İyi bir kitabı nasıl tanımlarsınız? Karakterleri üzerinden mi? Hikâyesi ya da kurgusu mudur bir kitabı iyi yapan? Anlatımı mı ya da bir kitaba iyi diyebilmek için bu saydıklarımın hepsinin mi olması gerekiyor? Belki öyle…

Benim bir kitaba iyi demem için bir kriter daha gerekiyor: Bir hikâye, beni başka bir ülkeye, başka bir zamana, gerekirse başka bir gezegene götürüyor ve beni orada yaşıyormuşum gibi hissettiriyorsa o kitap, o hikâye, benim için iyi hatta çok iyidir. Ercan Kesal’ın Cin Aynası da işte böyle bir kitap…

Sizi bildiğiniz bir ülkeye, Türkiye’ye götürüyor Ercan Kesal’ın Cin Aynası. Hüzünlü, kışkırtıcı, kanlı, öfke dolu, kimi zaman naif, az da olsa komik bir yolculuk bu.

Türkiye’nin tüm acılarını paratoner gibi kitabına çekmiş Kesal. O acılar birikmiş. Unutmamamızı istiyor Kesal bunları. Her daim hatırlamamız için baskı kuruyor üzerimizde. Bir nevi flash bellek Cin Aynası, bilmem kaç terabayt anıyı içinde barındıran…

Klasörlerin içinde gezinirken Roboski’ye, Berkin Elvan’a, ölen diğer çocuklara, 1915’e, Dersim’e, ölüm oruçlarına, işkencelere, darbelere, çekilen ve çektirilen acılara adeta dokunabiliyorsunuz.

Bu yolculukta Yaşar Kemal’le, Nâzım’la, Metin Erksan’la, Yılmaz Güney’le yeniden tanışıyorsunuz. Yaşar Kemal’in o gür sesini sayfalarında çınlatıyor Ercan Kesal. Siz de, onun sesini duyan Lütfü Akad gibi irkiliyorsunuz okuduğunuzda.

Anılar, belleğimizin bekçileridir

Ercan Kesal, internet sitesinde neden ve ne için yazdığını şöyle anlatıyor:

Bütün yazdıklarımın kaynağı, deneyimlerimden başkası değildir. Asıl dert, bunlarla nasıl bir ilişki kurduğum? Eğilip her seferinde baktığım uçurum, içimdeki “derin karanlık”tan başka bir şey değil. Bu yüzden ne yaparsam yapayım, her şey belleğime yer etmiş karmakarışık bir malzemenin yeniden düzenlenip üretilmiş bir tezahürü. Yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım ve okuduklarımdan bende kalanları “yeniden icat ederek” yazıyorum…

Cin Aynası‘nda da yukarıdaki satırların adeta tamamlayıcısını buldum, hemen koyayım şuraya: Anılar belleğimizin bekçileridir, kalbimizi temizlerler, iyi bakın onlara.

Hüzünlü ama gülümsetmeyi de başarıyor

Kesal, Cin Aynası‘nı beş bölüme ayırmış. Bense üçe ayırmak istiyorum:

İlk bölümde, kendi anılarından yola çıkarak ülkemizin belleğini sarsıyor. Bu bölümde ölümü, zulmü, acıyı, kötülüğü, direnmeyi, insan onurunu anlatıyor.

İkinci bölümde (bana göre ikinci bölüm) yine kendi anıları ön planda; ancak bu sefer iyiliği, güzelliği, insan olmayı anlatıyor. Dili yumuşuyor Kesal’ın; ilk bölümde çok üzdüğü bizleri, bu kez biraz olsun gülümsetmeyi başarıyor. Ancak ilk bölümün acılarının etkisi hâlâ üzerimizde olduğu için kaptıramıyoruz kendimizi. “Acaba sayfayı çevirince üzülecek miyim yine?” diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Son bölümse sinemaya bir övgü niteliğinde. Ercan Kesal, sadece bir doktor değil, aynı zamanda oyuncu, senarist ve yönetmen. Film kariyerinden anılar ve dünyaca ünlü yönetmenlerden anekdotlarla bu kez bambaşka bir hafıza yolculuğuna çıkartıyor bizi.

Cin Aynası‘nı soluksuz okudum. Balık hafızalı bizlere gerekli bu anılar. Mutlaka okuyun…

Cin Aynası, Ercan Kesal, İletişim Yayınları.