“Seher” HDP’nin eski eşbaşkanı, tutuklu milletvekili Selahattin Demirtaş’ın ilk kitabı. 12 kısa öyküden oluşan kitabın merkezinde kadınlar var. Demirtaş’ın kalemi gayet güçlü ama “Seher”in kadınları da güçlü olmalıydı. “Kadınların kurtuluşu, Türkiye’nin de kurtuluşu olacak,” diyoruz. Peki, bu kadınları kim, nasıl kurtaracak? “Seher” bu sorunun yanıtını vermiyor maalesef. Erkeklerin acıması, Türkiye kadınlarının ihtiyacı olan en son şey oysaki…

Ülkemizde yönetim sistemi değişmeye devam ederken, semboller üzerinden yürüyen bir mücadele var. Siyasi kutuplaşma ülkemizi ortadan ikiye böldü. Uzun zamandır her şey ya siyah ya beyaz. Kimse karşı tarafın fikrini duymak istemiyor, merak dahi etmiyor. İktidarı eleştiren herkes terörist, eleştirmeyenlerse yandaş ve yalaka. Böyle bir siyasi ortamda semboller önem kazanıyor. İktidarın en önemli sembollerini henüz tanımları yapılmamış birtakım kavramlar oluşturuyor. Üst akıl mesela, ne olduğunu, kim olduğunu bilen yok. Yerli ve milli, son derece moda olan bir başka iktidar kavramı. Kriteri nedir yerli ve milli olmanın, bilen yok ama. Algı operasyonu, acayip bir başka kavram. Dış güçler kavramı ise tanıdık… 1930’lardan bu yana ülkemizi yönetmiş her iktidarın işler kötüye gittiğinde sığındığı bir liman.

İktidar karşıtı cephenin sembolleriyse çok daha gerçek, çok daha hayatın içinden. Veli Saçılık var mesela, neredeyse her gün Ankara’da tek başına direnen. Nuriye Gülmen var. Ahmet Şık var. Tutuklu diğer gazeteciler var. Daha çok var.

“Seher”, Türkiye’nin kadınlarına bir övgü niteliğinde

Sanırım, Seher‘e de bu açıdan bakmakta fayda var. Belki Seher de bir sembol olacak. Belki yasaklanacak. Belki okuyanlar vatan haini ve terörist ilan edilip hapse atılacak. Kitabı beğenmeyenler de belki iktidar yanlısı diye yaftalanacak. Kim bilir…

Seher, HDP’nin eski eşbaşkanı, tutuklu milletvekili Selahattin Demirtaş’ın ilk kitabı. 12 kısa öyküden oluşuyor. Bazı hikâyelerinde gençliğini, çocukluğunu anlatıyor Demirtaş. Suriye iç savaşı, OHAL, hapishane hayatı diğer hikâyelerin odağında.

12 hikâyenin merkezindeyse kadınlar var. Anneler, şehirli kadınlar, köylü kadınlar, sevgililer, babasının kızları… Seher, Türkiye’nin kadınlarına bir övgü niteliğinde. Demirtaş’a göre bu kitaptaki kadınların kurtuluşu, Türkiye’nin de kurtuluşu olacak.

Gelin şimdi Demirtaş’ın bize doğrudan ya da başka karakterler ve olaylar üzerinden anlattığı kadınlara kısaca bakalım…

