Gazeteci-yazar Demet Cengiz’in son kitabı Aşk Seni Bulur, geçen yazın çok okunan, üzerinde çok tartışılan eserlerinden biri oldu. Şakayla karışık tılsımlı kitap diye bahsettiği Aşk Seni Bulur‘da ünlülerden iş kadınlarına, beyaz yakalılardan öğrencilere hemen her kesimin ortak bir payda bulduğunu söylüyor Cengiz.

“Herkes aşkı arıyor ama aranınca bulunmuyor işte. Aşk gelip sizi buluyor. Aşk size ne verecekse ona razı geleceksiniz. En büyük öğretisi teslimiyet zaten,” diyor Cengiz ve müjde veriyor okuyucuya: Kitabın devamı yolda…

Aşk Seni Bulur’da neydi insanları çeken?

Bu kitap otobiyografik bir kesit, bir anlatı… Aşk, ayrılık, yaşam ve anlam olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Büyük aşkımı da, büyük ayrılığımı da açıklıkla yazdım. Sanırım insanları yakalayan samimiyet oldu. Okuyanlar yakın hissedip benimle dertleşti. Bir de kitabın tılsımı var. Okuyanlar aşkı buluyor. Ön okumasını yapan üç kişi aşkı bulmuştu. Biz önce şakayla, “Tılsımlı bu kitap,” diyorduk. Kitap çıktı, her gün kitabı okuyup aşkı bulan insanlar bana yazmaya başladı. Gerçekten varmış demek ki. İnanırsan olur!

“Bu ülkede erkekler sorunlu”

Okurlar ne söylüyor?

O kadar farklı profilden insanlar yazdı ki, şaşırdım. Ünlüler, ünsüzler, iş kadınları, türbanlılar, kırsalda yaşayanlar, öğrenciler, manikürcüler… Herkes ortak bir nokta bulmuş. Yaşam biçimlerimiz farklı olsa da geniş bir ortak payda var. Bu kadınların, erkeklerle sorunu var ya da şöyle söyleyeyim: Bu ülkede erkekler sorunlu! Ben içimi döktüğüm için okurlar da bana döktü. Erkek okurlar da var. Az da olsa onlar da içini döktü. Bu konunun kadını, erkeği yok asında. Seveni, sevebileni, sevmeyeni, sevemeyeni var. Aşka düşmek deriz mesela. Buna itirazım var. Aşka ancak yükselebiliriz. Aşk sizi yükseltir, sevmek gönlünüzü genişletir çünkü.

“Aşkın en büyük öğretisi teslimiyet”

Aşkı bulmak mümkün mü?

Aşk dediğimde insanların çoğu ilişki anlıyor. İlişki bulmanız mümkündür ama aşkı bulamazsınız. Aşk hayatın ana konularından biri. İnsanlık var olduğu andan itibaren bizimle olan bir konu. Bugüne kadar beş kıta, 100’den fazla ülke gezdim. Kutsal kabul edilen yerlere gittim ve gördüm ki insanların en çok dilediği şey aşk. Aşk çok arzulanan, çok dilenen bir şey ve sanırım herkes onu arıyor ancak aranınca bulunmuyor işte. Aşk gelip sizi buluyor. Aşk size istediğinizi de vermez. Ne verecekse ona razı geleceksiniz. En büyük öğretisi teslimiyet zaten.

Devamı yolda

Kitabın sonu gizemli…

Alışılmış anlamda bir son yok. Bilerek gizem yaptığımı, merak uyandırmaya çalıştığımı düşündüler ama öyle değil. Kitap yayına giderken benim yaşamım o aşamadaydı. Fakat okurlar o kadar çok sordu ki… Şu anda devamını yazıyorum. İnanın ne yazdığımı da bilmiyorum. Hayatın getirdiklerini yazacağım.

Erkekler “kadın oburu”, kadınlar da hatalı…

Son günlerde gündeme gelen aldatmalar ve “kocamadokunma” etiketi için neler söyleyeceksin?

Kişilerin özelinde söylemiyorum ama genel olarak bu topraklarda kadın oburu erkek sorunu var. Kadınlar, bu erkeklere laf edeceğine hemcinslerine kızıp erkeği aklıyor. Aldatılan kadın da, diğer kadın da erkek mağduru ancak ikisi de erkeğe tek kelime laf etmiyor. Çünkü ikisi de erkeği affetmek istiyor. Bu yüzden suçu birbirlerine yıkıyor kadınlar. Öbür kadın aradan çekilirse ilişkileri düzelecek zannediyor. Adamın bencilliğinden, şımarıklığından söz eden yok! kocamadokunma etiketi, bir yandan da erkeği güçsüz, iradesiz ve salak yerine koyuyor. Erkekler sadık ve terbiyeli olmayı öğrensin ve en önemlisi; evliyken, bir ilişkisi varken başka kadınlara dokunmamayı… Bu konuyu pek çok kadının ele alış biçimi de maalesef son derece ataerkil bir bakış açısına sahip. Erkekler suçlu derken, kadınların hatasını söylemek durumundayım.

