Michael Wolff’un “Fire and Fury: Inside the Trump White House/Ateş ve Hiddet: Trump’ın Beyaz Saray’ı” adlı kitabını 1 günde soluksuz okudum. Wolff, ABD Başkanı’nı kara cahil, liderlik vasfı olmayan, olan bitene ilgisiz, tüm isteği pohpohlanmak olan biri ve bir kadın düşmanı olarak tasvir ediyor.

Wolff’un vardığı sonuç korkutucu: Beyaz Saray’da akıl sağlığı yerinde olmayan bir kişi oturuyor. Ona göre kitabı, Trump’ın başkanlığını bitirebilir. Bunu zaman gösterecek ama kesin olan tek şey; Wolff, böyle bir kitabı Türkiye’de yazamazdı. Umarım dilimize kısa sürede çevrilir…

“Ben deli değilim.” Amerikalı gazeteci Michael Wolff’un Amerikan yönetimini sallayan Fire and Fury: Inside the Trump White House/Ateş ve Hiddet: Trump’ın Beyaz Saray’ı kitabına ABD Başkanı Donald Trump’ın verdiği tepki yukarıdaki cümleyle özetlenebilir. Trump, kitap piyasaya çıktıktan hemen sonra attığı tweetlerde Wolff’u yalancılıkla suçladı ve akıl sağlığının yerinde olduğunu vurguladı. “Zekiden de öte, dâhiyim,” cümlesi, yüzbinlerce kez paylaşıldı sosyal medyada.

Beyaz Saray’ı sarsan Michael Wolff

Bu kitap nasıl yazılmış, nasıl yayımlanmış!?

327 sayfalık kitabı 1 günde bitirdim. Soluksuz okudum. Okurken hayret ettim. Trump yönetimi, nasıl olur da bir gazeteciye bu kadar sınırsız erişim sağlar? Herkes (Wolff, bu kitap için Trump dahil 200 kişiyle yüz yüze görüşmeler yaptığını anlatıyor önsözünde) nasıl bu kadar açıklıkla konuşmayı kabul etmiş? Bu kitap nasıl basılmış? Nasıl yayımlanmış? Nasıl?

Kara cahil, akıl sağlığı yerinde değil

Fire and Fury, koskoca Amerikan Başkanı’nı hayatında hiç kitap okumamış bir kara cahil, liderlik vasfı olmayan, olan bitene ilgisiz, tüm amacı medyanın kendisi hakkında olumlu haberler yapmasını isteyen, iç ve dış politikadan bihaber biri ve bir kadın düşmanı olarak tasvir ediyor.

Wolff’un vardığı sonuç korkutucu: Beyaz Saray’da akıl sağlığı yerinde olmayan bir kişi oturuyor ve bu kişi, sadece ülke için değil, tüm dünya için büyük bir tehlike teşkil ediyor. “Tepemizde bir deli oturuyor,” demek istiyor.

Wolff’a göre, Beyaz Saray’da akıl sağlığı yerinde olmayan biri oturuyor.

Yalnız ve etkisiz

Wolff’un üslubu akıcı ve bir gerilim romanı tadında. Adeta bir hayalet gibi Wolff; Beyaz Saray koridorlarında dolaşıyor, konuşmalara kulak misafiri oluyor sanki. Dünyayı ilgilendiren kararların alındığı Oval Ofis’teki küfürleşmeleri sanki duvardaki bir sinekmiş gibi bizlere aktarıyor. Onu zaman zaman Trump’ın yatak odasında, bazense Başkanlık uçağı Air Force One’da görüyoruz.

Steve Bannon

Wolff’un anlattığı Beyaz Saray, her türlü entrikanın döndüğü, yalakalarla dolu, herkesin birbirinin ayağını kaydırmaya çalıştığı bir kaos ortamı. Hiyerarşi yok. Karar veren yok (Trump dahil). Liyakat yok. Devlet yönetiminde tecrübeli çalışan yok denecek kadar az. Herkesin tek bir derdi var: Trump’ın gözüne girmek, ondan aferin almak.

Bu kaos ortamında birbirleriyle tam anlamıyla savaşan üç kamp var: Biri Trump’ın kızı Ivanka ve damadı Jared Kushner’ın Jarvankası. Diğeri, “Trump’a seçimi ben kazandırdım,” diyecek kadar megalomanyak aşırı sağcı baş stratejist Steve Bannon. Sonuncusu kampsa, Trump’ı kontrol altında tutmaya çalışan geleneksel Cumhuriyetçiler. Aralarındaki kavgalar, devlet işleyişini paralize edip durma noktasına getiriyor. Game of Thrones ve House of Cards‘ta bile göremeyeceğimiz bu iktidar savaşı ve entrikalar, kurumları işlevsiz hatta gereksiz hale getiriyor. Kavganın odağındaki Trump ise yalnız ve etkisiz.

