Yüreğinde ateş olanın, toprak, hava ve su ile buluşmasıdır hayat… Adım adımdır, ölüm gibi elementsiz, zaman gibi kaygılı… Ve bu hayatta silineceğini bile bile iz bırakmaya çalışanlar, sadece ama sadece umutla nefes alanlardır… 

Henüz insan seslerinin dalga seslerine karışmadığı saatlerdi. Güneş de, onu selamlamak için yerlerini alanlar da yeni uyanmışlar, matlarının üzerinde yerlerini almışlardı ben yanlarından geçerken.

Gece rüyamda denizi görmüştüm, maviyle konuşuyordum. Biliyorum, aklınızdan ilk olarak, “Peki nasıl konuştun, ne söyledi sana mavi?” geçtiğini. Rüya işte, üzerinde durmayın geçin; durursanız, hatırlayabilir, hatırlarsanız da düşebilirsiniz. İşte böyle, siz rüyanın etkisiyle diyebilirsiniz, ben mavinin, öyle veya böyle etkilenip erken uyanmış sahile inmiş, belirli bir harmonide hareket eden dalgalarla dans edercesine ıslak kuma basıyor, benim oluşturduğum izlerin, deniz tarafından silinmesini izliyordum.

Güneş mesaisine başlamak üzere artık sarı sıcak üniformasını giymiş, gökyüzünde batıya doğru adım adım ilerlemesine başlamış, mesai arkadaşı deniz ise hâlâ benimle inatlaşıyor, bıraktığım izlerimi birkaç nefes alıp verme süresi içinde silmeye devam ediyordu.

Mesaisinden şikâyet eden sarı yakalı gibiydi güneş. Çıktığı kaynaktan tenime ulaşmak için milyonlarca kilometre yol alan ışınları, fırsat bulsalardı eğer sekiz dakikalık yorgunluklarını yüzüme vururcasına anlatırlardı herhalde. O kadar çoklar ve o kadar uzun yoldan gelmişlerdi ki, ev sahibi bedenim stresten ısınmaya başlamıştı, biraz daha çoğalsalar terleyecektim.

Yanmam an, tekrar soğumam zaman meselesiydi. “Yüreğimde ateş var, söndürebilir misin?” diye denizle tam da göz göze gelmeden, biraz ufka bakarak, köpüren dalgaların arasına doğru fısıldadım. Biri duysun diye değil, rüyama uysun diyeydi tüm sorularım, belki de tüm cevabı uyanışlarımda saklı olan.

Zamanı gelince beni uyarsın diye kurduğum alarm misali, gittikçe yükselen çocuk seslerinin dalga seslerine karışmaya başlamasıyla anlamıştım geri dönüş vaktimin geldiğini; anlamıştım, artık ben attıkça silinen adımlarımla denize renksiz izler bırakmanın, gökyüzüne rengi umut olan balonlar bırakmaktan zor olduğunu.

Dönüş yolunda, matların üzerinde uzanmış insanların yanından geçerken, son yarım saattir bedenini aynı enerjiyle ama farklı yollardan dolduran biri olarak ben de onların yanına uzandım. Gece yağan çiy nedeniyle hâlâ ıslak olan çimlere uzandığımda nefes alırken beni yeşile yaklaştıran umut, verirken form değiştirip göğüs kafesinden kurtulan kuş misali maviye yükseliyordu.

Gökyüzü gibiydi umut, ben her nefes alışverişimde gökkuşağı boyuyordum.