Dediğini yapan, sözünün eri, insanlığa hizmet eden, bunu yaparken de keyif alan vizyon sahibi insanları tanıdıkça mutlu oluyorum. Trakya Lezzet Şenliği’nde tanışma fırsatı bulduğum Tekirdağ Süleymanpaşa Belediye Başkanı M. Ekrem Eşkinat, böyle insanlardan. Eksiği yok, fazlası var… Trakya’nın meşhur köfteleri başroldeydi bu gezide, anlatacağım ama önce sevgili başkanın hikâyesiyle başlayalım. Kısa sürede hayata geçirdikleri göz kamaştırıcı zira..

1960’da dünyaya gelmiş Eşkinat. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra eczacılık eğitimi almış. Selanik’ten göçen bir ailenin oğlu. Buraya birazdan döneceğiz. Klasik biyografisi pek bir şey anlatmıyor, iyi eğitim aldığından başka ama onu farklı kılan, sanatçı ruhu ve insanlığa olan bitmez inancı. Piyano çalıyor, resim sanatıyla ilgili, iyi bir koleksiyoner. Çok kısa sürede başardıklarının altında bunların izi var.

Katıksız sevgi

Mesela belediyenin sosyal olanaklara yeterince erişim imkânı olmayan Aydoğdu Mahallesi’nde çocuklara müzikten dans eğitimlerine, çalgı yapım bakım onarım atölyesinden etüt sınıflarına kadar ücretsiz eğitim sağlaması gibi. Ki kısa süre öncesine kadar içler acısı durumda olan o çocukların geldiği nokta, ne kadar isabetli bir iş yapıldığını gösteriyor.

Trakya Lezzet Şenliği’nin açılışında Kumbağ sahilinde gördüğüm manzarayı anlatmama izin verin bu aşamada: Aralarında benim de olduğum yeme-içme dünyası, mutfak profesyonelleri ve basından oluşan kalabalık grubu karşılama görevi, Aydoğdu Sosyal Yaşam Merkezi’nin hayatlarını değiştirdiği bu çocuklara verilmişti. Başkana öyle bir sarılmaları vardı ki çocukların… Böylesine katıksız bir sevgi patlaması herkese nasip olmaz. Bir de müzik ziyafeti çektiler bize. Eksik o olmayın çocuklar…

Başkan Eşkinat, hayatına dokunduğu çocuklarla…

Aynı evin çocukları

Başkan Eşkinat, filmlere konu olabilecek bir öykünün de kahramanı aynı zamanda. Bir yanda Ekrem, diğerinde Mavridis var. Biri Yunan, diğeri Türk ama aynı evin çocukları.

Biri Selanik’ten Tekirdağ’a, diğeri Tekirdağ’dan Yunanistan’a göçmüş mübadelede. Topraklarından koparılmışlar. Vatan hasretini iliklerine kadar yaşamışlar.

1790’da Mora Yarımadası’ndan gelip Tekirdağ’ın dağ köylerinden Işıklar’a yerleşen Mavridis’in ailesi, 1914’te Tekirdağ merkezinde bulunan Ertuğrul Mahallesi, Sefa Sokak’ta kendilerine bir ev inşaa etmiş. 1922 yılında mübadele nedeniyle Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmışlar. Mavridis’in babası, son nefesini “Evim,” diyerek vermiş. Bundan çok etkilenen Mavridis, tarih okumuş, 50 yıl boyunca Tekirdağ’ı araştırıp kitaplar yazmış. Tekirdağ’ın eski fotoğraflarını biriktirmiş yıllar boyunca.

Mavridis’in ailesi Tekirdağ’dan ayrıldıktan sonra, Tekirdağ’daki evlerine Selanik’ten göçe zorlanan Eşkinat Ailesi yerleştirilmiş.

Yıllar sonra onları bir araya getiren, iki ailenin ortak evinin müzeye dönüştürülme girişimi olmuş. Mavridis, büyükelçilik vasıtasıyla buluştuklarında aynı evin çocukları olduğunu bilmiyormuş. Ekrem, Mavridis’e şunu söylemiş: “Artık ne sen Yunan’sın, ne ben Türk’üm. Biz ikimiz aynı evin çocuklarıyız…”

Gerisi… Gerisi mutlu son. Aynı evin çocukları kucaklaşıyor gözyaşları yanaklarından aşağıya inerken yavaştan…

O ev, Mavridis’in arşivinde yer alan eski Tekirdağ fotoğraflarının da sergileneceği bir müze ev olma yolunda şimdi. Dokunaklı ve etkileyici, değil mi?

Köfteyi kim sevmez ki?

