Dizilerde, filmlerde farklı kadın karakterlerin birleşen hikâyelerini izlemeye alıştık. Birbirinin varlığından bile haberdar olmayan kadınlar nasıl bir araya gelir? Hadi bir araya geldi diyelim… İletişime, etkileşime girerler mi? Peki, bununla da yetinmeyip birbirlerini değiştirebilirler mi? Değişen kadınlar dost mu olur, düşman mı? Bu soruların cevabını televizyonda ya da beyazperdede değil de tiyatro sahnesinde almak istiyorsanız Tiyatro Craft‘ın Şubat 2017’den itibaren sahnelediği “Yutmak” derdinize deva olabilir.

Metnini Stef Smith’in yazdığı, Craft’ın genel sanat yönetmeni Çağ Çalışkur’un çevirdiği, yönetmenliğini İbrahim Çiçek’in yaptığı “Yutmak”ın üç kadın karakteri Anna, Rebecca ve Sam’i; Ece Dizdar, Başak Daşman ve Merve Dizdar canlandırıyor.

21. Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu”, 17. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde ise “Küçük Salon En Başarılı Kadın Oyuncu” ödülünü alan Merve Dizdar’ın başarısıyla dikkatleri daha da üzerine çeken “Yutmak”ın kadınları nasıl kesişmiş, buyurun kendilerinden dinleyelim.

Oyuncu olmaya karar vermenizdeki en büyük etken neydi? Oyuncu olma yolculuğunuzdan biraz bahseder misiniz?

Başak Daşman: Lise hazırlık sınıfında, kız arkadaşımla bir oyun yazdık ve ardından ekip kurup oyunu sahneledik. Bitiminde bütün sınıf arkadaşlarımız, “Hazırlık C sizinle gurur duyuyor!” diye tezahürat yapıp kutlamışlardı. Sanırım bu coşku karşısında iyi bir şey yaptığıma dair bir inanca kapılmış olmalıyım.

Ece Dizdar: Ben şarkı söylemeyi seviyordum, sahnede olmayı da. Müzikal oyunculuğunun peşine düşmüştüm. O alanın ne kadar kısıtlı olduğunu görünce tiyatroya yöneldim.

Merve Dizdar: Bilmiyorum ki. Bir his. Hep derler, küçüklükten beri yapıyorum diye. Hakikatten öyle. Küçüklüğümden beri çok severdim insan izlemeyi. Hatta ablamla balkondan insanlara bakardık, ablam onları seslendirirdi, çok gülerdik. Seviyordum oyun oynamayı. Sonra başladık kurslara, Çanakkale Güzel Sanatlar Oyunculuk Bölümü’ne girdim. Mezun oldum, İstanbul’a geldim. Tiyatroya girdim hemen. Kadir Has’ta yine oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptım ve böyle böyle bugünlere geldim. İyi ki bu mesleği seçmişim, muazzam bir his.

Karakterlerinize hazırlanırken prova esnasında nasıl çalışma yöntemleriniz oldu? Provalarınızı ne kadar sürede tamamladınız?

B.D.: İki, iki buçuk ay sürdü. Zorlu bir süreçti benim için kişisel olarak. Zaman zaman direndim, zaman zaman akışa bıraktım.

E.D: Kendime ait çalışma yöntemlerim var, İbrahim’in de egzersizlerle duygu yönlendirmeleri oldu. Anna’nın karmaşık bir duygu derinliği var, onu anlamaya odaklandım. Hiçbir zaman yüzde yüz anlayabileceğimi de sanmıyorum.

M.D: Zor bir süreçti, gerçekten çok fazla çalıştık. Ekip olmak çok önemli. Kavga da etsek, bağırıp çağırsak da biz iyi bir ekip olduk. Yönetmenimiz, oyun arkadaşlarım, asistanlar, hepimiz konsantreydik. Ben prova sonralarında da çok düşündüm. Bence düşünmek önemli bir faktör bu işte. İki buçuk ay hayatımda “Yutmak” vardı, başka bir şey düşünmedim.

Teksti ilk okuduğunuzda neler hissettiniz?

