Kanadalı gazeteci ve küreselleşme karşıtı aktivist Naomi Klein’ın son kitabı No Is Not Enough/Hayır Demek Yetmez, biraz eksik kalsa da, Trump yönetimine başkaldırı çağrısı. İnsanların artık Twitter’ın başından kalkıp sokağa dökülmesini istiyor. Klein’a göre Trump ve iktidarı bilerek kriz çıkarıyor. Amacı, halkta şaşkınlık ve umutsuzluk yaratmak, onları belirsizliğe sürüklemek ve böylece hem kendini hem de çevresindekileri zenginleştirecek politikaları hayata geçirmek. ABD Başkanı’nın bu uğurda çevreyi yok edip demokrasiyi askıya almaktan da çekinmeyeceğini savunuyor Klein.

No Is Not Enough, aslında Klein’in 2007 tarihli Şok Doktrini ve 2000’de yayımlanan en iyi kitabı (bence) No Logo‘nun devamı niteliğinde. Her eseri de Türkçeye çevrildi; okumanızı tavsiye ederim. O kitaplarında ileri sürdüğü hipotezleri, Trump’ın üzerinden doğrulamaya çalışıyor. Ortaya da, iyi bir kitaba ek olarak, yine ayrıntılı bir Trump portresi çıkıyor.

Dolayısıyla şok doktrininin ne olduğunu, daha kesin ifadelerle, bir kez daha hatırlatalım:

  • Bir krizin çıkmasını bekle (ya da kendin çıkar)
  • Beka meselesini öne sürerek olağanüstü ya da olağandışı siyaset dönemi ilan et
  • İşine gelen demokratik uygulamaları veya bunların tümünü rafa kaldır veya ertele
  • Fırsattan istifade zenginlerin işine yarayacak politikaları hayata geçir.

“Trump markası” her şeyden önemli

Bu tarz bir siyaset uğruna sivil toplum çalışamaz hale getirilir, medya ve yargı organları baskı altına alınır, kamu hizmetleri yok edilir (sağlık, eğitim gibi) ve askeri harcamalar artırılır. Amaç, devleti bir şirket gibi yönetmektir.

Trump’a göre dünyada sadece iki tür insan vardır: Kaybedenler ve kazananlar. Trump, bir kazanandır ve bu durum devam etmelidir. Trump markası her şeyden önemlidir, ABD Başkanlığı’ndan bile.

Klein’a göre günümüz ABD’sinde şok siyaset yapılmasına başlandı bile. Eğitim Bakanı, devlet okullarını özelleştirmeye çalışıyor mesela. Milli parklara, koruma altındaki doğa harikası alanlara petrol boruları döşeniyor, her yere termik santraller kuruluyor, tarihin en büyük vergi indirimine gidildi ve şimdi de sağlık reformu adı altında eski Başkan Obama’nın sigorta sistemi yürürlükten kaldırılmaya çalışıyor.

Trump ve çevresindekiler aynı kumaştan

Klein’a göre Trump ve kurmayları (özellikle de bakanları), geçmişteki krizlerden milyon dolarlar kazanmış birer felaket efendisi. Mesela Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ı ele alalım. Tillerson, Amerikan petrol devi Exxon’un eski yöneticisi. Bu şirket, 2003’teki Irak Savaşı sonrasında fırlayan fiyatlar sayesinde servetine servet kattı. Hatta öyle ki, Tillerson bakan olmak için şirketten ayrıldığında kendisine 180 milyon dolar tazminat ödendi. Tillerson, halen tüm enerjisini Exxon için harcamaya devam ediyor ve dünyamızı tehdit eden iklim değişikliğiyle mücadeleyi engellemeye çalışıyor.

Hazine Bakanı Steven Mnuchin, eski bir emlak kralı. 2007-2008 döneminde ABD’yi sarsan kredi krizinde, insanların ellerinden evlerini ucuza alarak zengin oldu. Başkan Yardımcısı Mike Pence, Katrina Kasırgası sonrasında New Orleans şehrinin yeniden inşası sırasında servet kazandı.

Ne yazık ki…

Klein, tüm bu kişilerin ayrıntılı portrelerini çizdikten sonra “Hayır demek yetmez,” diyor ama ne yapılması konusunda da ne yazık ki söyleyecekleri yok denecek kadar az. Siyasetin, çevre odaklı yeni bir sosyal bakış açısı kazanması gerektiğini düşünüyor Klein. Hatta bir adım daha ileri giderek, yeni bir ütopya yaratılmasını savunuyor. Ama ne bu yeni bakış açısından ne de ütopyasından bahsediyor.

Klein’ın bize verdiği tek şey, 2015 tarihli Sıçrayış Manifestosu. Bu belge, Kanadalı yüzlerce aktivist ve akademisyenin hazırladığı bir metin. Metin kitapta var ama merak edenler belgeye buradan ulaşabilir.

Naomi Klein

90’lı yıllarda ortaya çıkan küreselleşme karşıtı hareket, 11 Eylül saldırıları sonrasında kurulan yeni dünya düzeniyle (terörizmle savaş) ağır bir darbe aldı. Kim bilir, belki bugün birçok demokraside yükselişe geçmiş olan aşırı sağcı popülizm de bu yeni düzenin sonuçlarından biridir. Bugün Polonya, Macaristan, hatta İngiltere ve Fransa’da bile az ya da çok şok siyasetin uygulamalarını görüyoruz. Ancak bu ülkelerde bununla mücadele etmek için alan var hâlâ. Yargı bağımsız. Medya bağımsız. Kurumlar ayakta. Klein, böyle alanların kalmadığı ülkelerde neler yapılacağını söylemiyor ya da söyleyemiyor. Bu da kitabın bir başka zayıf yönü.

Okurken öfkelendiren, bir yandan da gaza getirip umut veren bir kitap No Is Not Enough. Ama sadece demokrasilerde yaşayanlar için yazılmış…