100’den fazla kez ziyaret ettiğim Ruanda, 1994’teki soykırımdan sonra yaralarını hızla sarmış, modern, şık, temiz, doğa dostu ve güvenli, evet çok güvenli bir ülke. Afrika’nın bu alandaki en iyisi. Her şey bir yana eşsiz dağ gorilleriyle tanışmanın, onlara bu kadar yaklaşmanın değeri, kelimelerle anlatılamaz. Tek cümleyle söylemek gerekirse; “Hayatınızın en önemli deneyimlerinden biri olacak…”

Ruanda denince eminim hepinizin aklına hemen 1994 yılında yaşanan büyük soykırım geliyordur. Bu çok da yadırganacak bir durum değil çünkü 1 milyondan fazla insanın öldürüldüğü soykırıma dair haberleri defalarca dinlemiş ve medyada birçok yerde görmüşsünüzdür. Hatta içinizden birçoğu o meşhur filmi de izlemişsinizdir. Herkesin belleğinde yer eden Hotel Ruanda, soykırımı tipik bir Hollywood senaryosuyla bir kahraman yaratarak anlatır. Daha gerçekçi bir anlatım ise Sometimes in April‘da vardır. Soykırımın tüm acısını hissedersiniz bu filmde.

Afrika’nın en güvenli, en temiz ülkesi

Ve şimdi Türkiye’de kime “Ruanda,” desem doğal olarak ilk soru “Güvenli mi?” oluyor. En çok bununla karşılaştığım için hemen soruya yanıt vererek başlamak istedim yazıya.

Evet, kesinlikle güvenli. Hatta şu an Afrika kıtasının en güvenli ülkesi. Çünkü sözlük karşılığıyla gelişen, büyüyen anlamına gelen Ruanda, soykırım sonrası çok titiz ve planlı bir stratejiyle hızla yaralarını sarmış. Hatta bunu daha da ileri götürüp bir çok imrenilesi düzenlemeyi de hayata geçirmişler. Bunlardan birkaçını hemen sıralamak istiyorum: Artık ülkedeki kimlik belgelerinden etnik gurup adları kaldırılmış. Soykırım öncesi kimliklerde herkesin etnik kökeni Tutsi veya Hutu olarak belirtilirken, şimdi herkes sorulduğunda “Ben Ruandalıyım,” diyor. Ülkenin her yerinde güvenlik aynı seviyeye gelmiş. Şehirde veya köylerde gece yarısı bile tek başına yürümek mümkün.

Devlet Başkanı Kagame’nin önderliğinde başlatılan temizlik kampanyası, tüm ülkeye yayılmış. Rahatlıkla yerlerde tek bir çöp bile göremeyeceğinizi söyleyebilirim. Hatta ilk gidişimde çok şaşırmama neden olup “Keşke bizde de olsa,” dediğim bir kural getirilmiş: Havalimanında gümrükten geçtikten sonra bir görevli yanıma yaklaşıp kibarca elimdeki naylon poşeti aldı ve yerine kağıt torba verdi. Çünkü ülkeye plastik girişi yasak. Belki bir gün bizde de olur böyle şeyler diye düşünmeden edemedim.

Yağmur ormanına doğru

Bu genel değişimi anlattıktan ve sık sorulan soruları baştan yanıtladıktan sonra Ruanda’yı bir seyahatimi anlatarak tanıtmak istiyorum. THY, her gün düzenli olarak Ruanda’nın başkenti Kigali’ye sefer düzenliyor. 6 saat süren orta mesafeli bu uçuşla gece yarısı başkente iniliyor. Aynı boylamda olduğumuz için saat farkı yok. Havalimanındaki gümrük işlemleri, diğer Afrika ülkelerine kıyasla daha hızlı. Ardından şehir merkezindeki otele gitmek, en çok 20 dakika sürüyor. Şehirde Afrika mimari ve dekorasyonuyla yapılmış oteller olduğu gibi, önemli zincir oteller de mevcut.

