Hemen önünde bulunan tezgâhtaki beyaz, desensiz fincana dalgın dalgın bakan çocuk, çay kaşığı ile hızlıca karıştırdığı filtre kahvenin oluşturduğu girdaba hipnotize olmuş gibi bakıyordur. Kahvenin dönerek oluşturduğu rutin, kısmen de olsa zihninin rahatlamasını sağlamış gri hücrelerini kemiren mayhoşluğu dışarı atmasını sağlamıştır. Bardağın hemen yanına düşen siyah saç telini eliyle yere süpürdükten sonra bardağı eline alıp ayaklarını sürüye sürüye mutfaktan çıkar.

Oturma odasının yanından geçerken televizyondan gelen sese de içeridekine de hiç aldırış etmeden odasına girer. Ufak yatağı dışında odayı tamamen dolduran, artık boyunu aşmış kitap kuleleri arasında Pulbiber Dergi okuyan arkadaşına bakar. Bir yudum kahveyle boğazını yumuşattıktan sonra ise makaraya alınacağını bile bile sorar:

“Sence bir vampir zırhı ne kadardır?* Dün okuduğum bir çizgi romanda 1700 Euro olduğu yazıyordu.”

Yerde iyice yayılarak oturan arkadaşı dergiyi bacaklarına indirdiğinde çilli yüzündeki bıkkınlığın verdiği cevap soru kadar nettir.

“Bence bu yarasa ve vampir saplantına bir son vermelisin, iyice uçtun artık.”

“Şaka bir yana dün Bihikâye diye bir çizgi roman okudum, çok iyiydi lan!”

Kahveyi kitaplarının üzerine bırakıp yatağın üzerinden aldığı çizgi romanı gösterince, arkadaşı dergiyi yanına bırakıp sorgular bir yüzle çizgi romana uzanır. Çizgi romanın kapağında üzerinde tek bir yaprak bulunmayan büyük yaşlı bir ağaç vardır. Ağacın hemen üstünde de yazarın alışılmışın dışındaki adı.

“GIPI nasıl bir isimdir?!”

“Ya asıl adı arkada yazıyor adamın, -beraber arka kapağa bakarlar- hah işte, Gian-Alfonso Pacinotti ama adam kısaltmış adını. Çizeri de bu adam.”

Arkadaşının sesindeki heyecanı hissedince merakı artan çocuk çizgi romanı alıp sayfaları karıştırmaya başlar. Farklı çizim teknikleri kullanılmıştır. Siyah tükenmez kalemin gelişi güzel bıraktığı izlerle basit karikatürleri anımsatan görseller, kalem işçiliğinin ve detayların biraz daha arttığı siyah beyaz bölümler ve okuyucuyu melankoliğe boğup allak bulak eden suluboya kısımları…

Çizgi romanın görsel zenginliğinden etkilenen çocuğun ağzından gayriihtiyari, “İyiymiş,” lafı duyulur belli belirsiz. Arkadaşı elini sayfalardan birinin üstüne koyup heyecanla:

“Oğlum, baksana şuna, çok iyi değil mi?”

“Ne anlatıyor peki bu, konusu ne?”

“Ya şizofreni hastası bir adamı anlatıyor bu, tamam mı? Ama adamın takıntılı olduğu iki tema var. Biri bu kapaktaki kuru ağaç diğeri bir benzin istasyonu. Bu ikisi de sürekli tekrarlanıyor hikâyede ve adamın aklında da tabii. Adama konulan teşhis de şey zaten, neydi… ”

Çizgi romanı arkadaşından alıp sayfalarına hızlıca göz gezdirmeye başlar. “Hıh, monotematik obsesif kompulsif kişilik bozukluğu. Bu faklı çizim teknikleri de bu yüzden var aslında…”

“Adamın gördükleri bir teknikle, gerçek dünya başka bir teknikle öyle mi?”

“Aynen.”

Arkadaşının elinde açık olan sayfayı gösterir.

“Bu savaş kısımları geçmişi mi anlatıyor, orda mı kafayı dağıtmış adam?”

“Yok, o, dedesi. Bir yandan da onun hikâyesini anlatıyor işte. Bunun dedesiyle silah arkadaşı cephede böyle bir hendeğin içinde kalıyorlar. Yani sığınıyorlar, arkadaşı vuruluyor bunun, sonra düşman askerlerinden kurtulmaya çalışıyorlar işte. Bu büyük kuru ağaç da tam o hendeğin dibinde.”

