Gökyüzünde kuşlarla yarışmaları gerekirken denizin üzerinde rüzgârla dans eden balonlara bakıp, “Acaba bunların renklerine göre dizilmelerinin bir şifresi olabilir mi?” diye yine zihni sinir düşüncelere daldığım sırada, çocuksu sesi ile, “Böyle renkli renkli çok güzel değiller mi? Ama keşke bağlı olmasalardı, ben onları uçarken daha çok seviyorum,” diyerek düşüncelerimi okuyup izlediğim sahnenin dublajını yapmıştı sanki…

Hayal ortaklığının yaşı yoktu ve bu konuda kendime yakın hissettiğim Ahmet de tıpkı benim gibi o sabah yürüyüşe gelmişti sahile. Benden farkı, benim elimden tutan annemin olmamasıydı.

Güneşte parlayarak yüzüne düşen sarının kumralla sınır bir tonuna sahip saçlarını eliyle kenara çekerken, “Merhaba, ben Ahmet,” diye elini uzattı.

Denizden yansıyan gün ışığının gözlerini alması ve saçıyla aynı tonda kirpiklerinin onları yeterince koruyamaması nedeniyle gözlerini tam açamayan minik dostumla el sıkışırken, konuştuğumuz o birkaç dakika içinde bir hayal gücünün faiz ve dövizden daha fazla kazandırıp insanı zenginleştirdiğine şahit olacaktım.

“Aslında bunlar balon değil biliyor musun? Kuş bunlar. Ben kuşları uçarken seviyorum ama annem söyledi, bunlar annesinin sözünü dinlemeyen yaramaz kuşlarmış, o nedenle bağlamışlar,” derken devam etti:

“Hatta geçen hafta yine buradan geçerken görmüştüm, dizilerdeki kötü adamlara benzeyen eli silahlı amcalardan biri tek tek onları vurmaya çalışıyordu,” diye cümlesini tamamlarken birden sesi düştü.

Balona ateş eden adam, balonlardan en az birini vurmuş olmalıydı ki, minik arkadaşımın gözünde canlanan sahnenin etkisi deprem gibi sesini titretmiş, yıkılan kelimelerin oluşturduğu rüzgâr, bir güz esintisi gibi sarmıştı tüm sahili. Gri bulutlar virüs gibi yayılarak çoğalırken gökyüzünde, kendi mevsiminde olmayan sonbahar aniden yüreklere gelip konmuştu.

Karanlığa dönen sahilde işte o an balonların dışındaki tüm renkleri kaybettiğimi sandım.

Annesi ise hafta sonunu mahvetmek üzere çalan telefonuna baktığından beri çözülemeyen konu başlığıyla, kayalıkların hemen karşısındaki çimenler üzerinde zikzak çizerek hararetle konuşmasına devam ediyordu.

Bu telefon trafiğine ve annesinin kendisinden uzaklaşmalarına alışkın olan Ahmet ise beyaz yakalı ebeveynlerin yetiştirmek istedikleri çocuk modellerinin başarılı temsilcilerinden biri olarak annesini üzmeyecek şekilde annesinin telefonu ilk açtığı noktada duruyor ve tekrardan yanına gelmesini bekliyordu.

Belki de annesinin sözünü dinlemediği için ceza olarak bağlanan kuşlar yüzündendi, kim bilir…

Bunu fırsat bilip, balonların sahibine farklı bir teklifte bulundum. Her ne kadar şaşırsa da aldığı para, patlayacak balonları, atılan saçmaları ve yeni alınacak balonların parasını da karşılıyordu.

Ricamı ve teklifimi kırmayan arkadaşın çevik bir hareketle iki direk arasındaki balonları kesmesi ile kafeslerinin kilidi kırılan tutsak hayvanlar gibi kendilerini denize atmışlardı balonlar. Ama tabii ki uçmamışlardı, çünkü kuş değillerdi. Kolumdaki saatin saniye kadranı daha iki rakam arasında bile hareket etmeden durumu toparlayacak bir açıklama bulmuştum.

Denizin üzerinde bir sıra halinde duran ve dalgalara eşlik edercesine salınan balonları gösterip, “Ahmetçiğim, ben de ilk gördüğümde renklerine aldanıp kuş sanmıştım ama baksana bunlar meğer balıkmış abicim,” dedim.

Öyle ya da böyle dalgaların etkisiyle, özgürce su yüzeyinde gerçekten canlılarmış gibi hep birlikte ileri geri dans eden deniz balonlarının oluşturduğu gökkuşağı mutluluğu Ahmet’in yüzüne de yansımıştı. Bahar geri gelmiş, güneş bulutlara omuz atarcasına aralarından geçip kendini tekrar bizlere göstermişti.

Annesi telefonunu kapatıp Ahmet’in elinden tutup ilerlemeye başlamışlardı ki, o an önümüzde duran başka bir çocuk, elinde tuttuğu kırmızı bir balonu elinden kaçırdı.

Sanki olduğumuz yerden başımızı gökyüzüne doğru çeviren bizler; ben, Ahmet, annesi, balonu kaçıran çocuk hep birlikte göğe bakma durağındaydık.

O an gökyüzüne bakan herkesin ne düşündüğünü bilemem. Ama Ahmet ile benim gökyüzüne doğru özgürlüğüne yükselen o balonun aslında balon görünümlü kırmızı bir kuş olduğunu düşündüğümüze eminim.

Umut, bir kez daha bir çocuğun hayal gücünde yeşermiş, görünmez minik kanat çırpışlarıyla balon kırmızısında mavi göklere yükselmişti.