Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında 9 Mayıs’ta Zorlu PSM’de sahne alacak Gökhan Türkmen’le Onur Bayrakçeken konuştu.

Bir yandan iyi müzik yapma derdiniz var, bir yandan da genel beğeniye de hitap eden bir müzik yapıyorsunuz. Bu zorlayıcı olmuyor mu?

Benim genel beğeniye hitap etme gibi bir derdim yok. Kendime yaşayan bir insanım aslında; yani kendi aileme, çevreme, kendi ahengime yaşayan bir insanım… Bunun dışındaki mevzular beni ilgilendirmiyor değil tabii ki ama beni çok kaygılandırmıyor. Yani yaptığım iş beni mutlu ediyorsa, o işin olduğuna inanıyorsam gerisine çok da takılmam. Bu da beni daha rahat bir adam yapıyor, e böyle olunca da işimi daha mutlu yapıyorum. Yani popülerliğimi koruyayım falan gibi bir derdim yok. İyi iş ortaya koymaya çalışıyorum ben. Bu iş dünyada nasıl yürüyor, onu takip ediyorum. Nasıl kayıtlar yapılıyor, nasıl soundlar var… Bunları izliyorum.

Özellikle takip ettiğiniz, işlerini çok beğendiğiniz isimler var mı?

Lenny Kravitz var. Daft Punk var. Kaliteli her şeyi dinlemeye çalışıyorum. Ses olarak, tını olarak ilginç gelen işlere özellikle dikkat ediyorum. Ama benim için en önemlisi sound; iyi bir sound olmak zorunda.

En son “Lafügüzaf” şarkınızı ve klibinizi yayınladınız. Şarkı bir aşk şarkısı ama klip gemicilerin hayatını konu alıyor, bir gemide geçiyor. Neden? İlginç geldi bu bana… Özel bir ilginiz var mı gemiciliğe?

Gemiciliğe özel bir ilgim yok. Bu klip de aslında sıkıldığımın işareti… Abi, şimdi ben hep aşk şarkıları yapıyorum; e, bir kadın ve adam olacak. Yani bir erkekle erkek ya da kadınla kadın arasındaki ilişkiyi anlatan bir şarkı yazmadım şimdiye kadar, yazabilirim ama yazmadım…Erkek erkeğe oturup yemek yediğinde kadınlardan da konuşmuyor musun, aşklarından bahsetmiyor musun?

Gemide geçmesi fikri, yönetmenin fikriydi. Ben de, bu sefer de böyle olsun, dedim. Gemicilerin de en büyük dertlerinden biri özlem, hasret zaten. Bir yandan onların çalışma şartlarını da biraz olsun gündeme getirmeye çalıştık. Çok zorlu çalışma şartları var biliyorsun, ölümler de çok sık yaşanıyor…

Önceki kliplerinizde de toplumsal meselelere temas ettiniz…

“Vay Halimize” ve “İnsanız Ayıbı Yok” şarkılarında toplumsal meselelere değindik bir de ama toplumsal meseleleri ele alıyoruz diye lanse etmedik. Fakat bilinçli yaptık bunları tabii.

“İnsanız Ayıbı Yok” şarkısının geliri Ege Orman Vakfı’na bağışlanıyor zaten. Şu an 7.000 ağacımız var, 10.000 olunca orman olacak…

“Lafügüzaf”ta da gemicilerin yaşamını, çalışma şartlarını gündeme getirmiş olduk.

 

En son baktığımda “Lafügüzaf” klibi YouTube’da 16 milyon civarı izlenmişti ki bizim bu röportajı yaptığımız esnada klip çıkalı bir ay oluyor. Çok iyi bir sayı bu. Fakat bu durumu klipler müziğin önüne geçti diye mi yorumlamak lazım?

Dediğin gibi, klipler müziğin önüne geçiyor olabilir. Artık müzik dinlenmiyor zaten, izleniyor. Özellikle Türkiye’de bu böyle. Müziğini dinletebilmek için bir görsel eklemek durumundasın. Bir şarkının klibi çekiliyorsa, “A, bu şarkı önemli bir şarkı herhalde!” diyorlar. Klip çekmezsen kayboluyorsun… Bazen insanların haberi bile olmuyor yaptığın şarkıdan.

Bu durum sizi üretim aşamasında etkiliyor mu?

Ne yalan söyleyeyim, etkiliyor. Hatta Sessiz (2016) albümümdeki bütün şarkılara klip çekmeye çalışıyorum… 6 klip çektik bu albümde.

Çok maliyetli ve yorucu olmuştur…

Tabii, maliyetli ve yorucu oldu ama klip çekmeyi seviyorum ben. Kısa film tadında klipler çektiğimiz için hoşumuza gidiyor. Maliyeti de aslında düşmeye başladı; çünkü işi öğrendik, e etrafımızda da birçok yönetmen falan var. Büyük prodüksiyonlara ihtiyaç duymadan yapmak istediğimizi yapabiliyoruz.

YouTube’da kaç tık almışım falan bunu çok önemsemiyorum aslında ama yaptığım şarkı insanlara ulaşsın istiyorum. Bu nedenle de klip çekmek gibi bir kaygım oluyor, evet. Benim en büyük kaygım insanlara ulaşabilmek, yoksa şarkım tutmuş tutmamış öyle bir kaygım yok.