Trump’ın kızı Ivanka ve damadı Jared Kushner, iktidar savaşının kamplarından biri…

Bir çocuk gibi pohpohlanmak istiyor

Kitap, Trump’ın seçim kampanyası devam ederken başlıyor ve 18 aylık bir dönemi kapsıyor. Kimse (Trump dahil) seçimi kazanabileceğini düşünmüyor. Herkes, seçimin sonrasında devam edecekleri TV kariyerlerine odaklanmış durumda. Zafer herkesi hazırlıksız yakalıyor. Beyaz Saray’a geçiş süreci tam bir fiyaskoyla sonuçlanıyor. Bir vasıfsızlar ordusu, ABD’yi yönetmeye çalışıyor.

Trump, başkanlığının ilk günlerinde “Bring me big things. I need big things,” (Bana büyük işler getirin, büyük işlere ihtiyacım var) diye bağırarak saray koridorlarını inletiyor. Kimse ne yapacağını bilemiyor. Üzerine Trump iktidarının (hatta Trump’ın) seçimi kazanmak için Rusya ile işbirliği yapıp yapmadığını soruşturan özel komisyon göreve başlıyor. Bu soruşturma, kitabın özünü oluşturmasa da Damokles’in Kılıcı gibi iktidarın üzerinde sallanıyor. Çalışanlar birbirlerini satmaya başlıyor: “You are a fucking liar,” (Pis bir yalancısın) diye bağırıyor Bannon, Trump’ın kızı Ivanka’ya, hem de Başkan’ın yanında. Trump sessiz. Herkes Trump’a küfrediyor. Kimi arkasından konuşuyor,  kimiyse yüzüne söylüyor. Fox’un sahibi Rupert Murdoch, onun için “Moron”; Dışişleri Bakanı Tillerson, “Aptal” diyor. Wolff, Trump’ın bu hakaretlere ses çıkarmadığını aktarıyor.

Neredeyse iki sayfada bir Trump’ın bir çocuk gibi olduğu ve sürekli pohpohlanmak istediği vurgulanıyor. Wolff, Amerikan Başkanı’nın bazı hikâyeleri birkaç dakika arayla, aynı cümleleri kullanarak kendisini dinleyenlere defalarca tekrarladığını da anlatıyor. Kitabın Trump-ABD medyası ilişkilerini anlattığı bölümler, iletişim fakültelerinde okutulacak cinsten.

Kitaba göre Trump, tam bir kadın düşmanı ve karısı Melania’yı aldatıyor.

Tam bir kadın düşmanı

Kitaba dair dikkat çekilmesi gereken bir başka konu da Trump’ın kadınlara bakışı. Wolff, onun bir mizojinist (kadın düşmanı) olduğunu söylemekten geri kalmıyor. Trump, eşi Melania’yi açıkça bir trophy wife (vitrin eş) olarak tanımlıyor ve sıkça aldattığının ipuçlarını veriyor. Hatta şöyle bir ifadesi var: “Erkek kadından yaşça ne kadar büyükse, kadın aldatılmış olmayı kişiselleştirmekten de o oranda vazgeçiyor.”

Yine Trump’a göre hayatı yaşanabilir kılan en önemli şeylerin başında arkadaşların eşleriyle yatmak geliyor. Trump, ne zaman arkadaşlarını arasa onlara eşleriyle ne sıklıkta seks yaptıklarını soruyor, ayrıntı talep ediyor. Wolff’a göre Trump’ın kadın çalışanları, her gün yüksek topuklu ayakkabılar ve mini etek giymeli, saçları da açık ve omuzlarına düşüyor olmalı.

Kitapta Türkiye’ye ilişkin de 1-2 paragraf var ama bunları yazmayacağım. Çoğu daha önce gündeme geldi zaten ülkemizde.

Türkiye’de yazılamazdı

Wolff’a göre kitabı, Trump’ın başkanlığını bitirebilecek güçte. Bunun böyle olup olmayacağını zaman gösterecek ama kesin olan tek bir şey var; Wolff, böyle bir kitabı Türkiye’de yazamazdı. Umarım Türkçeye en kısa sürede çevrilir.

Son olarak, siyaset üzerine en sağlam şarkıları toplamaya başladığım bir şarkı listesini de buraya koyayım. İsteyen ekleme yapabilir.

Keyifli okumalar, keyifli dinlemeler!