“Bir dakika şimdi, bu adamın zihninde sürekli gördüğü sağa sola çizdiği ağacı aslında dedesi mi görmüş? Nasıl olabilir oğlum böyle bir şey?”

“İşte garip kısmı da o zaten… Ki bence güzel kısmı da o.”

“Kalıtsal mı ki şizofreni?”

Alt dudağın öne çıkıp omuzların yükselmesine takiben cevap verir:

“Bilmem.”

Çocuk, çizgi romanın hikâyesiyle ilgili düşüncelere dalar. Farklı farklı katmanları olan ve insanın psikolojik durumunu derinlemesine işleyen hikâyeleri hep sevmiştir. Ancak elinde tuttuğu bu çizgi romanın, böyle bir çizgi roman mı yoksa sırf farklı olmak için kafa karıştırıp saçmalayan bir edebiyat garabeti olduğuna karar verememiştir.

Düşüncelere dalmışken dışarıdan gelen terlik sesiyle dikkati dağılır. Arkadaşı da yürüme sesini duyunca kapıya doğru bakar. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından çizgi romanı tutan çocuğun gözü yerdeki kahveye takılır.

“Kahveni soğuttun.”

Arkadaşı eğilip kahvesini alır ve bardağı kafasına diker.

“Peki, bu biraz önce dediğin benzin istasyonu ne ayak? Onun da mı dedesiyle alakası var?”

“Yok, o benzin istasyonu adamın terk edildiği yer işte. Karısı adamı oraya bırakıyor sonra da kızıyla beraber basıp gidiyor.”

“ Vay şerefsizler!”

“Aynen… Sonra kız büyüyünce ilgileniyor babasıyla ama artık iş işten geçmiş oluyor tabii. Gerçi baksalar tedavi edebilirler miydi ondan da emin değilim. Oğlum, adamı çırılçıplak yolda buluyorlar lan!”

Arkadaşı gülümser.

“Dünya umurunda değildir ki bu adamın.”

“Biraz öyle, evet. Ya hikâyesi sadece şizofreniyle sınırlı kalmıyor. Şizofreni, reenkarnasyon, yalnızlık, gerçek, rüya vs. bunların hepsinden bir parça koparıp sonra birbirlerine dikmişler gibi olaylar. Ama böyle belli noktalarda bağlanıyorlar birbirlerine ve bazı noktalar boşlukta bırakılmış. Yani biraz senin düşüncene, yani senin..”

“Yorumuna.”

“Aynen, yorumuna da bağlı. Zaten okuyunca allak bullak oluyorsun abi; adam çizim tekniklerini, hikâyeyi falan öyle bir kurgulamış ki ancak birkaç defa okuyunca tam oturuyor kafana. Bazı yerlerde konuşma balonları bile karakterlere özel.”

Arkadaşının sonu gelmeyen övgülerinden sonra başını olumlu anlamda sallayan çocuk hemen sağındaki kitapların üstüne oturup sağ dirseğini diğer kitap yığınına yaslar. Elindeki çizgi romana biraz daha baktıktan sonra başını kaldırmadan, “Okuyayım ben bu bugün,” der.

“Kısa bir şey zaten, bir oturuşta bitirirsin.”

Çocuk da arkadaşının karşısına kitapların üstüne oturur. Göz göze gelirler. İyi bir çizgi roman okumanın verdiği mutluluğu ikisi de çok iyi biliyordur. Birbirlerinin heyecanını anlıyorlardır.

Zevkine, aklına güvenebileceğin o ender kişiyi bulmak kolay mı bu kalabalık dünyada?

Aniden odanın kapısı açılır. Kır saçları arkadan toplu, hafif şişman kadın bir eliyle kapının kulbunu tutarken ıslak olan diğer elini mutfak önlüğüne siliyordur:

“Oğlum, kiminle konuşuyorsun sen burada?”

“K-konuşmuyorum ya kimseyle, sesli okuyordum sadece.”

“Bir gün bu kitapların, çizgi romanların altında kalacaksın vallahi. Hadi kalk, baban geliyor, yemeğe oturacağız, ellerini yıka, gel sofraya.”

“Tamam.”

Annesi odadan çıktıktan sonra gergin yüz ifadesiyle etrafına bakan çocuğun ufak bir yazı takılır gözlerine çizgi romanı kapatmandan.

“Ninem, rahmetli annesini ve kocasını orda, odasında görmenin onu korkutmadığını söylemişti. Derdi bu değildi, yalnızca özlem ve yalnızlık hissi bileniyordu.”

* Çizgi romana gönderme yapılmaktadır.