Machine Head, yeni çıkan albümü Catharsis‘te metalin her deminden sunmuş bir şeyler ama hiçbiri tam değil. Prodüksiyon mükemmel. Gitarlar jilet gibi. Davullar muhteşem. Her sesi ayrı ayrı duyabiliyorsunuz ama bu yapımcı mükemmeliyetçiliği, Machine Head’in ruhunda var olan o kaosu, gürültüyü alıp götürmüş. Yine de Machine Head bu, dinlemek lazım…

“Batsın bu dünya!” diye bağırarak giriyor Rob Flynn, Machine Head’in yeni albümü Catharsis‘in açılış şarkısı Volatile‘da (yani aslında fuck the world diye bağırıyor.) Kısa bir süreliğine 1994 yılına, ilk albümleri Burn My Eyes‘ın efsanevi açılış şarkısı Davidian‘a götürüyor bizi Flynn.


Ama sonrası? Devamı gelmiyor. 15 şarkı ve 75 dakika sonra, “Ben ne dinledim ya?” diyorsunuz. Yıl sonu gelsin, Catharsis elbette birçok heavy metal otoritesinin 2018’in En İyi Albümleri listesinde olacak. Benimki hariç.

Metalin her deminden var ama hiçbiri tam değil

Catharsis, Amerikalı grubun dokuzuncu stüdyo albümü. Trump Amerika’sını ve solist Flynn’in kendi hayat felsefesini anlatan, bu açıdan kişisel de olma iddiasında bir albüm.

Albüm, metalin her deminden sunuyor bir şeyler ama hiçbiri tam değil. Özellikle albümün ikinci yarısı filler şarkılara boğulmuş durumda. Birbirine benzer, söz ve müzik açısından içi az dolu, “Ben bunu duymuştum,” dedirten şarkılar bunlar… Albümde biraz thrash de var, nu metal de… Zaman zaman pop da duyabilirsiniz, rap de.

Catharsis, dibi tuttuktan sonra buzdolabına atılan ve 1 hafta orada bekleyen bir çorba gibi. Volatile ile hızlı açılan albüm, isim şarkısı Catharsis ile tempo kaybetmeye başlıyor hemen. Beyond the Pale, iyi bir şarkı ama ya Strapping Young Lads‘den arak ya da fazla etkilenmişler.

Albüm tertemiz, fabrikadan çıkmış gibi!

Buraya kadar iyi gidiyor aslında albüm ama sonra Kaleidoscope ve Triple Beam geliyor. Rap esintileri kasıp kavurmaya başlıyor etrafı. Bastards, Flynn’in oğullarına öğütlerini içeren değişik bir şarkı ama garip bir hal alıyor sona doğru. Opeth‘den zorlama izler taşıyan Behind a Mask, bir ballad ama gerçekten çok kötü. Dokunaklı söylemeye çalışıyor Flynn şarkıyı, böyle içten içten ama son derece sıkıcı; dinlerken Flynn’in adına utandığınız anlar bile oluyor.

Hemen ardından 9 dakikalık felaket Heavy Lies the Crown ile devam ediyor albüm. Bu gereksiz uzun şarkı bittikten sonra bile hâlâ dört şarkı kalıyor geriye ve hepsi gerçekten birbirinden kötü. Eulogy hariç. Eulogy‘yi ben nedense çok sevdim. Prodüksiyon mükemmel. Gitarlar jilet gibi. Davullar muhteşem. Her sesi ayrı ayrı duyabiliyorsunuz ama bu yapımcı mükemmeliyetçiliği, Machine Head’in ruhunda var olan o kaosu, gürültüyü alıp götürmüş. Catharsis, fabrikadan çıkmış gibi. Tertemiz bir albüm.

Yenilik, Machine Head’in güçlü yönlerinden değil

Machine Head garip bir grup. Burn My Eyes ya da 2007 tarihli The Blackening klasikler arasında sayılmalı. Burn My Eyes, 20’li yaşlarındaki genç müzisyenlerin, tüm enerjilerini ve öfkelerini kayda aldıkları bir başyapıt. Davidian’ı arkadaşlarımla yıllarca çalmaya, söylemeye çalıştım. Blood for Blood’ı kendileri bile çalamıyorlar artık. O kadar manyak bir şarkı. Heavy metali aslında kurtaran albümlerden biriydi bu.

The Blackening ise artık olgunluk çağlarına gelen bu grubu yeni yerlere taşımaya adaydı. Bu albümle ne kadar iyi müzisyenler olduklarını da kanıtlamışlardı ama ortası yok Machine Head’in. Bu iki albümleri ne kadar iyiyse, kalanları da o kadar kötü ya da vasat. Bunun temel sebebi, Flynn’in müzik türleriyle oynamaktan fazla hoşlanması, deney yapmayı sevmesi ama yenilik, Machine Head’in güçlü yönlerinden biri değil. Catharsis ile bunu bir kez daha gördük.

Yine de Machine Head bu, dinlemek lazım…