“Bir romanda olaylar kahramanlar arasında geçmez. Yazarla okur arasında geçer,” der Vladimir Nabokov.

İnsanları birbirine bağlayan sonsuz köprülerden biridir okumak. İnsan için bir çıkış yoludur, kaçmak istediği her yerden. Bazen kendinden, kişiyi kendi yapan birçok sebepten ve sonuçtan… Bir tür başkaldırı yöntemidir. Sıyrılma, kaçma veya korktuğu her şeyin içine düşme biçimidir. Okuma süreci, okur ve yazar arasında savaşa da sebep olabilir uzlaşmaya, hemfikir olmaya da. Okudukça bir labirentte ilerler insan. Labirentin her çıkışı kendine de açılabilir başka başka dünyalara da. Sonsuz olasılık, sonsuz üretim var okur ve yazar arasında.

Bazı yazarlar öğretmendir. Bildikleri her şeyi teker teker aktarır okura. Sınavlara sokar. İster ki öğrensin, dersler çıkarsın. Romanın içinde sözü alır uzun uzun anlatır okura. Hiç yorulmaz. Doğru bildiği yolu benimsetmeyi görev edinmiştir çünkü. İyileri ödüllendirir, kötüleri cezalandırır. Masal atmosferi yarattığı eserinde her şey onun kontrolü altındadır.

Bazı yazarlar gerçekçidir. Roman yol boyunca gezdirilen bir ayna olduğuna göre okurun yaşadığı hayat da romandan farksızdır sonuçta. İyi, kötü, çirkin, güzel her şey hayata dahildir. Okur en ideal olanı da en dipte olanı da görmeli, bilmelidir.

Bazı yazarlar yalnızlıktır. Okuru da kendi yalnızlıklarına çekerler. Kendisiyle savaşan yazarların roman kahramanlarına yakalandığı anlar vardır. Okurlarından kaçamadıkları anlar. Dünya güvenilmez bir yerdir. Savaşlar, yıkımlar, teknoloji insana kaçıp saklanacağı tek bir yer bırakmamıştır nihayetinde. Karmaşanın hâkimiyet kurduğu bu alanda insanın kendisi tek sığınaktır.

Bazı yazarlar ontolojik kaygılarla beslenir. İsterler ki okurlar da sorular sorsun, hayat kocaman bir soru işaretidir sonuçta. Kendi intiharlarından kaçan yazarlar, roman kahramanlarını öldürürler, genellikle. Bazı yazarlar hayatla aralarındaki tutarsızlık mesafesini koruyabilenlerdir. Belki de bu nedenle yazar ve okur aynı korkuyu açar iki ayrı anahtarla.

Bazı yazarlar okuru kendi içindeki kaosa sürükler. Oyuna dahil eder. Gerçek hayal ve mitlerin birbirine karıştığı, soru işaretleriyle, üç noktalarla dolu gergin bir oyundur bu. Okurla yazar arasında bazen siyaha bazen beyaza yaklaşan sonsuz tonlu gri bir yol. İster ki okur koşsun, yorulsun, çözmeye çalışsın. Her okur o kaosun derinliğini ve genişliğini kendi bildiği kadar anlayacaktır sonuçta. Ya o karmaşadan kendine bir şey katacak ya da koşarak uzaklaşacaktır metinden. Kaçmak da anlamak kadar geçerli bir seçenek -yine- sonuçta.