Çin asıllı Amerikalı yazar Iris Chang’ın 1997 tarihli The Rape of Nanking (Nanjin Katliamı) kitabı, 20. yüzyılın karanlıkta bırakılmaya çalışılan en büyük sivil katliamlarından biri üzerine yazılmış ilk kitaplardan. 6 haftada 300 binden fazla Çin vatandaşının Japon askerleri tarafından öldürüldüğü bu katliam, yakın tarihimizin insanlık suçlarının başında geliyor. Katliam, Çin-Japonya ilişkilerinde hâlâ en önemli sorun. Japonya’da da bu katliamın gerçekleşmediğine, en azından abartıldığına dair yaygın bir inanış var. Geçmişle yüzleşmek zor. Kimse istemiyor…

Chang, kitabını Japonya ve Çin askeri belgeleri, görgü tanıkları -ki aralarında katliamdan kurtulan siviller ve katliamı gerçekleştiren askerler de var- ve o dönemde Nanjin’de bulunan az sayıdaki gazetecinin haberlerine dayanarak yazmış. Yıllarca süren bir araştırmanın sonucunda okurken tüylerinizi diken diken eden, inanılması güç vahşetin net bir fotoğrafı ortaya çıkmış.

Japon ordusu, Nanjin’e Aralık 1937’de girdi. Sonrasındaki 6 haftada neredeyse tamamı sivil onbinlerce kişi öldürüldü. Sivilleri öldürmek için akla hayale sığmayacak yöntemler geliştirdi askerler. Kimileri gruplar halinde birbirlerine bağlandı, ardından üzerlerine benzin dökülüp diri diri yakıldılar. Japon subaylar, kılıçla kafa kesme yarışmaları düzenledi. Siviller direklere, ağaçlara bağlanıp süngü taliminde kullanıldı. Onbinlerce kişi, diri diri gömüldü. Binlercesi köpeklere parçalatıldı.

Askerlerin yaptıkları, Nazilerin yaptıklarıyla eşdeğer. Anlaşılması güç bir vahşet. Zaten Chang kitabında da, “Neden?” sorusunun yanıtını aramaya çalışıyor.

Kitaptaki tanıklıkları okumak çok zor

Kitabın önemli bir bölümü kadınlara ayrılmış. Nanjin’de onbinlerce kadına, yaşlarına bakılmaksızın tecavüz edildi. Askerler için tecavüzün yeri yoktu. Görgü tanıkları, sokak ortasında, parklardaki grup tecavüzlerini anlatıyor kitapta. Cinsel şiddete maruz kalan kadınların da onbinlercesi öldürüldü.

Chang’ın yıllar sonra konuştuğu kadınların anlattıklarını okumak gerçekten çok zor. Nanjinli kadınların önemli bir bölümü askerler tarafından cephe genelevlerine de gönderildi. Bu şekilde yıllarca tecavüze uğrayan ama hayatta kalmayı başaran kadınlar var.

Kitabın bir diğer ilgi çekici bölümü de katliam devam ederken şehirden ayrılmayan az sayıdaki Batılının hikâyesi. Bunların en ilginci, şüphesiz Almanya vatandaşı John Rabe’ninki. Yıllardır Çin’de yaşayan başarılı işadamı Rabe ve başka isimlerin yardımıyla, öldürülmekten ve tecavüze uğramaktan kurtulanlar da var. Ama sayıları o kadar az ki.

İşin ilginç yanı, Rabe bir Nazi aslında. Almanya’nın 1945’te teslim olmasının ardından ülkesinde Nazi olarak yargılanıyor, işini ve ailesini kaybediyor. Bu kez onun yardımına Nanjinliler yetişiyor. Başlatılan kampanyayla Rabe için para toplanıyor ve gıda paketleri Almanya’ya gönderiliyor.

Iris Chang’ın intiharı

Kitabın son bölümü, Japonya’nın katliamı toplumsal hafızasından silme çabalarına ayrılmış. Okul müfredatına yapılan müdahaleler, reddin bir devlet politikası haline gelmesi, araştırma yapmak isteyen ya da konuşmak isteyenlere yönelik baskılar (hatta suikastlar), medyanın otosansürü…

Bu konular ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor ve yüzleşme olgusunun önemine bir kez daha vurgu yapılıyor.

Kitabın yazarı Iris Chang, 2005’te intihar etti. Sebebi halen bilinmiyor. Hayatını bu katliamı araştırmaya adamasının yol açtığı psikolojik sorunların, intiharında rol oynadığını düşünenlerin sayısı hiç de az değil.

Bende kitabın 2011 baskısı var. O baskıda, kocası, son derece duygulu yazılmış son söz bölümünde, eşinin hayatını anlatıyor ve ölümünü anlamlandırmaya çalışıyor. Üzücü bir kitaba uygun bir son söz…