Tüm zamanların en önemli heavy metal gruplarından Iron Maiden’ın solisti Bruce Dickinson’ın otobiyografisi “What Does This Button Do?/Bu Düğme Ne İşe Yarar?” yalın, bir o kadar da çarpıcı. Dickinson, özel hayatına, aşklarına, çocuklarına hatta gruba çok fazla değinmese de hayatla yüzleşmesini aktarıyor bize. Umarım kitap yakında Türkçeye de çevrilir…

Otobiyografileri severim; özellikle de ünlü kişilerin olanlarını. Onlar hakkında algılarımız, önyargılarımız vardır. Yazdıkları kitaplarla beynimizin her santimetrekaresine yer etmiş o algıları ve önyargıları lime lime ederler. Eğer o yazar, otobiyografisini yazarken (ya da yazdırırken) kendini tatmin etmeye çalışmadıysa çoğu zaman karşımıza bizim gibi bir insan çıkar. Zorluklarla mücadele etmiş, hayal kırıklıkları ya da mutluluklar yaşamış, hatalarının bedelini ödemiş ama yine de hata yapmaktan çekinmemiş bir insan…

Tek hayal kırıklığım…

Gelmiş geçmiş en önemli heavy metal gruplarından Iron Maiden’ın solisti Bruce Dickinson’ın otobiyografisi What Does This Button Do?/Bu Düğme Ne İşe Yarar? da böyle bir kitap. Kitabın adı, onun aslında dünyaya bakışını ve başarılarla dolu kariyerine bir atıftır: Ne işe yaradığını bilmediği düğmelere basmaktan hiçbir zaman korkmamıştır.

Dickinson’ın dili içten, akıcı ve komik. Yaklaşık 400 sayfalık kitapta mutsuz bir çocukluk, kararsız bir gençlik, beklenmedik bir şekilde gelen başarılar ve ölümle yüzleşme, yalın bir dille anlatılmış. Hiçbir zaman ayrıntıya girmiyor Dickinson. Hayatını kısa anekdotlar halinde aktarıyor. Özel hayatına, aşklarına, çocuklarına değinmiyor. Belki Iron Maiden hayranları bunları bilmek istemiyordu ama ben merak etmiştim açıkçası. Kitabı okurken bende hayal kırıklığı yaratan tek konu bu.

Bruce Dickinson, grubun maskotu Eddie ile…

Öfkenin şekillendirdiği bir hayat

Dickinson’ın çocukluğu bayağı zor geçmiş. Anne ve babasını yıllarca görmemiş, onu anneanne ve dedesi büyütmüş. Dediğim gibi; Dickinson, ayrıntıya girmiyor ama kitabın çocukluğuna üstünkörü değindiği ilk bölümünde yaşadığı öfke ve kızgınlığı satır aralarında anlayabiliyorsunuz. Bu yıllarda hayatındaki en önemli rol model ise dedesi değil, “Amcam,” dediği (ama aslında amcası da değil) aile dostları bir savaş pilotu. Dickinson da ilerleyen yıllarda pilot olacak, hatta Boeing kullanacaktır.

Yıllar sonra anne babasıyla kavuşur kavuşmaz bu kez de yatılı okula gönderiliyor. Öfke büyüyor. Müzikle de bu arada tanışıyor. Dickinson, Allah vergisi bir sesinin olduğunun farkında değil. 70’lerin sonunda Samson diye bir gruba girdikten sonra yeteneklerinin farkına varıyor. İdolü, Arthur Brown adlı bir müzisyendir. Sonra bir gün, Iron Maiden onu mülakata davet ediyor. Dickinson’lı ilk Iron Maiden albümü The Number of the Beast gelmiş geçmiş en iyi albümlerden biri olarak kabul ediliyor.

Pilotluktan kanserle savaşa

Iron Maiden’lı yıllar başarı ve zenginlik kadar, kavgaları ve ayrılıkları da beraberinde getiriyor ama Dickinson, burada da ayrıntıya girmek istemiyor. Iron Maiden’ın lideri ve basçısı Steve Harris ve grubun diğer üyelerinden kitap boyunca şöyle bir bahsediyor. Açıkçası ben bu çarpışan egoların yol açtığı tahribatları daha yakından okumak isterdim. Dickinson, daha sonra solo kariyerini ve Iron Maiden’a dönüşünü anlatıyor.

Iron Maiden elemanları, bir konseri daha başarıyla tamamlamanın gururuyla…

Bruce Dickinson, sadece bir müzisyen değil. Kitapta eskrim tutkusuna özel bir yer ayırmış mesela ama en ilgi çekici bölümlerin başında kuşkusuz pilotluğu geliyor. Hele bazı uçak yolculukları var ki okurken, “Ulan nasıl hayatta kalmış?” diyorsunuz.

Dickinson, otobiyografisinin son bölümünü kanserle mücadelesine ayırmış. Baş ve boyun kanseri olan Dickinson, hastalıktan nasıl kurtulduğunu, yine duygularını fazla açığa çıkarmadan hızlı bir şekilde anlatıyor.

Ben kitabı çok beğenerek bir solukta okudum. Umarım Türkçeye de çevrilir. Iron Maiden hayranları için de (ve hayranı olmayanlara) her albümlerinden seçtiğim birer şarkıdan oluşan bir playlist bırakıyorum.

Not: Dickinson’ın olmadığı şarkılar da var bu listede.