ABD’li gazeteci ve yazar Robert Moor’un 2016 tarihli eseri On Trails-An Exploration (Türkçeye ne yazık ki çevrilmediği için “Patikalar Üzerinde” demeye karar verdim), sadece doğanın muhteşemliğine, dünyamızın güzelliğine bir övgü değil; aynı zamanda insanoğlunun varoluşunu da sorgulayan muazzam bir kitap. Bilim, çevre, felsefe, tarih ve insan hikâyelerini bu kadar iyi harmanlayan başka bir kitap okumadım şu ana dek…

“Kitap, adından da anlaşılacağı üzere…” demek istiyorum ama anlaşılmayacağını düşünerek cümleye bu şekilde başlamayacağım. Moor’un kitabı, gerçekten de patikalar hakkında. Evet, yanlış okumadınız. Bildiğimiz patikaları anlatıyor Moor. Ormanlardaki, dağ yollarındaki, dere kenarlarındaki patikalar… Bu patikaların bazısı sadece birkaç, bazılarıysa binlerce kilometre uzunluğunda.

Yaklaşık 10 yıl boyunca, hemen her kıtada, bilinen ya da bilinmeyen patikaları keşfe çıkmış Moor. ABD’li yazar kitabında bu patikaların nasıl ve ne zaman oluştuğunu, evrimlerini, doğal yaşama ve – daha da ilginci- modern hayata etkilerini inceliyor.

Bu son noktayı açayım hemen: Ben bilmiyordum bu kitabı okuyana kadar ama mesela karıncaların oluşturduğu patikalar, günümüz ulaşım sistemlerine (metro, şehiriçi yollar) ilham kaynağı olmuş. Bugün ABD’deki şehirlerarası karayolu ağı da Kızılderileri patikaları üzerine kurulmuş. Moor’un anlattığına göre patikalar, aynı zamanda sözel tarih (yani bilginin nesilden nesile aktarılması) konusunda da önemli bir rol oynamış.

Patikalardan insan hikâyelerine

Kitabın ilk bölümünde 2000’li yılların başında keşfedilen ve en az 560 milyon yıllık olduğu tahmin edilen en eski patikayı anlatıyor yazar. Bu patika, canlıların evrimi açısından kritik öneme sahip.

İkinci bölümde böceklerin, özellikle de karıncaların, nasıl patika ağları geliştirdiğine ve bunların hayatımıza etkilerini öğreniyoruz. Üçüncü bölümde fil, geyik ve koyun gibi hayvanların patika inşa etmelerine şahit oluyoruz. Dördüncü bölümde patikaların insanlık için önemini okuyoruz.

Son bölümdeyse ABD’nin en uzun patikalarından Apalaş Yürüyüş Yolu‘nun hikâyesiyle karşılaşıyoruz ve bu yürüyüş yolunu Grönland, İzlanda, İngiltere ve Avrupa üzerinden Afrika’ya kadar bağlama çabalarına tanıklık ediyoruz.

Bir de insan hikâyeleri var tabii… Yıllarca bu patikalarda yürüyen Moor, o yalnızlığında karşılaştığı insanlarla tanıştırıyor bizi. Doyi var mesela, bir Şeroki Kızılderilisi. Sonra M.J. Eberhardt var; 60’ından sonra modern hayatı bırakıp kendini yürümeye adayan…

En ilginç karakterlerden biriyse Fas’ta tanıştığı Asseluf. Ülkenin belki de tek kadın dağcısı Asseluf ile yaptığı yolculuk, kitabın en iyi bölümlerinden biri.

Açık, net ve büyüleyici

Moor, bir gazetecinin yazması gereken açıklıkla yazıyor. Bilimsel teorilerden bahsettiği cümleler, her okurun anlayacağı netlikte. Doğa tasvirleri, olağanüstü güzel yazılmış. Okurken onunla beraber ıslanıyorsunuz yağmurda, dağlara tırmanırken birlikte yoruluyorsunuz, sizin de ayaklarınızda nasırlar çıkıyor. Filozoflardan yaptığı alıntılar, kitabın kurgusuna cuk oturmuş ve daha da önemlisi bilgiçlik taslamaktan uzak.

Bu patikaları yürümenin kendi hayatına ve yaşam felsefesine bakışını da son derece içten anlatıyor Moor.

Keşke Türkiye’ye de gelseydin be Robert!

Okurken düşünmeden edemedim tabii: Ah be Robert, keşke bizim ülkemize de gelseydin de Karadeniz’i, Torosları, Likya Yolu’nu bir yürüseydin.

On Trails, mutlaka okunması gereken bir başyapıt. Bir yayınevim olsaydı hemen çevirip Türkçeye kazandırırdım…