Klipten sonra hiçbir gemiciden falan dönüş aldınız mı, ne bileyim, “Abi çok güzel olmuş, helal olsun!” falan?

(Gülüyor) YouTube’da klibin altına bir iki kişi yazmış ama onun dışında bir dönüş almadım.

YouTube’daki yorumları takip ediyorsunuz yani?

Tabii tabii. Hepsini okumaya çalışıyorum. Hatta arada abuk subuk bir yorum geldiğinde ben de gerekli tepkiyi veriyorum! (Gülüyor)

Bir müzik şirketiniz de var. Zor olmuyor mu bir yandan kendiniz müzik üretirken bir yandan başkalarının üretmesini sağlamak?

Güzel bir ekibimiz var, çok zor olmuyor. Ben de zaten bir patron gibi takılmak istemiyorum. Öyle olursam müzik kısmından kendimi geri çekmek durumunda olurum ve o da müzik mevzusunu benim için sıradan bir işe dönüştürür.

Şimdi, gençleri sormayacağım ama birçok tecrübeli pop müzik sanatçımız var. İsim isim saymayalım… Onların yeni işlerini önceki işlerine kıyasla nasıl buluyorsunuz? Kendilerini yenileyebiliyor?

Bence Türk pop müziğinde bir ilerleme var, karamsar değilim. Ama büyük isimlerin kaygıları, korkuları çok fazla. Risk almıyorlar. Bu bir tercih meselesidir tabii. Büyük isimlerin daha yeni isimlere bir şeyler öğretme, onlara yol gösterme dertleri olmalı diye düşünüyorum.

Fakat dediğim gibi, Türk pop müziğinde büyük bir gelişme var bence. Çok yetenekli isimler geliyor, varlar.

Bir röportajınızda heyecan sorununuz olduğundan bahsediyordunuz. Sahnede olmayı mı daha çok seviyorsunuz, stüdyoda olmayı mı?

Stüdyoda.

Heyecan sorununuzdan dolayı mı?

Ya bilmiyorum aslında, sahnede olmayı da seviyorum… Ama benim hayatımda yaptığım en büyük çılgınlık sahneye çıkmak; utangaç bir insanım ben. Stüdyoda olmak da sıkabiliyor bir süre sonra. Sahne sürekli değişim gerektiriyor. Aynı şeyleri yapmak insanı sıkıyor. Ben bunun farkına çok sonra vardım. Şimdi sahnede bir şeyleri değiştirmeye başlayacağım, biraz eğlenmek istiyorum artık sahnede. Yaşlı gibi hissetmeye başladım kendimi. (Gülüyor)

Dansçılar falan görecek miyiz? (Gülüyor)

Yok, yok… (Gülüyor) Görürsen de şu ana dek gördüğün gibi görmezsin, emin ol.

Gelecek projelerinizden bahseder misiniz biraz?

9 Mayıs’ta Zorlu Caz Festivali’nde sahne alacağım. Heyecanlandırıyor beni. Biz kendi şarkılarımızı yeniden prova ettiğimiz, efsane olmuş isimlerin şarkılarının introlarını match up yaptığımız, funk, pop-jazz,rock soundları ve altyapılarını duyacağınız bir playlist hazırladık.

Ekip olarak konserlerimizde de orijinalinden çok farklı şarkılar yapmayı, onları yeniden düzenleyip başka şarkılarla eşleştirmeyi çok seviyoruz.

Bu festivale özel olarak bu konserde de full böyle bir şey hazırladık ve çok heyecanlıyız biz de. Benim caz festivalinde olmam bir merak konusu oldu farkındayım; ama gerçekten çok eğleneceğiz buna da eminim:)

Müziğin evrenselliği benim için çok önemli! Önemli olan fikir vermek, yol göstermek ve farklı bir şeyler deneyerek bunu karşı tarafa samimi bir şekilde yansıtabilmek. Ben müziğimi hep bu şekilde yapmaya çalıştım. Umarım bundan sonrası için de bu güce ve ortama sahip olabilirim. Bunun dışında normal konserlerimiz sürüyor…

Dinleyicilerimiz de yeni albüm bekliyor, biliyorum, ama şu an pek olası görünmüyor. En azından yepyeni şarkılarla bir albüm bu sene için sözkonusu değil.

Peki, son olarak, hep sorduğum bir soruyu size de soracağım… Şimdi şurada Alaaddin’in cini olsa, “Ölü ya da diri bir müzik insanı seç, onunla bir albüm yapacaksın!” dese kimi seçerdiniz?

Daft Punk! Daft Punk’la yapardım kesinlikle. Onların şu zamana kadar kendilerini hiç ifşa etmemiş olmalarını da ayrıca seviyorum. Adamlar uzaydan gelmiş bir robot gibiler, Grammy Ödülleri’ne bile öyle çıktılar! Çok sihirli geliyor bu bana. Belki bir yerde karşılaştık onlarla ama haberimiz bile yok.

Sahne kostümlerine de uyum sağlar mıydınız?

Yok, kendimi göstermek isterdim açıkçası, bana bir kask takmanın çok anlamı yok yani… (Gülüyor) Kurye kaskı takardım belki! (Gülüyor)