Bulut Yayınları’ndan çıkan İdil Bilgin Sait imzalı Konya’da İz Peşinde, farklı bir çocuk kitabı. Konservasyon, yani eski eserlerin bozulma ve eskimelerini önlemek ve/veya geciktirmek/yavaşlatmak için yapılan önleyici ve etkin koruma işlemleri temelinde çocuklarda tarihi ve kültürel mirası koruma dürtüsü ve eski eserlere karşı merak ve sevgi uyandırmayı amaçlamış Sait.

Kendi çocuklarını da kitabına katan Sait, “Yazarken çocukların gözlerinde görmeyi hayal ettiğim o pırıltıyı görebiliyorum. Bu da çok büyük bir tatmin,” diyor…

Röportaj: Ufuk Kaan Altın

Böyle bir kitap yazmak nereden aklınıza geldi?

Ben aslında mesleki anlamdaki tutkusunu 20’li yaşlarının sonunda keşfetmiş biriyim. Uluslararası ilişkiler alanından müze çalışmalarına geçtim o yaşlarda. İngiltere’deki Leicester Üniversitesi’nde tamamladığım müze çalışmaları lisansüstü programı kapsamında yazdığım tezin konusu, kültürel miras konservasyonu kavramını toplumla yakınlaştırmaktı.

Burada sanırım konservasyon terimini açmakta fayda var: Konservasyon, eserlerin bozulma ve eskimelerini önlemek ve/veya geciktirmek/yavaşlatmak için yapılan önleyici ve etkin koruma işlemlerinin tümüne deniyor. Dolayısıyla bu kitap aslında benim lisansüstü tezimin bir çıktısı çünkü bu kitapla amacım, konservasyonu çocuklara anlatmak.

Polisiye kurguya sahip bir kitap yazmışsınız farklı bir açıdan bakarsak… Çocuklar ipuçlarını bulup bulmacalar çözerek sonuca ulaşıyorlar. “Konya’da İz Peşinde”yi okuyan çocukların en büyük kazancı ne olacak?

Kitabın temel hedefi, çocuklara kültürel miras konservasyonu kavramını öğretmek. Amacım, eski eserlerin kırılgan ve korunmaya muhtaç değerler olduğunu çocuklara göstermek ve konservasyon mesleğini seçen kişilerin, nasıl eserlerin doktoru olduğunu onlara öğretmek. Kitaptaki oyunlar aracılığıyla çocuklara biraz da bu mesleğin süreçlerinden, onarımların nasıl yapıldığından bahsediyorum. Tüm bu bilgileri vermekteki amaç, çocuklarda kültürel mirası koruma dürtüsünü uyandırmak ve eski eserlere karşı onlarda bir merak ve sevgi uyandırmak.

Kitabımı üzerine kurguladığım bu metodoloji aslında literatürde, konservasyonun yayılması olarak geçiyor. Bu açıdan değerlendirecek olursak kitap, Konya’nın tarihini çocuklara öğretmeyi hedefleyen bir kitap değil; kentin geçmişinden seçtiğim dört somut, bir de somut olmayan kültürel miras öğesi üzerinde konservasyon temalı aktiviteler yaptırarak çocuğu kültürel mirasa yakınlaştırmayı hedefleyen bir eser. Yani bir başka deyişle; çocuğa kültürel mirası sevdirmek için kronolojik tarih bilgisi vermek yerine konservasyon temasına odaklanmayı seçtim çünkü bu şekilde, çocuğun geçmişle daha güçlü bir bağ geliştirebileceğini ve eski olana karşı daha yakın duygular besleyebileceğini düşünüyorum.

Neden özellikle Konya’yı seçtiniz?

Sanat tarihi ve arkeoloji doktora programındaki 1,5 yıllık süreçte Konya’nın kültürel mirasıyla ilgili bir çocuk projesi istendi benden. Tez danışmanım, bu bölgede yüzey araştırmalarını yürütüyordu ve benim çocuk kitabı hayalimi biliyordu. Öneri ondan geldi, süreç de bu şekilde başladı.

