Tarihi Yarımada manzaralı Galatalı Balık, Karaköy’den Şişhane’ye taşındı yakın zamanda. İsmi, Galatalı Plus artık. Manzara ve isim değişti ama mutfak, servis ve ilgi aynı nefasette. Davete icabet edip denedim, notumu verdim. Size de tavsiye ederim…

Uzunca bir süredir hayatım toplantıdan toplantıya koşmakla geçiyor. Toplantıları oldum olası sevmemişimdir, mecbur tutulmadığım sürece de kaçtım bugüne kadar genellikle kişisel mastürbasyonla geçen, zaman kaybı olarak gördüğüm o sakil, o meymenetsiz ortamdan. Derdimi, meselemi konuşarak değil yazarak anlatmayı tercih ediyorum. Daha etkin buluyorum bu yöntemi, kısa sürede de sonuç alıyorum çoğu zaman ama insanlara bunu kabul ettirmek kolay değil. İlla da toplantı istiyorlar.

Diyeceğim, son aylarım bayağı kaotik geçmekte. Çoğu birtakım işbilmezler yüzünden hüsranla sonuçlanan toplantılara girip çıkmak, insanın moralini düşürüp enerjisini yok ediyor. Kendime yakın bulduğum, sevmese bile en azından saygı gösterip bana sempati beslediğini bildiğim insanların onlardan hiç beklemediğim tuhaf tavırları, yaşadığım hayal kırıklığını artırıyor. Bir yerlerde yanlış yaptık sanırım. Neyse…

Haliç manzarasına karşı…

Küçük mutlulukların peşinde

Biraz içimi döktüm, kusura bakmayın ama maalesef rahatlayamadım! Konu kilit… O halde rahatladığım bir yerden bahsedeyim de biraz keyiflenelim. Ne kadar çok ihtiyacımız var değil mi böyle küçük mutluluklara?

Yukarıda anlattığım nitelikteki bir toplantıdan çıkmışız. Ortağım Özlem (Özdemir) yanımda. O da en az benim kadar sıkkın, bıkkın, bezgin… “Gel,” dedim, “geçen hafta ve ondan önceki hafta ertelediğimiz rakı-balığımızı yapalım, biraz kafamızı dağıtmış oluruz.”

Sevgili Mustafa Bekdaş’ın, “Yeni yerimize taşındık. Artık Şişhane’deyiz, beklerim,” davetinin üzerinden 3 ay geçmiş. 3 aydır aklımda uğramak ama işte enerjim yok, keyfim yok, sadece işim varsa dışarıya çıkıyorum. Öylesine sevimsiz…

Biraz mahcubiyetle saat 16.00 gibi geliyoruz Galatalı Plus’a. Karaköy’deki Galatalı Balık’la 2012 yazında tanışmış, bu içinden vapur geçen şık mekânı çok beğenmiştim. Önce Milliyet Cadde‘de yazdım, ardından ilk kitabım Benim Güzel Lokantalarım (Alfa Yayınları) ve üçüncü kitabım Balıklama‘ya (Mylos Kitap) farklı yazılarımla aldım Galatalı Balık’ı. Sonrasında gustosuna güvendiğim arkadaşlarımla birkaç ziyaretim daha oldu, dostlarım tavsiye istediğinde gönül rahatlığıyla adını andım. Galatalı Balık, Karaköy’deki binanın mal sahibiyle yaşanan anlaşmazlık yüzünden kapanınca üzülmüştüm. Mustafa Bey, arayıp Galatalı’yı Şişhane’ye taşıdıklarını söyleyince mutlu oldum.

Haliç manzarasına karşı terasta

Her zamanki inceliği ve nezaketiyle kapıda karşıladı bizi. Yazdan kalma bir günün akşamına doğru evrilirken Haliç manzarasına karşı kurulduk sandalyelere. Galatalı’yı anlatırken “içinden vapur geçen” tanımını yaptım yukarıda; iskelenin tam karşısında, terası bir vapurun güvertesini andıran mekânda pencerelere doğru yürüyünce denize kavuşuyordunuz. Karşısı Topkapı Sarayı, Ayasofya ve camiler, altta Galata Köprüsü, sol yanınız Boğaz…

Galatalı Plus’un manzarası, bunun kadar jeneriklik olmasa da tatmin edici. Sol yanınızda Galata Kulesi, alt tarafta tersane, Unkapanı Köprüsü, karşısı ve sağ yanınız Haliç kıyıları… Güneş bir başka güzel batıyor bu açıdan ama ona daha var. Biz masamıza dönelim.

Uskumru dolmasına övgü

Galatalı Plus’ın mutfağı selefinden farklı değil. Aynı derinlik ve nefasette. Cunda mutfağı, öteden beri bilinir, sevilir. İstanbul’a gelmesi o kadar eski değilse de burada da kısa sürede tutunması normaldi. Galatalı, bu mutfaktan yola çıkıyor.

