Philip Caputo’nun 1977 tarihli A Rumor of War (Bir Savaş Söylentisi), savaşa dair kafamdaki sorulara, en azından kendi açımdan birtakım cevaplar bulmamı sağladı. Vietnam’da savaşan ilk timin üyelerinden, kurşun sıkan ilk askerlerinden biri Caputo. Onun eseri, gelmiş geçmiş en iyi savaş karşıtı kitaplardan biri…

Son zamanlarda sadece savaşlar üzerine okuyorum. Savaşa kafayı takmış olabilirim. Kabul ediyorum. Yine de yanlış anlamayın lütfen. Savaşa karşıyım. Keşke hiç olmasaydı ama varlar ne yazık ki. Savaşlar olmaya da devam edecek, öyle görünüyor. 2001’de Afganistan, 2003’teyse Irak savaşlarını izlemek üzere bu ülkelerdeydim. O yılların etkisini de sanırım hâlâ üzerimde taşıyorum.

Kabil’in dışında yanlışlıkla Amerikalılar tarafından bombalanan sivil araç konvoyundan arta kalanları, muhtemelen hayatım boyunca unutamayacağım. Otobüsün biri sanki içeriden patlamıştı. Vücut parçaları otobüsün tavanına yapışmıştı. Taliban’ın kaçıp Kabil’in düştüğü 13 Kasım 2001’de şehirdeki katliamlar, yağmalar, çatışmalar hâlâ gözümün önünde. Bağdat’ta otelimiz bombalandı, arkadaşlarım öldü. Bunlar, hayatınız boyunca sizin yanınızda kalan anılar. Siz sıkı sıkı sarıyor, hiç bırakmıyorlar.

Gelmiş geçmiş en iyi savaş karşıtı kitaplardan

Philip Caputo

O zamanlar da merak ederdim, şimdi de; “Neden savaşıyoruz?” sorusunun cevabında siyaset var, psikoloji var, ekonomi var, sosyoloji var tamam ama bir insan nasıl bilmediği bir ülkeye gidip oradaki insanları düşman belleyip onları öldürmek ister? Kafama takılan soru bu, yıllardır.

Philip Caputo’nun 1977 tarihli A Rumor of War (Bir Savaş Söylentisi) bu sorulara, en azından kendi açımdan birtakım cevaplar bulmamı sağladı. Vietnam’da savaşan ilk timin üyelerinden, kurşun sıkan ilk askerlerinden biri Caputo. Onun eseri, gelmiş geçmiş en iyi savaş karşıtı kitaplardan biri. Bunun temel sebebi de son derece kişisel olması.

Caputo, vatansever ve idealist bir genç olarak gittiği Vietnam’da tüm bu inançlarını nasıl kaybettiğini ve savaşın anlamsızlığı sonucu nasıl insanlıktan çıktığını çarpıcı bir dille anlatıyor. 1965-1966 arasını kapsayan anıları, üç bölümden oluşuyor.

Küçük, Tatlı bir Savaş adlı ilk bölümde savaşa katılmaya nasıl karar verdiğini, eğitimini, Vietnam’a gidişini ve ilk çatışmaları anlatıyor. Ölülerden Sorumlu Subay adlı ikinci bölümde Caputo, savaş alanında merkeze çekiliyor ve ölü-yaralı istatistikleri tutmaya başlıyor. Savaşa bakışı bu bölümde değişiyor. Ölümün Gri Topraklarında adlı son bölümdeyse arkadaşlarının yanında olmak istediği için yeniden cepheye dönüyor Caputo. Yaptıkları sonucunda askeri mahkemede yargılanıyor. Son bölümün okunması gerçekten çok zor.

Ölümle tanışmak…

Caputo kitabına, “24 yaşındayken hayattan çok ölüme hazırlıklıydım. Hayata dair, okul dışında gördüğüm ilk şey savaştı. Döndüğümde, 51 yaşındaki babamdan daha yaşlıydım,” cümleleriyle nefis bir giriş yapıyor. Daha sonra heyecanını, monoton hayatından uzaklaşıp farklı bir şeyler yaşamak ve ülkesine faydalı olmak için savaşa gitme kararını anlatıyor. Vietnam’a gider gitmez ölümle tanışıyor. Ve gördüğü ölümün nasıl bir şey olduğunu şu cümlelerle anlatıyor:

Modern silahların insan vücuduna neler yapabildiğini görmek bizi şoke etti. Bizler, parçalanmamış ölüler görmeye alışıktık. Bizim için ölü, tabutta sakin sakin yatan bir amcaydı… Vücudumuzun, ruhumuzun evi değil, içi iğrenç maddelerle dolu kırılgan bir kutu olduğunu fark ettik. Bu bizi hasta etti. Her yerde akan beyinler, kopmuş uzuvlar…

Ölüm nasıl kokar?

Kitabın çarpıcı pasajlarından biri de Caputo’nun ölümün kokusuna dair tasvirleri: “Ölümün kokusuna asla alışamazsınız. Güçlü ve aynı kokudur o. Bir Vietnam askeriyle Amerikan askerinin çürüyen bedenlerinin kokularında hiçbir fark yoktur. Amerikalılar, Vietnamlılar, Yunanlar, Araplar ve İsrailliler, Müslüman ya da Hıristiyanlar, kadın, erkek veya çocuklar… Hepsinin ölüm kokusu aynıdır.

Mutlaka okunmalı

Klostrofobik bir kitap A Rumor of War. Herkes bir yerde tıkılıdır, çıkış yolu arar. Bu duyguyu, en iyi cangıldaki intikaller sırasında anlıyorsunuz. Ağaçlar geçit vermiyor, otlar insan boyunda ve kıyafetleri kesiyor, her yer sivrisinek, her yer yılan, her yer bubi tuzağı dolu.

Caputo, Vietnam’ın doğası ve iklimi için, “Canlı, bizim düşmanımız sanki,” ifadesini kullanıyor ve timindeki bazı askerlerin sıcak sebebiyle nasıl öldüklerini, çıldırdıklarını anlatıyor. Vietnam’da geçirdiği her dakika, her saat, her gün, onu insanlıktan daha da uzaklaştırıyor. Çok sayıda arkadaşının parçalanarak ölmesine tanıklık eden Caputo, en sonunda iki sivil gencin öldürülmesi sebebiyle askeri mahkemede yargılanıyor. Bu dava da onun savaştan çıkış yolu oluyor.

1941 doğumlu Caputo, savaşın ardından gazeteci, daha doğrusu savaş muhabiri oluyor. 1975’te yeniden Vietnam’a dönüyor ve Amerikalıların kaçışına tanıklık ediyor.

A Rumor of War, mutlaka okunması gereken bir kitap…