Yabancı bir ülkeye birkaç günlüğüne iş için gitmenin tatilden farkını gördüm Budapeşte’de. Eğer aşırı spontane biri değilseniz (benim gibi) tatil için gittiğinizde, önceden planlarınızı yapar ve gezilecek, görülecek, yenip içilecek, dağıtılacak yerleri belirlersiniz. Turla giderseniz zaten başkalarının planlarına uymak zorundasınız. Ben haziran başında Budapeşte’ye iş için gittim ve harika vakit geçirdim bu nefis şehirde. Yedim, içtim, Macar arkadaşlarımla takıldım, hatta koştum Tuna boyunda. O zaman vaktiniz varsa buyurun, size benim gözümden bu şehri ve insanlarını biraz anlatmaya çalışayım…

Hemen spoiler veriyorum: Budapeşte’nin en güzel mekânı Divino. Divino’da şarap var, hem de ne şaraplar… Ben Macaristan’nın kendi şarapları olduğunu bilmiyordum. Ülkede tam 22 bölgede bağcılık yapılıyor. Şarabı bu topraklara MÖ 5. yüzyılda Romalılar getirmiş ama asıl patlama, Osmanlı İmparatorluğu’nun Macaristan seferleriyle olmuş. O zamanlarda komşu bölgelerden gelen mülteciler, üzüm çeşitlerinin çoğalmasına yol açmış. Yani Budapeşte’de müthiş şaraplar içtiysem hep Kanuni Sultan Süleyman sayesinde!

Kendinizi inanılmaz iyi hissedeceğiniz bir yer Divino…

Divino’nun asıl ambiyansı dışarıda, dükkân önünde. Macaristan’ın üçüncü büyük kilisesi Stefan Bazilikası’nın hemen yanında. Dolayısıyla meydan hep kalabalık. Dışarıdaki masalara kurulup mesela sıcak havada, buz gibi blush’ınızı söylüyorsunuz ve ortamın keyfini çıkarıyorsunuz.

Divino’nun bulunduğu meydan…

Benzerliklerimiz, farklılıklarımızdan fazla 

Macarlar çok cana yakın insanlar. Hemen sizinle sohbet etmeye başlıyorlar. Mesela aşk acısı çekenler, yeni bir aşk arayanlar, aşkını kıskandırmak isteyenler veya eski sevgilisini unutmaya çalışanlar mutlaka gelmeli buraya. Tabii sevgilinizle de oturabilirsiniz Divino’da. Sohbet ettikçe, iki ülke insanının benzerliklerinin aslında farklılıklarından fazla olduğunu görüyorsunuz. Bu konuya daha sonra değineceğim.

Kaldığım otel, şehrin en turistik yeri sayılabilecek Kale Bölgesi’ndeydi. Adı üzerinde, kale var. Ayrıca kiliseler var. Pırıl pırıl, düzenli bir yer. Araç giriş çıkışı kontrollü yapılıyor ve bölgeye girerken para ödüyorsunuz. Kale Bölgesi turistik olduğu için sadece turist var tabii ki ama yine de birkaç saatinizi ayırıp gezmenizi tavsiye ederim. Özellikle Tuna’ya ve şehre kuşbakışı bakıp kendinizi selfie manyağına çevirebilirsiniz.

Orada bulunan restoranlara da uğrayın mutlaka. Tavsiye veremeyeceğim çünkü siz değerli okurlarımın damak tadı konusunda hiçbir fikrim yok. Buradaki restoranların çoğu, yerel yemekler yapıyor. Et, biraz balık, sebze, meyve ve peynir, aslında mutfaklarının özünü oluşturuyor. Ben gulaşçıyım, belki bunu tavsiye edebilirim.

Kale Bölgesi’ne bakış…

Tuna’da tekne turu yapmadan ayrılmayın

Budapeşte’nin keyfini çıkarmak için Tuna üzerinde bir tekne yolculuğu da yapmanızı öneririm. Tuna elbette bir İstanbul Boğazı değil ama yine de yapın bu turu çünkü en azından Macarların kıyı hattına nasıl sahip çıktığını, bölgeyi betona boğmadıklarını, insan ve su bağlantısını kesmemeye nasıl gayret ettiğini göreceksiniz.

