Selen Uçer, İkinci Kat’taki “Işıltı Haşereler” oyununda Bayan Dee rolüyle, Galata Perform’da sahnelenen “Ailemizin En Güzel Sırrı”nda yönetmen kimliğiyle sanat yolculuğuna devam ediyor. “Ben yönetmen rolü oynayan bir oyuncuyum,” dese de ikinci yönetmenlik denemesinin de hakkını veriyor.

Bir rolü büyük-küçük diye ayrıştırmayan, oynadığı her kadın karaktere rengini, soluğunu titizlikle veren bir oyuncu olarak Selen Uçer’in oyunculuğa bakışına kulak verelim…

Selen Uçer’in Bayan Dee karakterine hayat verdiği Işıltılı Haşereler 23-30 Mart, 5 Nisan ve 20 Nisan tarihlerinde Karaköy’deki İkinci Kat’ta sahnede olacak. Yönetmenliğini üstlendiği ikinci oyun Ailemizin En Güzel Sırrı 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde Büyükçekmece Belediye Tiyatrosu’nda, 12 Nisan’da da Galata Perform’da izleyiciyle buluşacak.

İkinci Kat’ın ironisi bol kara komedisi Işıltılı Haşereler’de oynuyor, Galata Perform’da sahnelenen Ailemizin En Güzel Sırrı’nı yönetiyorsunuz. Bugüne kadar edindiğiniz tüm mesleki deneyimden bakınca bu iki işin içinde olmak size en çok ne hissettiriyor?

Hayat mesleğimizden ileride gidiyor. İki proje de çok yorgun bir dönemin ardından, aslında hiç beklemediğim bir zamanda oluştu.

İkinci Kat Tiyatro’dan, oyunun yönetmeni Emre Uçaray’dan teklif geldi. İkinci Kat’ın yenilenme döneminin ilk oyunu olarak Işıltılı Haşereler’i düşünüyorlardı ve oyuna konuk olarak destek vermemi istediler. Ben daha önce Deniz Madanoğlu’nun yazdığı bir kadın hikâyesi olan Poz için onlarla çalışmıştım. Çok inandığım bir topluluktu.

Işıltılı Haşereler’de hikâye temel olarak müthiş iki oyuncu olan Pınar Çağlar Gençtürk ve Ünal Yeter’in karakterlerinin hikâyesini anlatıyor. Bayan Dee de onların hikâyesine ve evine konuk oluyor.

Çok zevkli, sağlam bir prova dönemi geçirdik ve şaşırtıcı bir biçimde içinde bulunmaktan gurur duyduğum, bana sağlıklı bir kulisin önemini, oyunculuk mesleğinin en temel sorumluluklarını hatırlatan, kendimi oyuncu olarak da yenileme fırsatı bulduğum bir çalışma oldu.

Yönettiğiniz Ailemizin En Güzel Sırrı’nın çalışmaları da bu dönemde mi gerçekleşti?

Evet. Önce oyuncular ile birlikte bir okuma yaptık, Can Özden’in oyunuydu. Galata Perform’un her zaman desteklediğim Yeni Metin Yeni Tiyatro atölyesinden çıkmış bir metindi. Ekip de hikâye de samimi ve heyecan vericiydi. Mütevazı bir çalışma yaptık. İyi bir sonuç aldığımızı düşünüyorum.

Işıltılı Haşereler’deki karakterinizden bahseder misiniz?

Işıltılı Haşereler, Philip Ridley’in 2016’da yazdığı son dönem oyunlarından biri.

Bayan Dee sistem içinde “daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha zengin bir hayat” için genç çifte bir teklif sunuyor. Aslında bir nevi Faust hikâyesi. Bayan Dee de onları ayartan şeytan. Fakat benim en sevdiğim yanı, metinde Tanrı da şeytan da bir kadın olarak tasvir ediliyor.

Bayan Dee’nin, “Şu hayatta bildiğim her şeyi bana bir kadın öğretti, beni dünyanın en güzel bahçesine götürdü ve ışıldayan parıldayan o meyve veren ağacı gösterdi,” dediği replik en can alıcı yerlerinden biri oyunun.

 

Bu oyunun sizce en komik, en düşündüren tarafı ne?

