Yazı: Erol Üyepazarcı

Oğlak Yayınları’nın Türk polisiye edebiyatında özel bir yeri olan “Maceraperest Kitaplar” dizisinden yayımlanan, Nuray Atacık’ın yazdığı polisiye roman “Fener Balığı” benim için hoş bir sürpriz oldu.

Nuray Atacık benim de mezun olduğum İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi mezunu bir mühendis. Kendi ifadesiyle, “sadece yokluğunda fark edilen elektrikle uğraşırken, elektriğin üç ana niteliği olan gerilimin insandaki kaynağına, direncin dayanıklılığına ve akımın duygusal şiddetine” merak sarmış Bu bağlamda aradığı formüllerin izini polisiyenin sihirli dünyasında izlemeyi düşünmüş, iyi de yapmış.

Fener Balığı çok kahramanlı bir roman. Bir tarafta para ve güç tutkunu Barlas, ona tutkuyla sevdalı karısı Gaye, ondan hiç hoşlanmayan kayınpederi ve sevgilisi Meltem’in öyküsünü izlerken; diğer yandan Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi tıpkı Barlas gibi para için her türlü riski göze alıp uyuşturucu torbacılığı yapan ve Rus Çarı II. Nikola’nın karısını bile etkilemiş, 20. yüzyıl başında Saint Petersburg’da sevdiğim bir deyişle şehir efsanesi olmuş ünlü papaz Rasputin’e hayran olup “Raspo” diye anılan Sercan ve ilginç akrabaları ve cinayet masasının Murat müdürü, onun yardımcıları Ahmet, Halil ve Esin olayın gelişimi ile karşımıza çıkıyorlar.

İlk romanı olmasına karşın Nuray Atacık, bu karmaşık ilişkileri çok rasyonel ve meraklı bir kurgu içinde götürmesini başarıyor. Atacık’ın romanı “beynindeki gri maddeleri çalıştıran” zekâ küpü Poirot’ların “Katil kim?” türünde bir roman değil tam bir kara roman, Amerikalıların anlatımıyla bir “hard boiled”.

Atacık, kahramanlarını iyi resmetmiş; polisiye romanın suçlu, kurban ve dedektif üçlemesini resmederken çok başarılı. Suçluların zaafları, hırsları ve saplantılarını çarpıcı şekilde vurgulamış; kurban da pekâlâ suçlu kapsamına girebilecek biri. Dedektifi oluşturan cinayet masası elemanları ise çok gerçekçi, bir o kadar da ilginç anlatılmış gerçek polisler. Sanki Atacık elektrik mühendisi değil de uzun yıllar Emniyet’te çalışmış gibi.

Romanın kurgusunun mükemmelliği, olayların hızlı ritmi polisiye roman seven okurlar için kitabın elden bırakılmadan soluk soluğa okunması zorunluluğunu getiriyor. Çarpıcı final ise okuyucu için tam bir sürpriz. Aslında iki final var. İlki “Raspo”nun katilinin saptanması, ikincisi Baylan’ın sonu. Birbiriyle hem ilişkili hem alakasız bu iki gelişmeyi yazarımız gayet başarılı bir şekilde sonlandırıyor.

Hep söylediğim bir hususu yine vurgulamak istiyorum. Kadınların edebiyatta en başarılı olduğu tür hiç şüphesiz polisiye romandır. Nuray Atacık da bunun çarpıcı bir örneği. Çok sevdiğim bir yazar olan Kemal Tahir boşuna söylememiş:

“Bir romana başlayıp kurgunun ilerleyişinde sorunlarla karşılaşırsam hemen bir Agatha Christie okurum.”

Fener Balığı polisiye romanın okuruna verdiği en büyük keyif olan kaçış zevkini fazlasıyla veren bir yapıt. Hele yazarın ilk romanı olduğunu düşünürsek ileriki günlerde Nuray Atacık’ın bize daha büyük keyifler vereceğini ummak için kâhin olmak gerekmez.