B.D.: İlk okuduğumda metnin entelektüel ve duygusal derinliğinden çok etkilendim ama oynamaya hazır olup olmadığımdan emin değildim o dönem için. Ancak sonra İbrahim ile konuştuk ve denize gireyim, en kötü boğulursam beni tutar diye düşündüm.

E.D.: Anna’ya âşık oldum; duygusuna, inceliğine, içinde bulunduğu duruma. Metnin birbirine örülü şiirsel hali beni büyüledi. Yazarı tanıyorum ve çok ilgilendiğim bir metindi halihazırda.

M.D.: İyi yazılmış üç karakter, üç yolculuk, üç umut. Bunları hissettim. Çok bir şey düşünmedim. Okudum, bayıldım ve gözüm kapalı girdim.

Sahneye çıkmadan önce neler yaparsınız?

B.D.: Bu oyunda her oyun öncesi tüm ekip olarak yaptığımız, “hepimiz birimiz birimiz hepimiz için”vari bir ritüelimiz var.

E.D.: Isınırım ve esneme egzersizleri yaparım. Aksesuarlarımı kontrol eder, oyunu aklımda geçiririm. Onun dışında her seferinde dinlediğim bir şarkı var, çay içerim, onu dinler, çıkarım.

M.D.: Ah, olmaz mı 🙂 Voltran yapıyoruz her oyun öncesi. En sevdiğim şey. Güçlerimizi birleştirmek ve parlamak.

Çıkmazları olan kadın karakterleri canlandırırken kendi açmazlarınızla da yüzleştiniz mi?

B.D.: Kendinde hoşlanmadığın ve düzeltmek istediğine inandığın birçok özelliğin, aslında senin sende değil, başkasının sende beğenmediği özellikler. Yani, şu huyum hiç hoşuma gitmiyor, bunu düzeltmeliyim derken, çoğunlukla başkasının bizde hoşlanmadığı bir şeyi kendi memnuniyetsizliğimizmiş gibi benimsiyoruz. İçten içe bunu hissettiğimiz için de bir türlü değiştiremiyoruz, sonra da kendimizi başarısız hissediyoruz. Oyun, bu konuda beni sürekli uyanık tuttu.

E.D.: Tabii ki her zaman. Anna, dünyada olup biten acıda kendini sorumlu tutan, sorumluluk da alamayıp kendini soyutlayan bir kadın. Biz prova dönemindeyken evimin etrafında 3 bomba patladı. Hassasiyet gösterdiğim, sorumluluk alıp alamadığımı, kendimi eve kapatmak isteyip istemediğimi gözden geçirmem gerekti tam da o dönem. Ama bu çalıştığım her rol için böyledir. Mutlaka denk gelir bir tarafları.

M.D.: Evet. Bu kimileri için doğru bir yol olmayabilir ama ben bir kere kendini uçurumdan aşağıya atmak gerektiğini düşünüyorum. Parçalanmak, yaralanmak ve sonra yeniden doğmak gerektiğini. Ama yine de kimse beni dinlemesin, iyi bir örnek değilim bunun için. Sonrasında toparlanması zor olabilir. Ben deliyim bu konuda. Siz bana bakmayın.

Rebecca, Samantha ve Anna İstanbul’da yaşasaydı, sizce onları hangi semt buluştururdu? Temaslarından nasıl bir sonuç çıkardı? Tekstten farklı neler olurdu?

B.D.: Beşiktaş belki. Hem çok sayıda birbirinden farklı insanı içinde barındıran hem de gelip geçilen bir semt olduğu için. Bilmiyorum, belki Anna, Rebecca ilk geldiğinde kapıyı açardı, bu ülkede eski eş öldürme oranının ne kadar yüksek olduğunu bildiği için.