100’den fazla kez giderek her yerini dolaştığım Ruanda’da en keyifli bulduğum yerlerden oluşturduğum rotayı anlatacağım size bu yazımda. Kahvaltıdan sonra Afrika’nın en büyük yağmur ormanları Nyungwe’ye doğru yola çıkacağız. Nyungwe’ye başkent Kigali’den karayoluyla ulaşım 6 saat sürüyor. Yol düzgün ancak Ruanda’nın bir diğer adı da Binlerce Tepe Ülkesi olduğu için çok iniş-çıkış ve viraj var. Bu nedenle başkent Kigali’den oraya 55 dakika süren helikopter yolculuğu önereceğim sizlere. Helikoptere binmek için tekrar havalimanına geçmek gerekecek. Otelden çıktıktan 30 dakika sonra helikopter ile havalanacağız. Şehrin üzerinden geçtikten sonra Ruanda’nın en önemli ürünleri, hatta dünyaca ünlü ürünleri olan çay ve kahve plantasyonlarının eşsiz manzarası üzerinden uçarak Kiwu Gölü manzarasını da dağarcığımıza katacak ve ardından Nyungwe Yağmur Ormanları içinde bulunan tek otel Nyungwe Forest Lodge’a ulaşacağız. Yağmur ormanlarına yaklaşırken gördüğünüz manzara sizleri adeta büyüleyecek. Zira her biri dev bir brokoliye benzeyen ağaçlardan oluşan bir orman üzerinden geçerek otelin pistine ineceğiz.

Nyungwe Forest Lodge, yağmur ormanlarının arasındaki bir tepede ve çay plantasyonlarının içinde yer alıyor. Bu butik otel, sanırım hayatım boyunca kaldığım en güzel birkaç otelden biri. Odalarının arka balkonundan yağmur ormanına dokunabilmek mümkün. Otelde her şey, özel tasarımcılar tarafından üretilmiş ve gerçekten etkileyici. Ve en önemlisi, otel doğanın içinde ve eşsiz bir manzara sunuyor. Odalara yerleştikten sonra hemen bizi bekleyen araçla 20 dakika mesafedeki yürüyüş parkuruna ulaşıyoruz. Yürüyüşe başladıktan yaklaşık 40 dakika sonra Afrika’nın en büyük yağmur ormanları üzerinden geçeceğimiz Canopy Walk Köprüsü’ne ulaşıyoruz. Bu bir asma köprü ve yerden yüksekliği tam 60 metre. Güvenli ama geçerken sallandığı için adrenalini yüksek bir yürüyüş yapıyoruz. Altımızda ve çevremizde yağmur ormanının eşsiz görüntüsü uzanıyor. Köprü geçişinden sonra tekrar aynı yoldan dönüp aracımızla otele ulaşıyoruz.

Nyungwe Forest Lodge, 1900 metre yükseklikte ve yağmur ormanları arasında olduğu için öğleden sonraları genelde burada yağmur yağma olasılığı yüksek ama bu yağmur, bildiklerinizden değil. O kadar şiddetli bir yağmuru daha önce görmüş olan azdır. Otelin verandasında yağmuru izlemek büyüleyicidir gerçekten ama Nyungwe doğasının bize sunduğu sadece yağmur değil. Yüksek rakımın da etkisiyle yağmur yağacak, ardından gökkuşağı çıkacak ve sonrasında önümüzden akan sisi izleyeceğiz. Otelin verandasında otururken adeta doğa önümüzde bir film gibi akacak.

Güneşi görmeden…

Ertesi gün erken bir kahvaltıyı aynı verandada aldıktan sonra Nyungwe Yağmur Ormanları’ndaki ikinci aktivitemiz için yürüyüşe çıkacağız. Otelin karşısındaki vadinin en dibine doğru ineceğiz patikadan kıvrıla kıvrıla. Teknik bir yürüyüş değil asla ama gidiş dönüş 3-4 saat arası sürüyor hızınıza göre. Vadinin dibindeki dere boyunca ilerleyip yolun sonunda müthiş bir hızla çok yüksekten dökülen bir şelaleye ulaşacağız. Burada vereceğimiz mola sırasında havada uçuşan su buharı bizi serinletip yorgunluğumuzu alacak. Ardından yine yürüyüşe devam ederek otele döneceğiz.

Bu yürüyüşler, gölge alan yürüyüşü diye tanımlanmış çünkü hayatınız boyunca görebileceğiniz en yoğun orman adeta ve üzerinize doğrudan güneş ışığı gelmeden keyifli bir yürüyüş yapıyorsunuz. Deniz seviyesinden bayağı bir yüksekte olduğumuzdan hava sıcaklığı 24 derecenin üzerine çıkmıyor. Gece ise hava önemli oranda soğuduğu için bu ormanda neredeyse hiç böcek görmeyeceksiniz çünkü o soğukta yaşamıyorlar. Akşam otelde şömine başında yapılan sohbet ise bambaşka bir keyif olacak.

