Kuzey İtalya’nın doğusunda, Adriyatik Denizi kıyılarında, 118 adanın üzerinde kurulmasıyla zaten en baştan dünyanın en gözde şehirlerinden biri oluşunu kabul ettirmiş Venedik. Üzerine ne söylense ne yazılsa gidip görmeden, yaşamadan asla tam olarak anlatılamayacak bir şehir. Şubat ayı bir başka güzel yaşanıyor burada zira, tam karnaval zamanı…

Özellikle fotoğrafçılar için bulunmaz görsel fırsatlar sunan Venedik Karnavalı’nın (Maske Festivali) öyküsü ilginç.

Tarihi, 12. yüzyıla kadar uzanıyor. İlk başta Pagan kültüründe bahar kutlamaları kapsamında maskeler kullanılmaya başlanmış. Sonrasında maske kullanımıyla ilgili birçok hikâye var.

Bunlardan birine göre Venedik, 1600’lü yıllardan itibaren çılgın partilerin, karnavalların en büyük mekânı olmuş. Eğlence merkezi olması, o dönemde Venedik’i Avrupa’nın cazibeli kentlerinden biri haline getirmiş.

Eğlenceye düşkün şehirde seks işçiliği de yoğunlaşınca köprülerde müşteri arayan kadınlar, halk tarafından tanınmamak için birbirine benzeyen ve hafif bir tebessüm taşıyan yaldızlı maskeler takmaya başlamış. Bu dönemde maske, kentin ve seks işçiliğinin sembolü haline gelmiş.

Şehrin ileri gelenleri, maskelerin sayısını fark edince maskeyi ve seks işçiliğini yasaklamış. Sonrasında farklı dönemlerde maskeler yine kullanılmış. Bugün, maskeler şehrin sembolü durumunda ve en popüler turistik objelerden biri.

Karnaval süresince şehir oldukça kalabalık ve etkinlik bakımından çok yoğun ve hareketli oluyor.

Kentin merkezi konumundaki San Marco Meydanı, bu dönemde etkinliklerin ve yarışmaların da merkezi olma rolünü üstleniyor.

Her gün yapılan kostüm yarışmaları, sokakları bir görsel şölene dönüştürüyor.

Kanallar ve meydanlar şehri

Venedik, gezmekle bitmeyecek bir şehir. Hem karnavala katılacak hem de şehri gezecekseniz, daha uzun süre vakit ayırmanızı tavsiye ederim.

Şehir birçok bölgeden oluşuyor. Bunlardan en ünlüsü, elbette 118 adanın bulunduğu Sestieri. Adalar arasında 170 kanal ve bu kanallar üzerinde de 400 köprü bulunuyor. Araç trafiğinin olmadığı, bir yerden bir yere gitmek için ancak kanallar ve köprüleri kullanabileceğiniz bir şehri yaşamak muhteşem bir deneyim.

3 bin 800 metre uzunluğundaki Büyük Kanal, şehri ikiye bölüyor. Bizdeki ana caddelerin karşılığı diyebiliriz bu kanal için. Şehrin asıl trafiği burada akıyor. Kanal üzerinde 170 tane tarihi yapı olduğu söyleniyor. Venedik, bu açıdan Avrupa’nın en önemli Ortaçağ kentlerinden biri. Tarihe ve sanata meraklı gezginler için tarihi yapılar ve müzeler cenneti. Büyük Kanal’dan size kendini göstermek isteyen tarihin görsel şölenine tanık olmak için, vaporetto ya da gondolla kanal boyunca bir gezi yapmalısınız kesinlikle.

Yürüyebileceğiniz yerlerse dar sokaklar. Bu sokakların çoğu, ya bir kanala çıkıyor ya da keyifli meydanlardan birine. İlk durağınız, San Marco Meydanı olacak. Meydanda San Marco Sarayı’nın karşısına geçip etraftaki kalabalığa aldırmadan, kendinizi zamanın dışında hissetme olanağı tanıyan bu yapıya uzun uzun bakmanızı öneririm. Sonrasında gezmek için o kadar çok seçeneğiniz olacak ki… San Marco Bazilikası, Dükler Sarayı ve Aziz Mark’ın Çan Kulesi gibi birçok tarihi yapıyla Correr Müzesi’ne öncelik verebilirsiniz.

AVM’si olmayan kentin her yerinde sokak pazarlarına rastlayabilirsiniz. Başta ünlü maskeler olmak üzere, binbir çeşit ürünle karşılaşacağınız bu pazarlarda dolaşmak ayrı bir keyif. Maskeleri yine tarih kokan daracık sokaklarda yer alan dükkânlardan da satın alabilirsiniz. Dünyanın en pahalı markalarının boy gösterdiği vitrinleri de bu sokak aralarında görebilirsiniz.

Aşkın Venedik hali

Venedik, kendine has özellikleriyle dünyanın en romantik, aşkı tüm hücrelerinizde hissedebileceğiniz bir şehir. Özellikle dar kanallarında sevgilinizle yapacağınız gondol turları, asla unutamayacağınız anılarınız arasına girecektir.

Benden tavsiye; sevgilinizle ayrıca San Marco Meydanı’nda bulunan Ristorante Antico Pignolo’nun eşsiz lezzetlerinin tadına bakın… 1930’dan bugüne birçok ünlünün yemek yediği restoranın tarihi, çok daha eski aslında. 1200’lerde Venedik Dükü’nün atlarının tedavi gördüğü yer olarak, 1600-1700 arasında rahibeler için fırın olarak ve hemen ardından baharatçı olarak kullanılmış. Restoranın seçkin şaraplardan oluşan 1500 şişelik bir de kavı var…

La Fenice Tiyatrosu

Burada yapılması gerekenlerden biri de La Fenice Tiyatrosu’nda bir etkinliğe katılarak hem sanatın hem de tiyatrodan taşan tarihin tadını çıkarmak. 1792’de inşa edilen bina, tarih boyunca birçok yangında yok olacak kadar hasar görüp yeniden yapılmış. Kentteki birçok tarihi yapı benzer bir kadere sahip. Şehrin tarihe sahip çıkışına hayran olmamak mümkün değil.

Çocukluğumdan bu yana duyar, okurum; “Venedik, sular altında kalacak…” diye ama kenti kaplayan su, henüz bu kadim şehre ihanet etmedi. Adriyatik’in suları, zaman zaman öfkelenip seviyesini yükseltse de şehir, hemen her zaman konuklarını tüm davetkârlığı ve haşmetiyle ağırlamaya hazır bekliyor…