırdı.

14 Mayıs 2018
Bernstein Centenary

Leonard Bernstein hem popüler hem de eleştirel beğeni toplayan ilk Amerikalı klasik bestecilerden biriydi. Bernstein’in ilham kaynakları oldukça eklektikti: caz, modernizm, Yahudi müziği gelenekleri ve Broadway müzikalleri bunlardan sadece birkaçı. Birçok bestesi dansa uygun olan sanatçı, Jeremy Robbins ile West Side Story ve Fancy Free gibi efsanevi işlere imza attı.

Bestecinin doğumunun yüzüncü yılında The Royal Ballet, Bernstein’ın müziğinin dinamik aralığını ve dans edilebilirliğini kutlamak için üç koreografını bir araya getirdi.

Program, Wayne McGregor ve Christopher Wheeldon’ın ilk Bernstein denemesinin dünya prömiyerini yansıtıyor. Programın kalbinde ise Liam Scarlett’ın 2014 yılında Bernstein’in varoluşçu Second Symphony’si için yaratılan The Age of Anxiety uyarlaması var.

21 Mayıs 2018
Macbeth

Prof. Dr. Yekta Kara’nın Sunumuyla..

Verdi’nin Shakespeare sevgisi, Macbeth ile başlıyor ve bu oyunu insanoğlunun yarattığı en harika şey olarak tanımlıyor. Librettisti Francesco Maria Piave ile Verdi sıradışı bir şey yaratmaya karar veriyor. Başarıları bestenin her adımında ortaya çıkıyor ve Verdi’nin şeytani bir enerji ile dolu, en teatral eseri olarak can buluyor.

Macbeth İskoçya Kralı tarafında savaşırken -bir grup cadı kendisinin kral olacağı kehanetini dillendirdikten sonra- Macbeth kral olmak için durdurulamaz bir istek duymaya başlar ve hem kendini hem de karısını korkunç bir yola sürükler. Cinayet, Macbeth’i kral yapar; entrika ve kasaplık onun kısa, lanetli döneminin işaretidir. Cadılar başka bir tahminde bulunurlar; o da gerçek olur: Macbeth ve eşi hayatını kaybediyor ve adalet geri getiriliyor.

Phyllida Lloyd’un 2002 The Royal Opera prodüksiyonu zengin, siyah, kırmızı ve altın renkleri ile üretildi. Cadılar tasarımcı Anthony Ward tarafından tuhaf, kırmızı-türbanlanmış kaderin temsilcisi olan yaratıklar olarak hayal ediliyor. Lloyd, Macbeth’in çocuksuzluğunu, korkunç olayların arkasında yatan karanlık üzüntü olarak tasvir ediyor. The Royal Opera’nın bu prodüksiyonu Verdi’nin 1865 yılındaki Paris düzenlemesini kullanıyor.

28 Mayıs 2018
Manon

Manon’un ağabeyi Lescaut, Manon Des Grieux’le tanışıp ona âşık olduğu sırada, onu en çok teklif veren kişiye vermek üzeredir. Manon ve Des Grieux Paris’e kaçar ama Manon, Mösyö G.M’nin ona sunduğu lüks hayata hayır diyemez. Lescauts’un cesaretlendirmesi ile Des Grieux, Mösyö G. M.’nin servetini elde etmek için bir kumar oyununda hile yapar ve yakalanırlar. Manon bir fahişe olarak tutuklanır ve New Orleans’a gönderilir ve Des Grieux de peşinden gider. Kaçarken Manon, yorgunluktan ölür.

Kenneth MacMillan’ın Manon için kaynağı, Massenet ve Puccini tarafından zaten operaya uyarlanmış olan aynı isimli 18. yüzyıl Fransız romanı. Galası 1974 yılında başrolleri Antoinette Sibley ve Anthony Dowell tarafından canlandırılarak gerçekleşen bale, oldukça hızlı bir biçimde The Royal Ballet’in repertuarı içinde önemli bir yer edindi.

MacMillan şımarık Manon’ın yoksulluktan kaçmak için gösterdiği mücadele yeni bir bakış açısı ve sempati ile yaklaşıyor. Uzun zamandır beraber çalıştığı tasarımcı Nicholas Georgiadis, ihtişamlı ama kirli dünyayı muhteşem bir şekilde yansıtıyor.

MacMillan’ın tüm topluluğa yer verdiği sahneler, Paris ve New Orleans’ın farklı yapısını ve karmaşık portrelerini tüm canlılığı ile yansıtıyor. Ama Manon ve Des Grieux’un tutkulu pas de deux‘su -MacMillan’ın Romeo ve Juliet için tasarladığı yoğun koreografiyi hatırlatarak- bu trajik hikâyeyi yönlendiriyor ve Manon’u MacMillan’ın en güçlü dramlarından biri yapıyor.

09 Temmuz 2018
Swan Lake

Swan Lake 1934’ten beri The Royal Ballet repertuarında özel bir yere sahip. Bu The Royal Ballet, Liam Scarlett’ın ek koreografisi ile yeni bir prodüksiyon ile seyirci karşısına çıkıyor. Petipa-Ivanov metnine sadık kalırken Scarlett, tasarımcı John Macfarlane’in işbirliğiyle bu klasik baleye taze bir yorum getiriyor.

Prens Siegfried, avlanırken bir sürü kuğu ile karşılaşır. Kuğulardan biri -Odette- güzel bir kadına dönüştüğünde, prens kendinden geçer. Fakat Odette kendisini kuğu formunda tutan bir büyünün etkisi altındadır ve ancak geceleri insan formunu alır.

Çaykovski’nin ilk bale eseri olan Swan Lake, şu anda balenin en sevilen eserlerinden biri olmasına rağmen, 1877 yılında ilk sahnelendiğinde çok ilgi görmemiştir. Marius Petipa ve Lev Ivanov’un 1895 yapımı sayesinde, Swan Lake yalnızca bale tarihinin değil çok daha geniş bir alana yayılan popüler kültürün vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

Royal Opera House gösterim biletleri, Biletix’ten temin edilebilir.