Dağlarda Tek Başına Yayaşan Kadın’ın anısına

Kahvaltının ardından yine otelin pistinde bizi bekleyen helikopterle Volkanoes Milli Parkı’nın bulunduğu Virunga Masifi’ne doğru yol alacağız. Yaklaşık 55 dakika süren uçuştan sonra oradayız. “Peki nedir bu Virunga Masifi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Virunga Masifi, 10 volkandan oluşan bir sıradağ silsilesi. Üç ülkeye yayılıyor. Ruanda, Uganda ve Kongo boyunca uzanıyor. Bu volkanlardan Kongo tarafındaki bir tanesi aktif, diğerleriyse sönmüş. Ruanda tarafında bulunan beş volkanı rahatlıkla görebilirsiniz. Sanırım orada olup onlara bakmak, dünyanın en etkileyici hislerinden biri. Bir düzlüktesiniz ve etrafınız volkan dolu. Sipsivri ve birden yükselen volkanlar. Bu sönmüş volkanlar da yağmur ormanlarıyla kaplı ve çok önemli bir özellikleri var: Virunga Masifi, yeryüzünde dağ gorillerinin tek yaşam alanı.

Dağ gorilleri, volkanik dağlardaki zengin bitki örtüsünü tercih ettikleri için buradalar. Keşifleri çok yeni aslında. İlk kez 1900’lü yılların hemen başlarında bir Alman tarafından görülüyorlar ancak bu keşfin ardından 90 yıllara gelindiğinde yasadışı avcılık nedeniyle Ruanda, Uganda ve Kongo’da yaşayan bu canlıların sayısı 250’ye kadar düşüyor. Öldürülme nedenleri fazlasıyla trajik. Maalesef insanoğlu, dağ gorili elinden yapılmış kül tablasına çok para ödüyor ve bu nedenle avlandıkları gibi yavru gorilleri hayvanat bahçesine satmak da büyük rant getirdiği için, yavruları almak için aileler katlediliyor. Yine o yıllarda Amerikalı biyolog Dian Fossey, bölgeye geliyor ve orada verdiği örnek mücadele sonunda bu canlıların önemini dünyaya duyuruyor ama bu mücadele onun hayatına mal oluyor. 18 yılını geçirdiği o ormanda öldürülüyor. Burada kısaca özetlediğim bu ilginç öyküyü Gorillas in the Mist adlı muhteşem filmde izleyebilirsiniz ve hatta mutlaka izlemenizi öneririm.

Bugün Dian Fossey Ruanda’da 18 yıl yaşadığı kamp alanındaki mezarında ziyaret edilebiliyor. 3100 metre civarındaki bu kamp alanı, Bisoke ve Karisimbi Volkanları ortasında yer aldığı için Dian Fossey, bu bölgeye iki dağın ismini birleştirerek Karisoke adını vermiş yaşadığı dönemde. Ruandalılar da bu isme sahip çıkmış, kelime sözlüğe girmiş. Fossey’nin mezarı, diğer öldürülen gorillerle yan yana. Yanı başında da en sevdiği goril Digit’in mezarı bulunmakta. Dian Fossey’nin mezartaşında ona Ruandalılar tarafından verilmiş ismi Nyiramachabelli (Dağlarda Tek Başına Yaşayan Bir Kadın) yazıyor. Bu bölgeyi anlatmak gerçekten zor. 4-5 saatlik bir yürüyüşle ulaşan bu etkileyici alan için “Hayatımda gördüğüm en güzel orman,” diyebilirim.

Dağ gorilleriyle tanışma

Merak ediyorsunuz muhtemelen; neden Dian Fossey dağ gorillerini bu kadar sevmiş ve önemsemiş? Çok kez gittiğim Ruanda’da dağ gorillerini ve Ruanda doğasını fotoğraflamak üzere Ruanda Devleti tarafından görevlendirildiğim ve dağ gorilleri ile 10 günü birlikte yaşayarak geçirdiğim için bizzat tanıklık etmiş biriyim. Öncelikle belirtmeliyim ki 200 çeşit farklı otla beslenen yani otçul olan dağ gorilleri, 250 kilograma ulaşan kaslı vücutlarına rağmen avlanmadan yaşayan canlılar. Hatta yeryüzünün en barışçı canlılarından. Genetik olarak zarar verme eğilimi taşımıyorlar. Üstelik DNA yapıları, insanla yüzde 97 aynı. Bu barışçı canlıyı tehdit eden tek tür, maalesef insan.

