Yeni bir güne yeni duygularla uyanmıştım. Kanatlarım vardı benim, sol tarafımda geçmişimi, sağ yanımda geleceğimi gördüğüm.

Daha dün geceki rakı masasında, “Uçabilmek özgürlük!” diyerek her kadehte biraz daha yükselen ben, şimdi başka bir formda gerçekten özgür uyanmıştım. Bir ağaca asılı küçük bir kulübede, üzerinde pastel renklere bulanan baharın son yorgun yapraklarının olduğu masalsı bir yolun tam ortasında havada asılı bir kuş yuvasında duruyordum.

Kanatlarım vardı benim; kahverengi solmuş geçmişimle, parlayan mavi geleceğimin tam ortasında yer alan bedenimin yola çıkması için tek bir adım yeterliydi. Boşluğa doğru atılan bir adım ve sonrası…

Sonrası yoktu, sonrasını düşünmenin zamanı da değildi zaten. Seçenekler belli değil miydi ki; ya rüyalarımdaki gibi göklere yükselecek ya da zaten düne kadar yürüdüğüm yola düşecektim.
Ama düşmeyecektim çünkü kanatlarım vardı benim. Ben bugün geleceğime doğmuştum; maviye, gökyüzüne, hayallerime, yeniden parlayan umuda doğmuştum.

Artık âşık olmak için her seferinde baharı beklememe gerek yoktu benim.

Geleceğime adım atmadan önce bir süre doğayı dinlemek istedim. Kuşların çoksesli melodilerini, tek tek anlamaya başladığım sözlerini, hislerini, bizlere hissettirdiklerini. Hep bir ağızdan kış için söyledikleri büyüleyici yalnızlık melodilerini.

Ormanda yankılanan, mevsimlerin ardından yakılan ağıt gibiydi ötüşleri ve ben de baharı sonunda terk eden kışın, doğal beyaz örtüsüne bürünmeden önceki hüznüyle veda ediyordum aynı sonbahara.

Bir merak duygusu, içinde uyandığım yuvayı dışarıdan kemirmeye başlamıştı, kim yapmıştı acaba, kim asmıştı bunu ormana?

Belki de şarkıyı söyleyen onlardı. Peki, onlar kimdi? Onları düşünürken tekrardan uyumuşum. Cep telefonumdan çalan artık ağıt olduğunu bildiğim kuş sesleri ile uyandığımda yine özgür’düm ama artık kanatlarım yoktu, kışa uyanmıştım.

Kanatlarım yoktu benim, geçmiş de, gelecek de, kahverengi de, mavi de bendim. Takvimlere uymayan mevsimlerin hep kıyısında, zamanın ise tam ortasında, renklerden bağımsız şimdi yolda olan bendim, baharlar ise hep biraz ötede…