Deniz, en güzel tonuna sahipti mavinin ve her tonunda ona biraz daha yakın olmak istiyordu Anadolu. Her başı dumanlı gibi yalnız, en az yüreği yalnız olanlar kadar griydi ve her gri kadar da biraz araftaydı Anadolu.

Limandaydım, yalnızdım. Rakı masasının adabına aykırı tek oturuyor ama masamda olamayanları da bardağıma katıp duble içiyordum. Kulağımda Neşet Baba, her bir parçada rakıyı aramızda döndürüyorduk. Kış, misafirdi bu topraklarda ve ben de limana gelmek için rahatına düşkün her ev sahibi misali misafirin olmadığı günü tercih etmiştim. Yosun kokuyordu deniz ve ben meze yaptığım bu kokunun yanında kadehimi geleceğime kaldırıyor, geçmişime içiyordum.

İşte o an karşı kıyıya doğru, masama sığdıramadığım maviliklerin şerefine kaldırdığımda kadehimi, fark etmiştim gönül dağının toprak kokan hüznünü ve ilk olarak o an koymuştum adını, Anadolu demiştim içimden. Bir Ilgaz değildi ama bölgede dikkatimi çeken en yüce dağlardan biriydi.

Gökyüzüne yakın duruyor, bulutlarla sohbet ediyor, deniz ile aralarına ise nedenini anlamadığım bir mesafe koyuyor gibiydi. İki mavi arasında bir ayna kadar uzaktı kendine Anadolu.

Bir şarkı geçişinde, kadeh kaldırma süresinde değişti gökyüzünün rengi, parçadan nem kaptı, soldu gökyüzü. Rüzgâr ağıda başladı, yelkenli üşüdü, dalgalar sustu, gökyüzü yazını kışa çevirdi.

Anladım ki gökyüzü ona sevdalıydı, o ise denizine. İki mavi arasında sevdasız esen bir rüzgâr kadar yakındı her ikisine Anadolu. Ama sevdiğine uzak hisseden her sevdalı kadar da griydi gökyüzü. Bulutlarının arasından birkaç damla yaş süzüldü. Soğuk misafir kapıya geri gelmişti.

Bazen bir güneş açıyor, mavi tonuna sarı katıyor, umudu yeşeriyordu ama bazen de tutamıyordu kendini, hatırladıkça imkânsız sevdasını bulutlanıyordu. Bir nevi Anadolu’ya dokunabilme biçimiydi gökyüzünün yağması.

İnsanları da olumsuz etkilediğinin farkındaydı ama akşam olmak üzereydi ve en çok akşamları tutamıyordu kendini, dağıtamadı gri bulutlarını gökyüzü. Kendini iyi hissetmesi için güneşin şefkatine ihtiyacı vardı, yarın sabaha kadar müsaade istedi bizlerden. “Bu saatten sonra açamam artık ama sabaha tekrar mavi hissetmeye çalışacağım,” diye söz verdi.

Limanda rakımı içiyordum, şahit yazdılar beni. Mavi olan her şeye inanırım dedim, şahitliğim düştü, gün battı, rakım bitti, müzik sustu ve ben gittim.