Çocukları Eren ve Arda da işin içinde 

Kendi çocuklarınızı da katmışsınız işin içine… Nasıl karşıladılar, nasıl çalıştılar?

Evet, çocuklarımı katmam benim açımdan çok farklı değerler ve anlamlar yükledi bu projeye. Eren’le Arda, iki hayali kız arkadaş eşliğinde kitapta anlatıcı oldular ve aynı zamanda kitaptaki çizimlerin bazılarını üstlendiler. Bu projeye dahil olmak onları epey mutlu etti, heyecanlandırdı ve sanırım bu heyecanın esas coşkulu kısmını kitap piyasaya çıktığından beri yaşıyorlar. Düşünsenize, ülkenin en yaygın ve onların en çok ziyaret ettiği kitapçılarının raflarında bu kitap yer alıyor ve üzerlerinde ikisinin de adları var.

Tabii süreç daha bitmedi; kitabımın tanıtım ve dağıtım faaliyetleri devam ediyor. Onlar bu süreçte de aktif rol alıyorlar kendi istekleriyle. Beraber broşürler, etkinlikler hazırlıyoruz, imza günlerine katılıyoruz. Bir de sömestreden sonra İstanbul’daki bir özel ortaokulda kitabımı kullanarak ders vereceğim. Dersin içeriğini hazırlarken de bana teknolojik konularda destek veriyorlar çünkü dersi kültürel mirasla teknolojik uygulamaları entegre edecek şekilde hazırlıyorum ve teknolojik uygulamaları haliyle onlar benden daha iyi biliyorlar!

Türkiye’deki eğitim sistemi, özellikle son dönemdeki uygulamalar yüzünden hem nitelik hem de nicelik açısından gelişmiş ülkelerin çok gerisine düştü maalesef. Katılır mısınız? Aslında kitabınızda ipuçlarını veriyorsunuz ama genel anlamda sorayım: Ne yapmalı sizce bu durumu düzeltmek için?

Bu çok kapsamlı ve genel bir soru. Konuyu tüm açılarıyla burada değerlendirmem mümkün değil ama kültürel miras eğitimi açısından değerlendirecek olursam, kesinlikle ezberci yaklaşımdan hızla uzaklaşılması gerektiği görüşündeyim. Çocuklara eskiyi öğretmek için bir kere onlara eskiyi sevdirmek ve eskiyle aralarında bağ kurdurmak gerekiyor. Bunu yapabilmek içinse onları cezbedecek sihirli bir değnek keşfetmek… Yani öyle bir cazip noktadan yaklaşmalısınız ki konuya, çocuk gerçekten mesela 10 bin yıl öncesini biraz hayal edebilmeli, gözünde canlandırabilmeli, bir şeyler hissedebilmeli. Aslında duygulara hitap edecek bir kültürel miras eğitimi olmalı diyebiliriz. Kitabı yazmaktaki hedefim de bununla birebir bağlantılı.

“Çocukların gözlerinde gördüğüm pırıltı, en büyük tatmin”

O zaman şöyle devam edelim: Bu kitabı yazmakla sonuç aldığınızı düşünüyor musunuz?

Kitabı yazmaktaki amacım duygu odaklı kültürel miras eğitimiyle bağlantılı diyebilirim. Amacım, çocuklara kültürel mirası sevdirmek ve bu konuda koruma bilinci oluşturmak. Bunu yapabilmek için de üç ayaklı bir metodoloji kurguladım: Konservasyon odaklı, interaktif ve obje bazlı yaklaşımı benimsedim.