Kumbağ sahilindeki o güzel balık lokantasında başkandan dinlediğim bu hikâyeyi düşünürken Barbare Bağları’na doğru yol alıyoruz. Trakya Lezzet Şenliği’nin gala gecesi burada düzenlendi. Başköşede köfte vardı. Izgaraların başında yerimizi aldık hemen. Tekirdağ’dan Sardunya Köftecisi, Kırklareli’den Ahmetbey Köftecisi, Edirne’den Uzunköprü Köftecisi, yine Edirne’den Köfteci Osman ve Keşan’dan Yenimuhacir Özen Et Lokantası’nın sahibi ve ustaları, hünerlerini gösterme yarışına girmişti bile. Çok değil, 5-6 dakika içinde tabaklarımıza ilk köfteleri almayı başarmıştık ama hem kalabalıktan hem de biraz daha beklemeyi beceremediğimizden, kendi adıma lezzetin beklentilerimin altında kaldığını söylemeliyim. Adı geçen restoranlara gidip bir masaya otursak, sipariş verip eşlikçileriyle birlikte adabıyla köftelerimizi yesek daha mutlu olurdum, eminim… Yine de içlerinden satır köfteyi (Keşan) ve Köfteci Osman’ın top köftelerini farklı bir yere koyduğumu ekleyeyim. Ah biraz daha iyi pişseydi o canım köfteler… Neyse, köftenin yanında verdikleri acı soslarla durumu biraz da olsa kurtardılar…

Atadan, babadan miras

Hepsinin kuruluşu eskilere dayanıyor. Atadan, babadan gördükleri şekilde üretim yapıyorlar. Satır köfte dışında hepsi yüzde 100 dana eti kullanıyor. Genellikle de ön kol, üst kol, kaburga ve az miktarda döş etinden mürekkep köfteler. Az baharat, az ekmek kullanımı sözkonusu. Yoğurmak önemli, dinlendirmek de. Tabii pişirmek de ustalık istiyor. Gerisi meslek sırrı…

İçlerinde tek farklı olan, Keşan’ın meşhur satır eti/köftesi. Bunun yapımında süt kuzu kullanılıyor. En fazla yüzde 5 oranında dana eti katılıyor. Et, zırhla meşe kütük üzerinde mercimek tanesi kadar küçültülüyor. Dışı nar gibi olana kadar pişiriliyor, içi sulu kalıyor…

Bence gecenin yıldızı, önde gördüğünüz Keşan satır köftesiydi…

Yedik, içtik, Katil Hasan (Başkan Eşkinat, yaşarken heykelini diktirerek onurlandırmış bu büyük klarnet ustasını) ve ekibinin oynak Trakya havalarıyla eğlendik, yarın yeni bir gün… Bu kez yörenin önemli bağlarından bir diğerine; Barel’e davetliyiz.

Bağda kahvaltı

Şenliğin ikinci gününe Barel Bağ Evi’nde mükellef bir kahvaltıyla başladık. Yediklerimizi eritebilmek için bağların arasında kaybolmak, kahvaltının artısı oldu. Ne güzel!

Sıradaki durak, bölge bağcılığına araştırma, eğitim ve teknik destek veren Bağcılık Araştırma Enstitüsü’ydü. Yine bağlar arasındayız kısacası. Orada olmak bile dinlendiriyor insanı…

Mutlukent’in mutlu ihtiyarları

Tekirdağ’dan ayrılmadan uğrayacağımız bir yer daha var: Başkan Eşkinat’ın yine insana dokunan, basit ama çok etkili icraatını yerinde görmek üzere Mutlukent Baykallar Çay Bahçesi’ndeyiz. 2 yıl önce hayata geçirilen proje kapsamında bölgede 6-7 çay bahçesi açılmış. Bu çay bahçelerinin özelliği, 65 yaşın üzerindeki Süleymanpaşalıları evden çıkarıp sosyal hayata katmayı sağlamaları. Belediyeden aldıkları Olgun Kart’la Süleymanpaşalılar, ayda 30 çay hakkı kazanıyor. Mutlukent Çay Bahçeleri ile yaşlıların toplumdan kopmaları, hayata sarılmaları hedeflenmiş. Başkanın bir kez daha başardığını görüyoruz.

Yolunuz açık olsun

Yazının başlığı, şenliğin sloganından; “Bir Şenliktir Trakya.” Bu şenliği gelecekte Balkan ülkelerinin de katılımıyla genişletmeyi planlayan Başkan M. Ekrem Eşkinat’a ne kadar teşekkür etsek az. Gözlerinin içi gülen bu beyefendiyi tanıdığım için kendimi şanslı addediyorum. Yolu açık olsun…

Yazının daha geniş hali, gastro-seyahat dergimiz Bon Voyage’da. İndirmek için www.dmags.net/yayinlar/bon-voyage/ekim-2017/8358