Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk adlı novellası (yani kısa romanı ya da uzun hikâyesi), haklı olarak 2017’nin en çok satan kitaplarından biri. Sebebini, okuyunca anlıyorsunuz. Ülkemizde Suriye İç Savaşı ve o savaşın sebep olduğu felaketler, edebiyatımızda henüz yeterince yer bulamadı. Livaneli, işte bu açığı kapatıyor. Hem de son derece acı ve etkileyici bir kurguyla…

Kitap, gazeteci kahramanımızın doğup büyüdüğü Mardin’e yıllar sonra bir haber için giderek, geçmişi ve bugünüyle yüzleşmesini anlatıyor. Bu yüzleşme, geleceğini de şekillendirecektir. Gazeteci kahramanımızın çocukluğundan tanıdığı Hüseyin, ABD’de bıçaklanarak öldürülmüştür. Kahramanımız, onun hikâyesini araştırırken Hüseyin’in Mardin’de Ezidi bir kadına (Meleknaz) âşık olduğunu öğrenir ve onu da bulmaya çalışır. Genç kadının izini sürerken onu ve Hüseyin’i tanıyanların anlattıklarını dinler. Bu coğrafya için imkânsız bir aşktır Meleknaz’la Hüseyin’inki.

IŞİD’in yaptığı Ezidi soykırımını birinci ağızdan dinlerken, Ezidilerin tarihini, inanışlarını da öğrenir kahramanımız. Gazetecinin konuştuğu tanıkların hemen hepsi önyargılıdır ama bu kaçınılmazdır; çünkü önyargı, bu coğrafyanın bir gerçeği. Kahramanımız, yine bu coğrafya insanının belki de en fazla hissettiği duygu olan huzursuzlukla karşı karşıya kalır. Bu huzursuzluk, yıllardır içinde yaşadığı o sıradan hayat balonunu patlatır. Kendisiyle de hesaplaşmak durumunda kalır.

Anlatıcıların anlattıkları şiirsel

Huzursuzluk, işte bu hikâyeyi sadece 154 sayfada anlatıyor. Livaneli’nin dili akıcı, anlaşılır ve özellikle de anlatıcılar devreye girdiği anda şiirsel. Anlatıcıların hepsinin yaşadığımız coğrafyaya, bizleri ve geleceğimizi şekillendiren tarihimize dair etkileyici sözleri var. Hikâye, tanıklıkların üzerinden ilerlediği için kronoloji ikinci planda kalıyor. Bu da kurguyu daha da ilgi çekici hale getirip meraklanmamıza yol açıyor. Bu kadar kısa bir romanda karakter gelişimi ve çözümlemesi de haliyle ikinci planda ama bu, okuyanı rahatsız etmiyor. Anlatıcıların bize, ülkemize, tarihimize, coğrafyamıza dair söyledikleri daha ilginç ve daha önemli.

Roman, satış rekorları kırmasının yanı sıra özellikle muhafazakâr cenahta tartışmaları da beraberinde getirmiş. Bu tartışmaların ayrıntılarına girmek artık gereksiz. Livaneli, duyulması istenmeyen fakat söylenmesi gerekenleri yazmış. Rahatsızlığın temelinde de bu var aslında.

Duyarsızlaşmış olmasam, roman da uzun olsaydı

Kitabı okurken, kahramanımızın içine düştüğü ve Livaneli’nin çok güzel tasvir ettiği o huzursuzluk hissine ben ne yazık ki kapılamadım. Belki bu, mülteci krizini, bölgede yaşananları yıllardır çok yakından takip ediyor olmamdan, konuya ve vahşet hikâyelerine duyarsızlaşmamdan kaynaklanıyor. Belki de sebebi, romanın kısalığı… Tam Hüseyin’i daha iyi anlayacağız, bitiyor. Tam Meleknaz’ın kaçışına odaklanacağız, bitiyor. Tam Mardin’i gözümüzün önüne getireceğiz, bitiyor. Tam kahramanımızın mesleğiyle, eski karısıyla, kendisiyle hesaplaşmalarına tanık olacağız, bitiyor.

Suriye İç Savaşı’nın bize etkileri ve yansımaları üzerine daha çok roman, hikâye, tiyatro oyunu yazılması, film ve dizi çekilmesi gerekiyor. Coğrafyamızda yaşananlarla, geçmişimizle yüzleşmekten korkuyoruz. Huzursuzluk, kapıyı milim de olsa aralar mı bilmiyorum ama umuyorum…

Kapak görseli, www.livaneli.gen.tr sitesinden alınmıştır…