  • İçimizdeki Erkek: Kahramanımız bir dişi serçe. Hapishane duvarlarına yaptığı yuvasını korumaya çalışıyor. Eşi, ona yardım edecek mi etmeyecek mi?
  • Seher: Türkiye’nin bana kalırsa en önemli sorunları arasında ilk üçe girecek kadına şiddete, Demirtaş’ın bakışı. Tecavüze uğrayan Seher’in hikâyesi.
  • Temizlikçi Nazo: İddialı olabilirim ama Kafkavari bir haksızlık öyküsü.
  • Bildiğiniz Gibi Değil: Kitabın en zayıf halkası bence. Bir olamayan sevgili hikâyesi.
  • Kara Gözlere Selam Olsun: Cezaevi inşaatı esnasında hatırlanan bir sevgilinin öyküsü.
  • Denizkızı: Suriye’den kaçmaya çalışan bir anne ve kızının hikâyesi. Kitapta en sevdiğim ikinci öykü.
  • Halep Ezmesi: Rukiye’nin hazin öyküsü. Bana Kazuo Ishiguro’nun Remains of the Day (Günden Kalanlar) romanındaki imkânsız aşkı hatırlattı. Seher‘in en iyi hikâyesi. Kurgusuyla, gerilimiyle, finaliyle, karakterleriyle, “İyi kısa hikâye işte böyle yazılır,” diyor. Son derece etkileyici.
  • Ah, Asuman!: Adı üzerinde; Asuman’ın hikâyesi ama çok sevdiğimi söyleyemem.
  • Annemle Hesaplaşmalar: Demirtaş, çocukluk yıllarına götürüyor bizi. Zor bir hayat yaşamış annesine özür ve övgü niteliğinde bir öykü.
  • Tarih Kadar Yalnız: Eminim, kitabı okumuş birçok kişinin favorisi bu. Dokunaklı ve sürpriz sonlu bir babasının kızı öyküsü. Hasan Ali Toptaş’tan esintiler bile var.

Selahattin Demirtaş, halen cezaevinde…

Bir öykü, kitabın ruhuna ters düşmüş

Diğer iki hikâye; Cezaevi Mektup Okuma Komisyonuna Mektup ve Sonu Muhteşem Olacak ise yine Demirtaş’ın hayatından, tanıklıklarından kesitler taşıyor.

Demirtaş’ın dili akıcı, üslubu içten. Bir siyasetçi, hem de hapisteki bir siyasetçi olmasına karşın mağdur edebiyatı yapmıyor; N’oldu o içemediğimiz çaylar şeklindeki muhtemelen siyasi baskılar sebebiyle ülkemizde son yıllarda patlak veren o garip akıma da kaptırmıyor kendini. Genç bir yazar olarak bu açıdan bakıldığında, başka genç yazarlara da ilham kaynağı olabilir.

Demirtaş, her öyküde tüm ülkeyi kucaklamaya çalışıyor, herkese sesleniyor. Tek istisna, Sonu Muhteşem Olacak. Demirtaş burada, doğrudan Kürtlere seslenmeyi tercih etmiş. Slogan dolu, didaktik, sıkıcı ve genel olarak kitabın ruhuna ters bir öykü.

“Seher”in kadınları, güçlü olmalıydı

Demirtaş, belki başka kitaplar da yazacak. Yazmalı da… Seher, kaleminin gayet güçlü olduğunu gösterdi bize ama Seher‘in kadınları da güçlü olmalıydı. “Kadınların kurtuluşu, Türkiye’nin de kurtuluşu olacak,” dedik. Peki, bu kadınları kim, nasıl kurtaracak? Seher, bu sorunun yanıtını vermiyor. Anlatılan kadınların zaten kurtarılmaya muhtaç olması, başlı başına bir sorun. Kadınlar toplumsal baskı, gelenek ve göreneklerin altında ezilmiş durumda ve hepsi erkeklerin gölgesinde kalmış. Başta Seher ve Denizkızı olmak üzere hepsi kaderlerine teslim olmuş. Biraz Asuman başkaldırmış. Nazo’da ise bir isyan potansiyeli görüyoruz. Ama genel olarak, güçlü olmalarına imkân yokmuş gibi tasvir ediliyorlar öykülerde.

Erkeklerin acıması, Türkiye kadınlarının ihtiyacı olan en son şey oysaki…

Seher, Selahattin Demirtaş, Dipnot Yayınları/17 TL