Arzu ettiğimiz yaşam standardı için ödediğimiz bedelleri sorgulatıyor oyun. Bunların ne kadar farkında olduğumuzu soruyor. Günümüz toplumunda materyalist düşüncenin içinde kaybetme ihtimali olan değerleri ve insanlığımızı sorgulatıyor. Yani özellikle bu ülke için tam da zamanı olan bir oyun.

Ailemizin En Güzel Sırrı da kara mizah sınırlarında dolaşıyor… Siz yönetmen olarak bu oyunun en çok hangi düşüncesiyle ilgileniyorsunuz?

Samimiyetiyle ilgileniyorum. Küçük, tatlı, hüzünlü ve çok rastladığımız bir Türkiye ailesinin hikâyesini anlatıyor. Erişkin, kendi özgür kararlarını verebilen birey olabilme kapasitemizi sorgulayan bir oyun bu.

Hayatı ailemizden öğreniyoruz. Yaşamımızda yapabildiğimiz ya da yapamadığımız her şey o ilk öğrendiğimiz biçimlerde geliyor karşımıza.

Babanın ölümü sonrası başlamayı umdukları yeni hayat için kendi sırlarını araştıran, geçmişle, bugünle, hayal ve gerçeklerle yüzleşen bir ailenin kara mizahı gerçekten de.

Seyirci bu oyundan nasıl bir haletiruhiyle çıksın istiyorsunuz?

Hüzünlü bir gülümseme ve bir an için bile olsa kendini sorgulama. Kendine samimi olma isteği…

Oyunculuk mu, yönetmenlik mi?

Oyunculuk. Oyunculuk. Oyunculuk. Ben yönetmen rolü oynayan bir oyuncuyum aslında.

Ailemizin En Güzel Sırrı ikinci yönetmenliğim, daha önce Aysa Prodüksiyon’da Ece Temelkuran’ın ilk kitabından yola çıkarak yazdığım Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ı yönetmiştim. O büyük bir prodüksiyondu ve çok iyi oyuncularla ama çok zorlu bir çalışmayla ilk yönetmenlik deneyimimi yaşamıştım. Bu oyunda daha tecrübeli ve sakindim.

Kariyerinize dönüp bakınca sizin bu yolda emin adımlarla yürüyeceğinizin rengini belli ettiği bir an var mı? O anı şimdi nasıl anıyorsunuz?

Ümit Ünal’la bir masa etrafında oturmuş, Ara filmine başrol oyuncusu bulmakla ilgili konuşurken, Ümit Ünal’ın bana dönüp başrol olan ‘Gül karakterini senin oynamanı istiyorum’ dediği andı.

Hayatta önce kendi kendine başrolü vermeli insan. Sonra oyuncunun oynadığı rolü, başrol, yardımcı, konuk rol fark etmeksizin onu başrol gibi oynamasıdır. Ne ve hangi ağırlıkta bir rol oynarsam oynayayım, bu bakış açısıyla rolüme hazırlanıyorum…

Sinemanın ödüllendirdiği kadın oyunculardan birisiniz. Sinema oyunculuğunun sizdeki karşılığı ne?

Kalıcı olması. Bir oyuncu olarak son derece detaylı bir karakter çalışması yapıp o çalışmada bir dönüşüm yaratarak yeni bir karakter ortaya çıkartmak. Çıkan karakterin seni şaşırtması. Sinema en güçlü hikâye anlatımı. Benim mesleğimde en heyecanlandığım yer.

Işıltılı Haşereler

Kamera önü, sahne üstü, oyunculuk metotları, tavrı derken sizin oyunculuğu tanımlarken başvurduğunuz alet çantasının içinde neler var?

Çalışmak, konsantre olmak ve detaylandırmak var. Tüm oyunculuk yöntemleri oyuncunun kendi blokajlarından kurtulup, hikayenin gerektirdiği şekilde en orijinal karakteri çıkartması, kendinde bir dönüşüm yaratması için oyuncuya verilen araçlar aslında.