Kısaca anlatayım: İlk olarak duygu yaratabilmek adına benim seçtiğim asıl sihirli değnek konservasyon bilimi oldu. Şöyle düşündüm; eğer çocuklara kültürel mirasın kırılganlığını anlatabilir, bozulmanın ne demek olduğunu onlara hissetirebilirsem ve böyle bir meslek olduğunu öğretip oyunlarla biraz korumanın süreçlerini gösterirsem, onlarda merak, ilgi, sevgi ve koruma dürtüsü uyandırabilirim. Çünkü konservasyon bu amaç için çok uygun; tarih, kimya, el becerisi ve sanatı bir arada barındırıyor. Onarım sürecindeki bir tabloyu gözlemlemek, asit yağmurundan delik deşik olmuş bir heykelin nasıl sağlamlaştırıldığını görmek heyecan verici oluyor genellikle çocuklar, hatta yetişkinler için. Aynı zamanda konservasyonun sabır gerektiren, kutsal bir meslek olduğunu görüp hayranlık ve saygı duymaya başlıyor çocuklar. Metodolojinin bir ayağı bu.

İkinci ayak; interaktif yaklaşımda da kitaptaki aktiviteli yapıdan bahsediyorum ama bunu kurgularken şuna çok dikkat ettim; sırf interaktif olması adına oyun koymadım kitaba. Gerçekten, o oyun mevcut konuda ek bir öğrenme sağlıyorsa kullanmak lazım, ben de öyle yapmaya özen gösterdim.

Obje bazlı öğrenme modelini de açayım: Belirli objelerin seçilip bunların disiplinlerarası kullanımı anlamına geliyor bu yöntem. Kitabı temel alarak söylüyorum; bir kaya anıtı var ve bu objeyi okulda işlerken dilbilim dersinde kayanın üzerindeki hiyeroglifleri işliyorsunuz, kimya dersinde taşın süngersi yapısını ve asit yağmurunun etkilerini anlatıyorsunuz veya tarih dersinde anıtın yapıldığı dönemi ve anıtın üzerindeki mitolojik figürleri işliyorsunuz. Ben de kitabımı bu yöntem üzerine kurguladım. Farklı disiplinler açısından incelemedim tabii ama Konya’dan seçtiğim somut ve soyut beş kültürel miras öğesi üzerine kurguladım tüm kitabı.

Toparlamak gerekirse; bu öğeleri kullanarak ezberci yaklaşımın dışında ve duygu odaklı bir yapı yarattım. Bu şekilde de kültürel mirası koruma dürtüsünü uyandırmayı hedefledim. Bu hedefe ulaşıp ulaşmadığımı söylemek için henüz erken tabii ama çocuklarla birebir etkileşimlerimde gerçekten çok olumlu geri bildirimler aldığımı söylemek isterim. Kitabı yazarken çocukların gözlerinde görmeyi hayal ettiğim o pırıltıyı görebiliyorum. Bu da çok büyük bir tatmin. Gerisini zaman gösterecek…

Devamı çok yakında…

Bulut Yayınları’ndan çıkan kitabınız VEKAM (Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi) Araştırma Ödülü’ne sahip. Bu nasıl hissettiriyor size?

Tabii ki çok güzel ve gurur verici bir olay benim için. Özellikle projemin en başından bu ödül sürecine girmiş olduğum için tüm yolculuğum boyunca ciddi bir motivasyon kaynağı oldu. Projemin en başından diyorum çünkü Konya’da İz Peşinde‘nin çatısını oluşturup başvurdum yarışmaya. Bu dönem, kitabımı dimdik ayakta tutan ve standartlarını yükselten bir süreç oldu. Bu vesileyle buradan tekrar Sayın Filiz Yenişehirlioğlu şahsında VEKAM’a teşekkürlerimi sunuyorum.

Hedefiniz nedir? Bundan sonra sırada ne var? Bu seriye devam edecek misiniz?

Bundan sonraki hedefim, tabii önce kitabımın tanıtım ve satışını layıkıyla tamamlamak ve bir yandan kitabımı kullanarak vermeye başlayacağım dersin içeriğini en iyi şekilde hazırlamak. Hemen arkasından, yaz döneminde serinin devamı için kolları sıvamak. Aşağı yukarı aynı yapıyı koruyarak, aynı karakterlerle Türkiye’nin farklı bölgelerinde iz peşine düşmeyi planlıyorum…