Alman yazar W.G Sebald’ın 2001 tarihli romanı Austerlitz, en iyi II. Dünya Savaşı kitaplarından biri. Farklı kurgusuyla ilgi çeken roman, asıl hüzünlü hikâyesiyle vuruyor okuru. Avrupa’nın kanlı geçmişine yapılan acı dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. Sebald, 57 yaşında öldü. Austerlitz, onun en önemli, en iyi kitabı. Mutlaka ama mutlaka okunmalı…

Kendimi kötü, mutsuz, huzursuz hissettiğimde savaş romanları okurum. Bana iyi geliyor. Sebebi basit aslında: Savaş, insanlığın başına gelebilecek en büyük felaket. Günlük hayatımızda yaşadığımız sıkıntılar, savaşlarda çekilen acının yanında devede kulak kalır.

Bana ilham verir savaş romanları. Daha iyi bir insan olmak için, daha çok değer vermek için, affetmek için ilham verir. Uzun yıllar savaş bölgelerinde gazetecilik yapmış olmanın da bu ruh halime etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bu dünyadan ne yazık ki erken göçen Alman yazar W.G Sebald’ın 2001 tarihli şaheseri Austerlitz‘i de yine böyle bir kendimce sıkıntılı dönemimde okudum. Kitabı yıllar önce almıştım aslında ama kütüphaneme koyup unutmuşum. Geçenlerde, “Eskilerden ne okusam acaba?” diye rafları karıştırdığımda karşıma çıkınca şaşırdım.

Kitabın kapağına uzun uzun baktım. Bir tarlanın ortasında, bembeyaz kıyafetler içindeki – sanki bir prens – küçük bir erkek çocuğun siyah beyaz fotoğrafı kaplıyor kapağı. Hava soğuk gibi görünüyor fotoğrafta. Çocuğun sapsarı saçları uçuşmuş. Vakur bir ifadeyle bana bakıyordu. Açtım kapağı ve okumaya başladım..

En iyi II. Dünya Savaşı kitaplarından biri

Austerlitz, bir savaş romanı. Belki de bu alanda yazılmış en iyi II. Dünya Savaşı kitaplarından biri. Romanın kahramanı, mimarlık tarihçisi Jaques Austerlitz. Hikâyesini ise kim olduğunu anlayamadığımız bir anlatıcıya aktarıyor. Bu anlatıcı da onun hikâyesini, gözlemlerini de katarak bizlere iletiyor. Dolayısıyla kurgu ve yazım ilgi çekici hale geliyor. Kulaktan kulağa aktarım gibi. Duyabilmek için nefesinizi tutuyor, konsantre oluyor ve dikkatlice okuyorsunuz. Dolayısıyla zaman zaman sayfalar süren, bitmek bilmeyen cümlelerle karşılaşabiliyorsunuz.

Romanda şiddet yok. Savaş sahneleri yok. Kahramanımız ve anlatıcısı, 1967-1997 yılları arasında birkaç kez Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde bazen planlı, bazen de tesadüfen karşılaşıyor. Austerlitz, tüm hikâyesini 30 yılda anlatıyor anlatıcımıza. O anlatırken Avrupa’nın kanlı geçmişine de bir yolculuğa çıkıyor okur. Mimari yapılar ve çeşitli semboller üzerinden insanlık ve varoluş sorgulanıyor roman boyunca.

Kısa bir süre sonra anlıyoruz ki kahramanımız aslında 1939 yılında Çekoslovakya’dan kalkan Kindertransportlardan (Yahudi ebeveynlerin çocuklarını ülke dışına götüren trenler) biriyle İngiltere’ye gitmiş. Burada evlat edinilmiş. Kim olduğunun bilmeden de büyümüş. Austerlitz, aslında bir soykırım yetimiymiş. Kahramanımız bu gerçeği bir tesadüf sonucu öğrenmesinin ardından anne ve babasını aramaya koyuluyor. Son derece duygusal, göz yaşartıcı, üzücü bir iz sürme ve geçmişe yolculuk bu. Anlatıcımızın olağanüstü güzel cümleleriyle bu acı dolu yolculuk daha da etkili hale geliyor.

W. G. Sebald, Paris, 1998. Fotoğraf: Francesco Gattoni / LUZ / Redux

Yazar Sebald, 57 yaşında öldü. Yaşasaydı mutlaka Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanırdı. Austerlitz onun en önemli, en iyi kitabı. Mutlaka ama mutlaka okunmalı.

Austerlitz, W.G. Sebald, Çev: Gülfer Tunalı, Can Yayınları, 23 TL