Senaryonun verdikleri, hayattan senin algıladıkların, kendi yaşamından bildiğin durumlarla kurduğun empati ve sonunda dönüşüm ve özdeşleşme. Benim bildiğim, yapmaya uğraştığım bu. Birçok yöntem var, ben çalışmaya, öğrenmeye, atölyeler yapmaya her zaman devam ediyorum ve insan onların içinden kendi yöntemini oluşturuyor zamanla.

Size hayatta neler, kimler ilham verir?

Annem, ailem, sevgilim, yakın arkadaşlarım, dinlediğim, izlediğim, gördüğüm, duyduğum, okuduğum hikâyeler. Hepsi.

Oscar ödülleri sahiplerini buldu. O sahnede adınız anons edilse, nasıl bir konuşma yapmak isterdiniz?

Teşekkür ederim. Hayata teşekkür ederim. Ve hayatımın tüm kişilerine…

Ödül konuşmaları sizce önemli midir?

Evet, önemlidir. Aksiyon reaksiyon önemlidir. Doğru reaksiyonu vermek, kendini doğru ifade etmek gerekir.

En iyi kadın oyuncu ödülünü alan Frances McDormand’ın konuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Işıltısı büyük Hollywood’un kadın emeğini görmezden geldiği malum… Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan taciz vakaları, akabinde Hollywood’lu kadınların örgütlü sesi… Bütün bunlara Türkiye’den bakınca ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?

Frances McDormand’ın konuşmasını müthiş buluyorum. Sonuna kadar her kelimesinin yanındayım. Oyunculuğunun yanı sıra kişiliğine de büyük hayranlık duyuyorum. Onu sorumluluk sahibi ve realist buluyorum.

Türkiye’de de kadınlar birleşiyor, konuşuyor, hakkını arıyor ama çok daha vahşi, medeniyetsiz ve zor şartlar sözkonusu. Ne yazık ki gerek taciz gerek kadın emeğinin görmezden gelinmesi konusunda birkaç kat daha kötü durumdayız. Savaş şartları içindeyiz. Fakat Anadolu kadını, onun mirası güçlü. Artık daha farkında şehirlisi de köylüsü de, hangi inançtan olursa olsun Türkiye’de kadın daha farkında. Ben umutluyum. Çözüm bugünün kız çocuklarında, onları yetiştiren ana babalarda.

Ailemizin En Güzel Sırrı

Türkiye’de bugüne kadar hakkını vererek anlatılmış kadın hikâyelerini, karakterlerini düşündüğünüzde nasıl bir sıralama yaparsınız?

Lütfi Akad’ın Vesikalı Yarim’deki Sabiha’sı birinci. Hepsinden önce müthiş bir sosyal analiz, doğruluk ve değişimi anlatıyor.

Atıf Yılmaz’ın çoğu filmindeki kadın karakterler, hikâyeler sonra… Komik gelecek ama ben Reşat Nuri’nin Çalıkuşu eserini de ayrı yere koyarım. Gençlik ve aşk hikâyesinin ötesinde, Türkiye şartlarında, o zaman da var olmaya çalışan özgür kadın birey var orada. Çocukluğumda en sevdiğim kitaptı.

Şu an anlatılan birçok kadın hikâyesi ve karakterinin önünü açmış hikâyeler bence. İlk aklıma gelenleri söyledim. Bu liste uzar tabii ki.

Bugüne dek canlandırdığınız kadın karakterleri düşündüğünüzde en çok hangisi size ilham verdi?

Sundance Film Festivali’nde jüri özel ödülü alan Raşit Çelikezer’in CAN filmindeki Ayşe karakteri. Bir kadın oyuncu için çok şanslı, özel bir roldü. Her zaman bize sunulan anne klişesi dışında gerçek bir kadın karakterdi. Madalyonun konuşulmayan öteki tarafını deşen bir kadın karakterdi.

Bir de F. R. Lacan’ın Kuçu Kuçu adlı tiyatro oyununda oynadığım rolün benim için yeri ayrıdır. Kadınların ilişki kurma biçimleriyle, belki de benim zaaflarımla da ilgili birçok farklı alanı araştırmamı gerektirmişti oynadığım karakter.

Oynadığımız roller bazı yüzleşmelere zorluyor bizleri. Oyunculuk mesleğinin hem en zor hem de en zevkli, heyecanlı tarafı belki de bu. Şanslıyım diye düşünüyorum.