Görünmez bir zincirle bedenlerimize bağlı kömür karası geçmişimiz gibi, karanlık zamanlarımızda yanımızda büyüyen çocuklardır gölgelerimiz. Geçmişleri, gelecekleri, en çok da şimdiki zamanları biraz da biz olan.

İsimsizdir, kimliksizdir bazı gölgeler. Siyah ve beyaza inat renksiz, ruhsuzdur, ışığından aldığı bedene inat, mutlak yalnızlığın iki boyutlu karakalem çizimi gibidir gölgeler. Farkındayım, sen de dibinden ayrılmayan gölgenden farklı olmak istiyorsun. Ve işte tüm bu farkındalığınla uyan ve uyandığın günü bitirircesine, yenilerek çıktığın bir savaştan yeniden ve daha güçlü doğacak olmanın umuduyla otur o masaya, yak tek dal sigaranı ve bir kadeh koy geceye, müzik kat ruhuna ve dumanıyla dans etmeye başla. Günü sevdiğin kadar geceyi, kendine inat gölgeni de sev…

İşte yine böyle yalnız kaldığım bir gecede başlamıştı gölgemle ilk rakı masasına oturuşum. Hani derler ya rakının bir adabı vardır; “Önce kiminle içtiğini bileceksin, sonra kime içtiğine.” Tüm gece gölgemle, belirsiz geçmişine, olmayan hayallerine içtik. Bir kadeh ona doldurdum, bir kadeh kendime. Sıradaki parçayı ona, bir sonrakini kendime armağan ettim.

Bu sırada playlist’imdeki kızın biri, “yan yana geçen geceler” diye öyle bir tonda girdi ki parçaya, ne sıra kaldı ne biz; gecenin tüm karanlık tonlarının ağırlığı altında eziliyordum az kalsın. Öyle güzel söylüyordu ki parçayı, elimdeki sigaradan çektiğim nefesle yüreğinden dökülen notaları havada sentezliyor, adeta nefesimi kesiyordu.

O gece sırf gölgem rakıyı sek seviyor diye, susuz içtim ben de, doldurduğum her kadehte dünyam biraz daha dönerken. Ve o geceden tek hatırladığım, iki kişilik içip tek başına sarhoş olduğumdu.

Uyandığımda gün doğmuş, gölgem gitmişti. Başım ağrıyor, kulağımda aynı melodiler farklı ritimlerle çınlıyordu. Gece boyunca bilmem kaç kere kendini tekrarlayan müzik listem tekrar tekrar başa dönüp çalmış olmalı. Keşke hatırlasam, acaba kaç kere daha, “Kendine iyi bak” demişti o bilgisayarımdan odaya sesini duyurmaya çalışan henüz yüzünü hiç görmediğim deniz kokulu kız.

Bir kahve yaptım kendime, geceme dair kalan kırıntıları yakmak için gecenin tükettiği artık yaşlı görünen mumu yaktım. Odadaki tüm güzel kokular birbirine karışırken yerde yeni günle yeniden doğmaya çalışan küçük gölgemle göz göze geldik. Henüz çocuk olan gülümsemesiyle, sessiz kelimeleriyle, “Ama ne geceydi, değil mi?” derken, ben ise içimden hâlâ “kendine iyi bak” diye mırıldanmaya devam ediyordum.