uğulduyor kulaklarım.
gözümün ta içine bakıyor
ayın sarhoş ışığı
iğneler saplanıyor tırnaklarıma
zehirleniyor her nefeste ruhum
ölümü kokluyorum.

buğday sapları hışırdıyor birer birer,
bir ben varım cin ordusunun karşısında,
bir de ay
varsa yoksa başaklarda saklanan esrar;
her lokma erteliyor idamı
ayın yabani ışığı gözümü deliyor,
ürperiyor parmak uçlarım.

bu gece bitmeyecek biliyorum
akreplerin ayaklarında karıncalanma
o sahte yıldızların arasında
daha yavaş yürüyorlar
işte orada dar kapı
artık hepten kapalı
varmadan donacaklar
fısıltıları yükseliyor ısınarak:

“animula, vagula, blandula”

ama boşuna
ne muhabbet ne şefkat ne eşsizlik
inceden bir karıncalanma
yorgun ayaklarımda
korkuyorum,
işte battı ay da!