Ruanda hükümeti soykırım sonrası bu konuya gereken önemi vermiş ve goriller büyük bir hassasiyetle korunuyor. Dağlarda yaşayan goril ailelerinden sadece 10’u ziyarete açık. Ziyarete açık ailelerin her birine günde sadece sekiz ziyaretçi kabul ediliyor ve ziyaret süresi, 1 saatle kesin olarak sınırlandırılmış durumda. Bu ziyaret için her katılımcıdan 750 Amerikan Doları alınıyor. Para, koruma çalışmalarına ayrılıyor. Yani onları ziyaret eden herkes, koruma çalışmalarına katkıda bulunmuş oluyor.

Bu ziyareti yazıya dökerek anlatmak çok zor. Hani “Anlatılmaz, sadece yaşanır,” denen türden bir deneyim bu. Dağ gorillerine 7 metre mesafeye kadar yaklaşabiliyorsunuz. İnsana alışmamaları için konmuş bir kural bu, doğal kalabilmeleri için ama yavrular sürekli yaklaşıp sizinle oynamayı deneyecekler, emin olun. Tabii ki yanınızda bulunan görevliler bunu engelleyecek, çünkü dokunmak yasak. Doğada ilk öğrenilmesi gereken ve benim ilk öğrendiğim şey de bu. Dokunmadan sevebilmek…

Ayrılmak zor

Sabahın erken saatlerinde başlayan dağ gorili ziyareti yürüyüşü, 1-2 saatte onların yanına ulaşmanızla tamamlanıyor. 2 bin 500 metre civarında yaşıyorlar. Yanlarına ulaştığınızda rehber, 1 saatlik sürenin başladığını duyuruyor. O an ilk 15 dakikayı büyük bir şaşkınlıkla geçireceğinizden eminim. Bu kadar büyük, güçlü ve kaslı bir hayvana bu denli yakın olabilmek, sizi önce ürkütecek olsa da 30 dakika dolduğunda şaşkınlığınız yerini bir utanma duygusuna bırakacaktır. “Ben ne kadar kötüyüm,” diye düşüneceksiniz çünkü onların ne kadar iyi olduğuna tanıklık edeceksiniz.

Grup lideri Silverback (Gümüşsırt) yanınızdan geçerken yer sallanacak ama siz artık asla zarar vermediklerinden emin olduğunuz için büyük bir sakinlik ve hayranlıkla onları izliyor olacaksınız. 1 saat dolup yanlarından ayrılma zamanı geldiğinde bu size zor gelecektir. 1 saat daha görmek istiyorsanız çözümü var elbette. Otele dönüp bir gece daha konakladıktan sonra ertesi gün tekrar 1 saatlik ziyaret yapmak!

Ruanda hükümeti her yıl o yıl doğan yavrular için bir isim verme töreni düzenliyor Eylül ayında. Ben katıldım. Çok etkileyici bir tören bu. Dünyanın her yerinden ünlülerin de katıldığı bu töreni yine uluslararası medya da görüntülüyor. Gitmek isterseniz çok önce rezervasyon gerekiyor. Törenin adı Kwita İzina olarak geçiyor, aklınızda bulunsun.

Dağ gorili ziyaretinin ardından başkent Kigali’ye ulaşım 2,5 saatlik bir karayolu yolculuğuyla oluyor. Kigali’de Soykırım Müzesi’ni gezmek, ülke hakkında bilgi edinmenizi sağlayacak. Ve gece uçuşuyla İstanbul’a dönüyoruz. Bu seyahati bir cümleyle özetlemem gerektiğinde “Hayatınızın en önemli deneyimlerinden biri olacaktır,” diyebilirim…

Ruanda’ya giderken

Ne giyilir: İdeal bir iklim var. Hava sıcaklığı gündüz 24, gece 14 derece civarında. Her gün öğleden sonra yağmur yağabilir. Bu nedenle yağmurluk, polar, tozluk (trekking için) ve herhangi bir outdoor pantolon yeterli.

Fotoğraf ekipmanı: Büyük teleobjektiflere gerek yok. Dağ gorillerini zaten çok yakından göreceksiniz. 24-70 ve 70-200 gibi lensler ve tek gövde yeterli.

Ruanda’ya gitmek için:
www.tavport.com

Tel: 0 850 200 70 50

E-posta: outgoing@tav.aero

Not: Bu yazı ilk olarak Bon Voyage dergisinin ilk sayısında yayınlanmıştır. Dergiye Dmags uygulaması ve www.dmags.net ve www.magzter.com siteleri üzerinden ulaşabilirsiniz…