Tekneye binmek için yapmanız gereken tek şey, nehir kenarına inmek. Oradan istediğinize binersiniz. Akşam saatleri çok keyifli oluyor çünkü şehri, özellikle de kıyı hattını harika ışıklandırmışlar. En etkileyici bina da şüphesiz Macaristan Parlamentosu. Köprüler de çeşit çeşit. Birkaçı çok çirkin ama olsun. Tuna’da tekneyle seyreylerken İstanbul manzarası bile görebilirsiniz. Yani ben şu çektiğim fotoğrafta öyle hissettim.

Tuna’da tekne turu yapmadan Budapeşte’den ayrılmayın…

Budapeşte’de içimde kalan en önemli şey, şehir merkezinin tadını çıkaramamış olmam ama onun yerine iki akşam koştum. Tuna kenarından, nehrin tadını çıkara çıkara, köprüleri geçe geçe yaklaşık 20 kilometre koştum. Yaya dostu bir şehir Budapeşte; tüm Avrupa şehirleri gibi. Ne yazık ki İstanbul hâlâ öyle değil. Şehir, yemyeşil bir de…

Dertlerimiz aynı

Macarların çok cana yakın olduğunu söylemiştim. Dertlerimiz de aynı: Siyaset. Macaristan da tıpkı dünyada birçok ülke gibi popülist ve otoriter bir hükümet tarafından yönetiliyor.

Konuştuğum Macarlara göre Başbakan Orbán’ın tek bir hedefi var; ülkeyi tek adam olarak yönetmek. Kısa bir süre önce seçim oldu ülkede ve Orbán’ın partisi yine mecliste çoğunluğu sağladı. Seçim kampanyasında ekonomi, sağlık, eğitim konuşulmadı hiç. Varsa yoksa dış güçler, beka sorunu ve mülteciler. İşin ilginç yanı, Orbán, Budapeşte’de seçimi kazanamadı ama ülkenin diğer yerlerinden gelen oylarla yine iktidar oldu.

Macaristan’ın tartışmalı başbakanı Viktor Orbán…

Ülkede medyanın neredeyse tamamı yandaş. Macar başbakan, her yere köprü ve yol yapmaktan bahsediyor. Bir de çocukluğunun geçtiği kasabanın futbol takımını birkaç yılda kamu parasıyla amatör kümeden birinci lige çıkarmayı sağlamış. Bu takım da bu yıl neredeyse şampiyon oluyormuş. Kasabada 1500 kişi yaşıyor, oraya 4 bin kişilik stadyum yaptırmış Orbán. Şimdi de her şehre takımı olsun olmasın, stadyum yapmak istiyor.

Halk, özgürlüğünü savunmaya kararlı

Budapeşte’de hâlâ onun aleyhine protesto gösterileri düzenleniyor. Şimdilik her muhalifi güvenlik güçlerine dövdürüp aylarca hapiste tutamıyor Orbán iktidarı ama anayasada ufak ufak değişiklikler yapılıyor.

Basın özgürlüğü sıkıntılı, sivil toplum kuruluşlarını denetim altına alan yeni bir yasa gelmek üzere, adalette de liyakattan biata geçiş olduğu iddia ediliyor. Macaristan, Avrupa Birliği üyesi olacak bir de. Taşrada ne olup bittiğini bilmiyorum ama Budapeşte halkı, özgürlüğünü savunmaya kararlı…

Bir de hemen söyleyeyim; Macaristan’da Uber daha yeni yasaklandı ama taksilere binmekten çekinmeyin, kazıklamazlar. Mesela havaalanından şehir merkezine giderken ne kadar ödeyeceğinizi biliyorsunuz. Ülkede yerli para kullanılıyor ama çok sıkışırsanız euro da kabul ediyorlar.

Szentendre kasabası, işte böyle bir yer…

Macaristan’daki son günümde Budapeşte’nin 45 dakika dışında, Tuna kenarına kurulu, Szentendre diye çok şirin bir kasabaya gittim. Bizim Ege kasabalarını andırıyor. Son yıllarda bu kasabaya sanatçılar taşınınca burası bir anda ünlenmiş. Her gün sergiler ve çeşitli etkinlikler var. Şirin kafeleri, lezzetli yemekler sunan restoranları ve harika mimarisiyle mutlaka görülmesi gereken bir yer Szentendre. Saatlerce yürüyebilirsiniz.

Son olarak size birkaç yer tavsiyesi sunacağım; Budapeşte’ye yolunuz düşerse uğrarsınız belki: New York Cafe, Solinfo Cafe, Szimpla Bar, Corvin Club, Goamama, Varosliget Cafe.