E.D.: Nişantaşı’nda, Teşvikiye’de bir apartman. Aşağı yukarı bu şekilde gerçekleşirdi, bunlar evrensel temalar. Fakat Türk insanı biraz cevvaldır ya, Rebecca bir polis falan çağırıp Anna’yı zorla çıkarmış olabilirdi:) Kim bilir bir hastanede zorla beslerlerdi Anna’yı. Yaşanmamış şeyler değil…

M.D.: Bilmiyorum. Düşünmek de istemiyorum. Çünkü onları böyle seviyorum. O zaman büyüsü gider gibi geliyor bana. Ama İstanbul’da her semtten bulabilirsiniz böyle şeyler hisseden insanlar. Yeri, semti yok hislerin.

“Yutmak”la ilgili şimdiye kadar aldığınız olumlu ya da olumsuz eleştiriler neler?

B.D.: Aslında olumsuz eleştiri pek almadım. Sizin varsa sevinerek dinlerim. İzleyenler genelde bizlerle yoğun bir temas duygusu içine girdikleri için memnun olduklarını iletiyorlar.

E.D.: Genel olarak metnin yapısı gereği 3 hikâyeyi aynı anda anlatmamız, birbirinin içine örmemiz şaşırtıyor seyirciyi. “Bunu nasıl yapıyorsunuz?” deniyor. Oyunda Anna’nın camına gelen ve içeri aldığı bir Pelikan’ı var. Pelikan’la ilişkime dair çok mesaj aldım. Çok şükür, seyirci oyunu çok güzel sahiplendi. Bol ve kaliteli seyircimiz var. Birden fazla kez izleyen seyirci sayısı çok yüksek.

M.D.: Çok var. Olumsuz, bir bilemediniz iki kere duymuşumdur. Herkes çok beğeniyor. Harika bir his bu. Amacımıza ulaşıyoruz. Oyundan çıkanları efkârlandırıyoruz 🙂 Oyun sonrası genelde herkes duruyor. Bakışıyoruz. Gözler anlatıyor zaten. Seyirci çok güzel. İyi olan şeyleri hemen yakalıyorlar zaten. Çok keyifli bir his bu.

Son dönemde performansını beğendiğiniz yerli oyuncular kimler?

B.D.: Çoğu arkadaşım olduğu için birini söyleyip birini söylemesem olmaz. Çok yetenekli birçok oyuncu arkadaşım var.

E.D.: Filmlerinde Ece Uzun, genel olarak Aslıhan Gürbüz ve genel duygusuyla partnerim Merve Dizdar çok gözüme çarpıyor. Bir de dizilerinde Salih Bademci ve Aslı Enver’i izlemek çok hoşuma gidiyor.

M.D.: Oo, çok var, saymak olmaz, birini söylesem birini unuturum. Ama çok beğendiğim, değerli oyuncular var ve çok güzeller.

Favori oyun yazarlarınız kimler?

B.D.: Tenesse Williams.

E.D.: Ben bir Çehov ve Ibsen hayranıyım. Ama klasikleri şimdilik bir tarafa bırakırsak David Greig, Zinnie Harris, Mark Ravenhill, Stef Smith sayabilirim.

M.D.: Brecht severim. Shakespeare severim. Beckett, Melih Cevdet Anday… yani aslında bu liste de uzayıp gider.

Yakın zamanda hangi dizileri izlediniz, bizim için önerileriniz var mı?

B.D.: Mindhunter.

E.D.: Bir dizide rol aldığım için şu sıra, hiç vakit bulamıyorum. Geçen yaz Handmaids Tale ilk sezonunu bitirdim. En son BluTV 7Yüz serisini izledim. Şimdi Sense 8 izleyeceğim. Geriden geliyorum siz bana önerin!

M.D.: Stranger Things’e bayıldım. Zaten çok severim fantastik dizileri. BluTV’de 7Yüz var. Ben de oynadım. Çok güzel, değişik bir iş. Tavsiye ederim.

Gelecek projeleriniz neler?

B.D.: Bir uzun metraj ve disiplinler arası bir workshop üzerine çalışıyorum.

E.D.: Şu sıra iyi giden Siyah Beyaz Aşk dizisi çekiyoruz. Bu kış böyle geçer umarım. Kısmetse yaza doğru sinema filmi projem başlayacak.

M.D.: Bakalım. Yol uzun. Güzel şeyler hayal ediyorum. Güzel şeyler olacak.