İyi öykü ters köşedir çoğu zaman… İçinde kendinize ait bir şeyler bulduğunuzda şamardır, sağlam bir tokat olur yüzünüze çarpan. Kalbinizin boyutlarında kaybolmuş bir yere dokunup onu geri çağırır. 2015 yılında bana tam olarak böyle olmuştu. Yoğunlaşmaktan ve konsantrasyondan yorulunca bir şeyler okumaya kaçtım. Elimin altındaki kitaba… Kitaba adını veren öyküyü okuyunca yedim tokadı. Dedim ya, iyi öykü mıhlar insanı… Anların belleğini iyi tutarsa mıhlar. Kendime geldiğimde kapağına bakıp tekrarladım; “Küçük Dertler”, Kadire Bozkurt.

Kadire Bozkurt, son dönemin artan öykücüler kervanında çizgisi ve yeri belli isimlerden biri. Kitaptan önce dergilerde duymuştuk adını. Notos, Kitap-lık, Sözcükler, Varlık ve Sarnıç gibi öykü okulu sayılabilecek dergilerden kazımıştı adını hafızamıza.

İlk öykü toplamı Küçük Dertler ile okurun karşısına iki yıl önce çıktı. Öykücülüğün en verimli döneminde, her köşeden öykünün ve öykücülerin adeta fışkırdığı bir dönemde hem de. Bu yoğunlukta arada kaynamayışının, bir adım öne çıkışının sebebi de yarattığı öykü evreninde yatıyor. Kısa öykülerinde anları kovalıyor ve o anların dokusunu olabildiğince yalın anlatıyor. Öyküdeki sızıyı okuruna gösterişsiz bir şekilde geçiriyor. Az cümle ile, kısa paragraflarla hatta bazen alt alta satırlarla işliyor hikayelerini. 18 öykülük ilk kitabı Küçük Dertler ile gündelik yaşamın içinde, sıradan insanların arasında dolaşıyor. Yalın anlatımıyla işliyor karmaşaları ve bu yüzden de içe işliyor. Söylenmemiş sözlerin ağırlığını ve acısını da taşıyor. Semih Gümüş’ün sözlerine katılmamak elde değil: “…kağıt kesiği gibi kısacık öyküler. Kendini göstermeyen ama içe işleyen.” öyküler bunlar.

Kadire Bozkurt’un Küçük Dertler ile yarattığı öykü evreni, kurumuş/çatlamış topraktaki o küçük yarıklara benziyor. Beklentiler, kıyısına gelinenler, vazgeçişler, anlar hep o yarıktan dışarıya çıkma halleri bir bakıma. Öykülerin kahramanları da o ışığın farkında… Kaynayıp buhar olarak çıkacaklar gibi sanki oradan. Betimlemelere de özellikle dikkat ediyor Bozkurt. Daha önce anlatılanı tekrarlamıyor. Yinelemiyor, yeniliyor, yaratıyor. Böyle bir evren kurarak okurla buluşan yazarın ikinci öykü toplamı Ekim ayında Alakarga etiketiyle yayımlandı. Elbette büyük bir merak duygusu ve beklenti yaratıyordu doğal olarak.

İki yıl sonra gelen Bir Kalbin Boyutları, iki bölümden oluşuyor bu kez. On dört öykülük ilk bölüm kitaba da adını veriyor. Malumunuz, her yazar için ikinci kitap gerginliktir, kâbustur çoğu zaman. İyi ilk kitabın ardından, “Acaba yerimde mi sayıyor, kendini mi tekrarlıyor?” soruları ve sorguları arasında geçer gider zaman. Kadire Bozkurt, daha ilk öyküden bu soruların cevabını veriyor. İlk kitabındaki kahramanlarının öykülerine de devam ederek evrenini daha da genişletiyor. İlkine göre daha uzun bu kez öyküler. Daha derin, daha yoğun. Dili ve üslubu da daha yetkin. Arada geçen iki yılda daha da ustalaştığını gösteriyor okuruna Bozkurt. Yine anların peşinden gidiyor. Yine söylenmemiş sözlerin ağırlığını hissettiriyor. Yine gündelik hayattan dokuyor öykülerini. Kâğıt kesiklerine devam ediyor. Daha da yalın anlatıyor. Yine sezdiriyor. Yine okurunun içini sızlatıyor. Küçük dertlerin boyutlarını genişletiyor.

“Bir Zamanlar, Uzak Bir Yerde…” adını taşıyan ikinci bölümse dört masaldan oluşuyor. Hayal gücünü konuşturarak modern masallar yazmış Bozkurt. Daha geniş bir alana sahip olmanın keyfini çıkarmış. İlk bölüme göre daha fantastik bir evren kurmuş. “Bizim mitolojik kaynaklarımız böyle müthiş hikâyelerle dolu. Bunları yazmayı çok seviyorum. Fantastik öykülerde sınırlar yok, kendi içinde mantıklı ve inandırıcı olduğu takdirde her konu işlenebilir. Bu esneklik, enginlik hoşuma gidiyor. İstediğim gibi çağıldayabildiğim bir alan. Hırsa, hesaplara, açgözlülüğe, kurnazlığa, ihanete, dönekliğe, riyaya, bugüne ve geçmişe dair ne varsa, söylemek istediğim her şeyi söyleyebiliyorum orada,” sözleriyle açıklıyor bu durumu da.

Az ve öz sözle, doğru matematikle kurulmuş, öyküseverlerin etkileneceği ve kolay kolay kopamayacağı bir evren Kadire Bozkurt’un öyküleri. Bir Kalbin Boyutları okurların ıskalamaması gereken bir kitap şüphesiz… Öykü yazma uğraşındakiler için de sıklıkla uğranması gereken bir durak…

Yazı: Serkan Murat Kırıkçı