Yıllar önce girdiğim bir yabancı dil sınavında, önüme belli bir olay örgüsünü anlatan birbiri ile alakalı resimleri koyan sınav öğretmeni, bu yan yana dizdiği kağıtlara bakarak parça parça resmedilen olayı İngilizce anlatmamı istemişti. Bir yandan resimlerde gözüme sokulan ana olayı veya hareketi öğretmene anlatırken bir yandan da aklımda farklı bir hikaye kuruyordum.

Yanı başımda duran kadının duymak istediklerinden farklı bir senaryo yazıyordum karakterlerin hareketlerinden, mimiklerinden ve arka planlardaki detaylardan ilham alarak. Odadan çıktıktan sonra koridorda yürürken az önce aynı resimler üzerinden farklı hikayeler uydurmamın ne kadar ilginç (ve bir o kadar keyifli) olduğunu düşünmüştüm.

İşte Fransız sanatçı Nicolas de Crecy’nin yazarlığını ve çizerliğini üstlendiği çizgi romanı Buzul Çağı benim bu küçük deneyimimin uzay ve zaman ekseninde çok daha büyük bir konsepte taşınmış hali gibi. (Benden esinlenecek halleri yok tabii ki!)

Binlerce yıl süren ve bütün dünyayı etkisi altına almış bir buzul çağında bir grup arkeolog ve genetik olarak değiştirilmiş köpekler Louvre Müzesi’ne doğru yola çıkıyorlar. Ellerindeki harita ile zorlu koşullarda müzeyi bulmaya çalışırken kaderin oyunu gibi, müze onları buluyor!

Yaşadıkları ufak şokun ardından müzenin içine giren arkeologlar içerideki resimler üzerinden günümüz kültürüne ve insanına dair fikir yürütmeye başlıyorlar. Ne geçmişimizle ne de şu anki halimizle ilgili zerre fikirleri olmadığı için kafalarında kurdukları senaryoları izlemek açıkçası çok keyifli.

Resimlerdeki kadınların çıplaklığıyla ahlaki değerlerimize, herhangi bir yazılı eser bulamamaları sebebiyle insanların kendilerini sadece resimlerle ifade ettiklerini düşünerek kültürel seviyemize ve daha birçok konuya dair tartışması keyifli olacak fikirler öne sürüyorlar. Özellikle müzedeki resimlerin yan yana dizip onlar üzerinden uzun bir tarihi süreci anlattıkları bölüm beni çok etkiledi.

Uzmanlarımız resimleri incelerken hikayemizin en güzel ve ilginç karakteri olan mutant köpek Hulk, tarihi eserlerin olduğu bölüme gidiyor ve çizgi romanın tonu bu noktadan sonra çok farklı bir noktaya gidiyor.

Genetiği değiştirilmiş köpeğimiz Hulk, konuşabiliyor ve kokusunu aldığı nesnelerin geçmişlerini görebilmek gibi bir yeteneği de var. Hulk’ın heykel ve tarihi figürlerin olduğu odaya girdiği bölüme kadar çizgi roman distopik-bilim kurgu sularında yüzürken hikaye tarihi eserlerin köpekle konuşmaya başlamasıyla fantastik bir tona bürünüyor.

Kısa sayfa sayısı sebebiyle bir çırpıda bitirebileceğiniz Buzul Çağı’ı ilgi çekici konusuna rağmen ciddi sorunlar da barındırıyor.

Hikayesinin çıkış noktasını yaşanmış bir olaydan almasına güvenip senaryoyu ve karakterleri boşlayan filmler gibi, Buzul Çağı’nın konusu enteresan ve düşündürücü olmasına rağmen ne karakterleri düzgünce aktarabiliyor okuyucuya ne de çizgi romanın geçtiği dünyayı.

Senaryonun karakterlerini biraz daha detaylı işleyip biraz daha uzun olması gerektiği düşüncesindeyim. Böylece insanlığın geçmişine dair yürüttükleri fikirler daha bir değerli ve etkili olacaktı okuyucu için.

Çizgi romanın sonlara doğru değişen tonu herkesi rahatsız etmeyebilir, çok sevenler de olabilir ancak hikayenin tamamen fantastik bir yola girmesi beni biraz rahatsız etti açıkçası. Benzer bir durum Jeff Lemire’in Essex County serisinin ilk cildinde de vardı ve beni rahatsız etmemişti, belki de karakterlere daha çok ısınıp hikayeyi daha çok sevdiğim içindir…

Görselliğe gelecek olursam çizimlerin özellikle manzara içeren karelerin çok güzel olduğunu belirtmem gerek. Bazı paneller fazla eskiz çalışması gibi görünse de sade kalem çalışmalarını örten suluboya çizgi romana çok yakışmış.

Karakarga Yayınları’nın en ufak bir falso vermeden bastığı 9. Sanat’ın Fransa doğumlu bu naçizane eseri, sanatın ve sanatçının her ne kadar yaşadığı dönemi ve o dönemin insanını anlatan ve bize ölümsüz gibi gelen eserler koysa da kültürü diğer nesillere taşıyacak en önemli basamağın yine insanın kendisi olduğunu anlatıyor. Bana göre bazı eksikleri var ancak bu çizgi romanı en azından bir kere tecrübe etmenizde fayda var diye düşünüyorum.

Keyifli okumalar…