Taşrada eğlence kültürü hakkında ne biliyoruz? Gazinolar, pavyonlar… Kahramanlarımız, bu mekânların aktörleri: İşletmeciler, fedailer, garsonlar, müdavimler, zamparalar ve tabii kadınlar… Osman Özarslan’ın Hovarda Âlemi: Taşrada Eğlence ve Erkeklik kitabı, derin Anadolu’yu anlatıyor bize bir yanıyla. Keşke insan öyküleri daha ön planda olsaydı…

Osman Özarslan’ın Hovarda Âlemi: Taşrada Eğlence ve Erkeklik kitabına başlarken arka kapağını okumadım, öncesinde bu adam kim diye internette araştırma filan da yapmadım. Kitabı, işyerimin kütüphanesinde buldum. Laf aramızda, çalıştığım yerin bayağı sağlam bir kütüphanesi vardır. “Acaba ne okusam?” diye rafları tararken gözüme çarptı. Önce adı hoşuma gitti, sonra kapağı. Hemen okumaya başladım…

2016 tarihli Hovarda Âlemi, yazarın tezi aslında. Modernleşme, toplumsal cinsiyet ve ekonomi-politik konularını çalışıyor Özarslan. Bu ilgilendiği konuları doğup büyüdüğü Burdur’un Çavdır ilçesinde gözlemlemeye karar vermiş. Ortaya sadece ufuk açıcı bir sosyoloji çalışması çıkarmakla kalmamış Özarslan, derin Anadolu’yu da bize anlatmış. Okurken Sabahattin Ali’yi, Yakup Kadri’yi hatırlıyorsunuz.

Taşra eğlencesinin çıkış noktası: Sıkıntı

Özarslan’ın odağında taşra eğlencesi var; gazinolar, pavyonlar. Kahramanlarımız, bu eğlence mekânlarının aktörleri: İşletmeciler, fedailer, garsonlar, müdavimler, zamparalar ve tabii kadınlar; konsomatrisler ve taşra eğlencesine giden erkeklerin eşleri. Özarslan, bu insanlara roller veriyor. Erkekleri, paralı, belalı ve yakışıklı olarak sınıflandırıyor. Bu roller üzerinden kadınlarla, birbirleriyle, yaşadıkları kasabayla ve ülkeleriyle ilişkilerini anlamaya çalışıyor.

Her sosyalbilimci gibi Özarslan da geniş bir literatür çalışması yapmış. Taşra-merkez ilişkisinin geçmişten günümüze geçirdiği evrimi anlaşılır bir dille anlatıyor. Bu önemli, zira taşra eğlencesinin çıkış sebebini anlamamıza yardımcı oluyor: Sıkıntı. Bu sıkıntı, kitabın temel öğelerinden biri. Yazarın vurguladığı sıkıntı hali sağlıklı değil; 80’lerin ekonomik dönüşümüyle sıkıntı, ticari bir meta haline geliyor. Beraberinde yozlaşma ve ikiyüzlülük getirerek…

Keşke insan hikâyeleri daha ön planda olsaydı

Kitabı severek ve ilgiyle okumuş olsam da son sayfası geride kaldığında bir şeylerin eksik kaldığını hissettim. Bilim, insanın önüne geçmişti çünkü. Tezler bence de kitap olmalı ve herkes tarafından okunmalı ama kitap olarak piyasaya sürerken belki de tez formatından çıkarmakta fayda var.

Olağanüstü röportajlar var kitapta. Fedailerin dünyaya, kadına ve ülkeye bakışı mesela. Kadınların düşünceleri. Hele ki Özarslan’ın bir doktordan yediği fırça var ki, kitabın en ilginç bölümlerinden. Ne yazık ki bu insan hikâyeleri arka planda kalmış. Yazar bir yerde Çavdır’ın erkeklerinin geceye hazırlanışını anlatıyor. 2-3 sayfalık bu bölüm, kitabın en heyecanlı ve en iyi yazılmış bölümü. Çok iyi tasvirler var, gerilim var. O bölümlerde biliminsanı Özarslan gitmiş, yerine romancı Özarslan gelmiş. Bayağı içimde kaldı yani.

Hovarda Âlemi’ne dair değerlendirmemi, kitaptaki enfes röportajlardan bir kupleyle bitireyim o zaman:

“Abi şimdi diyelim kadın benim yanımda oturuyor, vol söylemezsen kalkar. Kalksa misal ortamda bir sürü orospu çocuğu oturuyor, onlar hele aran birileriyle bozuksa, belki adamın niyeti o değil ama gider oraya oturur diye düşünürsün, kalkmasın dersin. Kadın bunu bilir, garson senin aran kiminle bozuk bunu bilir, zaten garson dediğin adam orospu çocuğunun önde gideni, bir dönüm içinde kırk tazı yakalayamaz. Şimdi kadın bir de senin masana oturunca, hele sen 2-3 akşam oraya gidip bir şeyler söylemişsen, yani yatırım yapmışsan, vazgeçemezsin.”

Bayağı sıkı, değil mi?