ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2017’de kovduğu FBI Direktörü James Comey’nin A Higher Loyalty (Yüksek Sadakat) kitabının çıkmasını iple çekiyordum, merak ve iştahla okudum ama ne bileyim; sanki biraz hayal kırıklığına uğradım.

Kitap, Trump’tan ziyade Comey’nin hayatını anlatıyor yani otobiyografik özellikleri ön planda. Oysa ben 15 doları, Trump’ı yerden yere vuran bir kitap okuma hayaliyle vermiştim. Şüphesiz Comey bunu da yapıyor ama hem çok geç yapıyor (bayağı bir sonuna gelmek zorundasınız kitabın) hem de az yapıyor. Bende, Michael Wolff’un Fire and Fury kitabı kadar iz bırakmadı o yüzden.

Trump ile ilgili bölümlerden başlayalım o zaman:

Comey, Obama döneminde FBI Direktörü oldu. Aslında Cumhuriyetçi bir bürokrat. Obama’yı iyi anıyor kitabında, ondan övgüyle bahsediyor.

Burada vurguladığı önemli bir nokta var: FBI bağımsız ve özerk bir kurumdur, ABD başkanları ile FBI direktörlerinin arasında mutlaka bir mesafe olmalıdır. Ancak Trump başa gelince işler değişiyor. Yeni ABD Başkanı, FBI Başkanı’nı neredeyse her hafta Beyaz Saray’a çağırıp onunla baş başa görüşüyor. Comey, şaşkın ama işin iç yüzü kısa sürede anlaşılıyor. Trump, ondan siyasi geleceğini tehdit eden Rusya soruşturmasını düşürmesini istiyor.

Rusya soruşturması ve Trump’a uzanan şüpheler

Bilmeyenlere çok kısa hatırlatayım: Rusya soruşturması, Trump ekibindeki bazı isimlerin seçim kampanyasında Rusya ile işbirliği yaptığı iddialarını kapsıyor. Şu ana kadar çok sayıda ismin ifadesi alındı, haklarında iddianameler hazırlandı. Trump’a yönelik herhangi bir resmi suçlama, en azından ben bu yazıyı yazdığımda yoktu.

Soruşturma kapsamında incelenen ama henüz kanıta ulaşılamayan bir başka konu da Trump’ın bir güzellik yarışması için Moskova’ya gittiği ve bu esnada seks işçileriyle birlikte olduğu, bu gecenin de Rusya istihbaratı tarafından kameraya alındığı iddiaları. Bayağı karmaşık işler yani. Soruşturmanın başında tabii ki Comey bulunuyordu.

İlk karşılaşma…

Comey, Trump’la ilk karşılaşmasını şu satırlarla aktarıyor: “Trump, tıpkı televizyondaki gibi görünüyordu. Ceketi açık ve kravatı, her zamanki gibi fazla uzundu. Yüzü hafif turuncuydu. Gözlerinin altında ise muhtemelen bronzlaşma çabalarından kalan yarım ay şeklinde beyazlıklar vardı. Parlak, sarı saçları özenle taranmıştı. Acaba sabahları buna ne kadar vakit ayırıyor diye düşünmekten alamadım kendimi.

Mafya babası olarak Trump!

Sonra işler ilginçleşiyor. Trump’la Comey, baş başa yemeğe oturuyor. Kitabın en heyecanlı yeri de burası zaten. Trump, ona “Senden karşılıksız sadakat bekliyorum,” diyor. Comey, ne cevap vereceğini bilemiyor önce, sonra “Sayın Başkan, size ancak dürüstlük vaat edebilirim,” diyor.

Comey, yemek boyunca Trump’ı gözlemliyor, onun monologlarını dinliyor. En sonundaysa kitabın en vurucu bölümü olan mafya benzetmesini yapıyor. Evet, yanlış okumadınız: Comey, Trump’ı mafya babasına benzetiyor.

İnanmıyorum. Trump beni ‘amica nostra’ (mafya jargonunda bizden biri) yapmak istiyor. Kulağa çılgınca gelebilir ama beni de ‘ailenin’ bir parçası yapmayı amaçlıyor.

Comey, sarsılmış bir şekilde Beyaz Saray’dan ayrılıyor. İkili, birkaç görüşme daha yapıyor. Her seferinde Trump ondan Rusya soruşturmasını düşürmesini istiyor ve bağlılığını bildirmesini talep ediyor. Comey yapmıyor bunları ve sonra görevinden azlediliyor. Rusya soruşturmasıysa tabii ki devam ediyor.

Kitap bana sıkıcı geldi ama yine de okunmalı

Kitabı alma sebebim işte bu bölümdü. Comey, Trump’la görüşmelerini nefis bir dil, keskin gözlemler ve harika tasvirlerle anlatıyor. Defalarca okuma isteği uyandırıyor bu dil sizde ama onun dışında kitap aslında sıkıcı. Yani en azından bana öyle geldi.

Çocukluğuna dair en ilginç anısı, dönemin en çok aranan suçlularından bir seri tecavüzcüyle kendi evinde karşılaşması. Oğlunun ölümü, hayatının travmatik bir dönemi. Onun dışında kitap, kariyerinde nasıl yükseldiği, ne kadar dürüst bir insan olduğu, eşine ve ailesine bağlılığı ve nasıl lider olunur tavsiyeleriyle ilgili.

Meraklısı, Hillary Clinton’ın e-postaları ile ilgili bölümü de ilginç bulabilir, ben bulmadım.

A Higher Loyalty, yine de okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum. İnsanların bir devlet başkanını bu kadar özgürce yerden yere vurabilmeleri beni her zaman şaşırtmıştır, şaşırtmaya da devam edecek…