Mezeler çok çeşitli ve farklı.

Çok çeşitli ve farklı mezeleri var. Biz o akşamüstü tadımlık porsiyonlarda birkaçını denedik. Fesleğenli levrek, Girit ezme, Girit lakerdası (palamuttan), soslu sardalya, cibes otu… Hepsinin lezzeti, vasatın çok üzerinde ama o günün benim için sürprizi, uskumru dolması oldu. Ahtapot, karides, kalamar, fıstık ve bademle doldurulmuş. Tazecik, ferahlatıcı… Çoktandır uskumru dolması yememiştim, iyi geldi.

Artık uskumru dolmasını yapan pek çıkmıyor. Bulursanız kaçırmayın…

Safranlı favadan deniz ürünlü enginara, midye salmadan susamlı humusa çeşit çok meze dolabında. Seçim size kalmış…

Beyoğlu can çekişirken

Sorunlarımız büyük, memleket gibi… Mustafa Bey de bizim gibi Türkiye’nin getirildiği duruma öfkeli. Sözünü sakınmıyor, koyu bir sohbete dalıyoruz. Şikâyetlerimiz ortak ama Mustafa Bey, Taksim ve Beyoğlu’nun son hali yüzünden yaşadıkları sıkıntıları anlatınca kesif bir hüzün sarıyor bizi. Canım İstiklal Caddesi’nin son halini biliyorsunuz. Tarla gibi… Her yerin yandaşlara peşkeş çekildiği yetmiyormuş gibi Beyoğlu’ndan uzaklaşmamız için ellerinden geleni yapıyorlar. Eh, Batılı turist de ayağını keseli çok oldu zaten. Esnaf kan ağlıyor. Diyeceğim, desteği esirgememeli. Bugünler de geçecek…

Kendi kaybeder!

Yemeğe devam ediyoruz bir yandan. Ahtapot bacak ızgara ve kalamar ızgarayı deniyoruz. Daha önceki yerlerinde ikisinden de defalarca tatmıştım. Burada da utandırmıyor ara sıcaklar. Özellikle kalamar ızgara, yumuşacık ve çok lezzetli. Ahtapot da öyle ama keşke tereyağını biraz daha az tutsalardı… O kadar kusur olur diyor, balığa geçiyoruz.

Palamudun tam mevsimi. Hem yağlandı hem de büyüdü. Klasik meyhanecilerden Özlem, meze tırtıklayıp koca bir geceyi bu şekilde geçirmeyi seviyor, biliyorum ama onu dinlemiyorum tabii. Gerçi takoz kesilmiş, nar gibi kızartılmış palamuda yüz vermiyor ama olsun. Kendi kaybeder…
Koca balığı tek başına bitiriyorum neredeyse. Pişman değilim…

Özlem için tatlı olmazsa olmaz. Buna da ben dokunmuyorum neredeyse. Ev baklavası ve kaymaklı incir tatlısıyla finali yapıyoruz.

4 saatten fazla oturduk o gün Galatalı Plus’ta. Konuştuk, konuştuk, konuştuk… Mutlu bir şekilde kalkıyorum masadan, birazı rakıdan, birazı manzaradan hafif esrik, bir parça ağırlaşmış olarak.

Davetliyiz, hesap almıyor Mustafa Bey bizden. Israrlarımız sonuçsuz kalıyor. Mahcup oluyoruz. Yine geleceğiz nasılsa, bu son değil…

Fiyat veremem ama uçuk bir hesapla karşılaşmayacağınızı biliyorum önceki deneyimlerimden.

Sıcak, samimi, dürüst

Farklı bir balık lokantası Galatalı Plus. Sıcak, samimi, dürüst… Garsonları işinin ehli, servis takımları, masa örtüleri 1. sınıf, ortam nezih, manzara yerli yerinde. Mustafa Bey’i anlatmaya çalıştım zaten: Bilgili, ilgili, gerektiğinde servise yardımcı.

70-75 kişi kapasiteli küçücük bir mekân burası. O yüzden önceden rezervasyon yaptırmanızda fayda var.

Laf arasında, Galatalı markasının ilk restoranın da isim değiştirdiğini öğreniyorum. Suadiye’deki Galatalı, yoluna Saltator adıyla devam ediyormuş. Latince, lüfer anlamına geliyor. Bilmiyordum, sordum öğrendim. Galatalı kalitesini Anadolu yakasında oturanlar da yaşayabilir. Notumu buraya bırakıyorum. Şimdiden afiyet olsun, yarasın…

Adres: Evliya Çelebi Mah. Meşrutiyet Cad. No: 108 Şişhane
Tel: 0 532 403 57 33
www.galataliplus.com