Ey kadınlar, bana bu paradoksu neden yaşatıyorsunuz? Size hak verirken sizi itham etmek durumunda kalıyorum. Birinci kadınlara söylüyorum: Aldatılıyorsunuz çünkü hep affettiniz. Diğer kadınlara söylüyorum: Karısını, sevgilisini terk edip sizinle olmadı çünkü siz buna en baştan razı geldiniz. Ancak hayat benim ve pek çok insanın istediği gibi bir oyunun bitip diğerinin başlaması şeklinde akıp gitmiyor. Bazen oyunlar çakışıyor, kesişiyor. Bu durumda da ancak kadın veya erkek bir kişi âşık olmuşsa ona saygı duyarım. Ancak o zaman da aşkın gereğini yerine getirirsin. Âşık olmadığından ayrılıp âşık olduğunla birlikte olursun. Sorun da, çözümü de bu kadar basit ama biz insanlar, olayları içinden çıkılmaz ve karmaşık hale getirme müptelasıyız.

Kitabı okuyup aşk acısını atlatanlar da oluyormuş…

Ayrıldıktan sonra iyi hissetmek için reçete var. Bu yöntemler işe yarıyor biliyorum çünkü tecrübe ettim ancak aşkın acısı yoktur, ayrılığın acısı vardır.

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla…”

Kitabı “Sana…” diyerek kime ithaf ettin?

Sana! Kim eline alıp okumaya başlıyorsa kitabımı ona adıyorum çünkü o okurla, okuduğu satırlarda inanılmaz yakınlaşıyoruz. Bu kadar kendimi açmışsam ona güvenmişimdir. Bu yüzden kitabım ona yazılmıştır.

Kitabın sonu gizemli dedik. Birkaç kez bitirmişsin kitabı. Neden?

Sürekli seyahat eden bir kadın var. Dünyayı gezerken içsel yolculukları da başlıyor. Bir yandan mantralarla şifa bulup dünyayla kurduğu bağı güçlendirirken kuş olup uçuyor. Bildiğimiz anlamda bir sonu yok bu kitabın. Ben olayların ortasında, gelişme bölümünde yazdığım için sonunu bilemedim. Son sandığım gelişmeler oldu ama son olmadı. Böyle böyle tam dokuz kez bitirdim bu kitabı. Dokuz sayısı benim için çok anlamlı.

Kitabın sonundaki kuş nedir, kimdir? Sürekli bir kuş teması var kitapta, kapakta ve hatta senin üzerinizde…

Bunu açıklamam zor. Bazen hayatınızda mucizevi şeyler olabilir. Açıklanamaz bazı olaylar, imgeler, ışıklar, sesler… Kuş benim karşılaştığım bir ruh… Ruhumun hatırladığı bir ruh… Bu açıklanamaz bir şey. Ona da açıklayamadım zaten. Bir ruhun başka bir ruhu uyandırma çabası olabilir mi? Herkes deli olduğunuzu düşünür. Mucize gerçekleşirken onu göremeyen birine mucizeyi görünür kılamazsınız. Bunu da öğrendim. Kabullendim. Kuşlar benim için çok anlamlıdır. Her sabah onları dinlerim. Sırtımda kuş dövmeleri taşıyorum. Peru’da kutsal kuş inisiyasyonu aldım ve sonunda kuş olup uçtum. “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla,” demiş Füruğ Ferruhzad. Uçuşu hatırlamaya çalışıyorum.

“Hayatınızda bir erkek olması şart değil”

Erkek karşıtı bir kitap mı Aşk Seni Bulur?

Dünyanın en uzun yaşamış kadınlarından biri, uzun yaşamının sırrını erkeklerden uzak durmak olarak açıklıyor. Bir de yulaf yemiş bol bol. Erkek karşıtı değil kesinlikle ama matrak bir kitap. Hem kadınların 35 yaş sonrası durumunu ortaya koyuyor hem de erkeklerin zavallı haline dikkat çekiyor. Kitabı ağlayarak okuyanlar da var gülerek de… Kadın veya erkek fark etmez, yalnızken de çok keyifli vakit geçirebilir insan. Hayatınızda bir erkek olması şart değil. Yani aşk ve ilişki güzel de buna mecbur hissetmemeli insan. Ama gel gör ki toplumun çiftleşmeniz yönünde beklentilerini de karşılamanız gerekiyor. Müthiş bir toplumsal baskı var yalnızlar üzerinde. Herkeste bir çöpçatanlık derdi… Dünyanın en yaygın çetesi ki bence terör örgütü kapsamına alınmalı ÇDHŞBS (Çenesi Düşükler Her Şeye Burunu Sokanlar), dilinden geleni ardına koymuyor zaten.

Hangisiyle olur, hangisiyle olmaz!

Hangi adamlarla olmazı da yazmışsın…

Büyük bir kadınlar kurulu var. Gidip gidip danışıyorum. Onlarla yaptığım sohbetlerden ve izlenimlerimden doğru adam kodları çıkardım, sonra oturup hangi adamlarla olmazı listeledim. Mesela çok selfie çeken adamla olmaz. WhatsApp’ta last seen‘i kapalı adamla olmaz. Analarının paşa oğullarıyla olmaz. Kendine âşık adamla olmaz. Zaten o kendini sevmekten seni sevmeye fırsat bulamaz. Böyle kendini çok sevenler, başkalarına onları sevecek yer de bırakmıyor. Mutlaka bir yerde pes ediyorsunuz.

Hangi adamlar yatakta iyi performans gösteremez?

İşte bu konuda elimden kadınlar kurulu tuttu. Onlarla konuşup bir liste yaptım. Örneğin aşırı titiz adamdan yatakta iyi performans beklemeyin. Çok konuşan adamdan iyi performans beklemeyin. Çok yemek yiyen veya iştahsız, içkiyi ağzıyla içemeyen adamdan iyi performans beklemeyin. Kadın tecrübelerini derledim ki hepimize yol göstersin…

Fotoğraflar: Berkay Gülüm