Perşembe Pazarı’nın bir ara sokağında aralık ayında kapılarını açan Mahkeme Lokantası, tarihi dokusunun verdiği tatlı ambiyansı, lezzetli mezeleri, özenli servisi ve samimiyetiyle sıcak, sımsıcak bir ortam sunuyor misafirlerine. Sokağa atılan beyaz masa ve iskemleler, deniz görmeden sayfiyedeymiş hissi yaratıyor insanda üstelik. Hele dostlar da yanınızdaysa, değmeyin keyfinize…

Çok açık, dışadönük, coşkulu, heyecanlı bir insan olduğumu iddia edersem beni iyi tanımayanları yanıltmış olurum. Belirli ritüeller çerçevesinde, belirli yerlerde ve kendimi rahat hissettiğim az sayıda insanın yakınlarındayken huzur bulurum. Ekseriyetle huzursuz ve huysuz olduğum düşünüldüğünde bu bakış açısının benim için önemi daha da anlaşılır hale geliyor.
Yıllardır lokanta yazıları yazıyorum, onlarca meyhaneye, balıkçıya, restorana gittim, lezzetlerini denedim, oturup yazdım, kitaplar çıkardım ama turlarım dışında gittiğim yerlerin sayısı, bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir yeri benimsemek için sadece lezzet, ambiyans, fiyat-kalite dengesi yeterli değil. Samimiyet, dostluk arıyorum aynı zamanda…

Geçenlerde dostlarla oturup eski bir dostu bulduğum, yeni bir dostluğu kazandığım Mahkeme Lokantası, yukarıdaki kriterleri hepsini karşılıyor diyebilirim gönül rahatlığıyla. Biraz daha açmama izin verin konuyu:

Esat’ı yeniden bulmak…

Bundan neredeyse 20 yıl kadar önce tanımıştım sevgili Esat’ı (Bedlek.) O zamanlar Asmalımescit, yükünü almamıştı henüz. Eski şaşaalı günlerinden uzakta (Cumhuriyet öncesi ve hemen sonrasında sanatçıların mesken tuttuğu dönemden bahsediyorum), yaralarını sarma devrindeydi. Şehbender Sokak’ta dışarıya masaların atıldığı, içeriye birkaç basamak inilerek girilen, şık, minik, lezzetli mi lezzetli Şehbender 14’te çalışıyordu. Pire gibiydi; misafini elinden geldiğince hoş tutmaya çalışırdı. Saygılıydı, işbilirdi. Halil ile (Şahin) bütün masalara yetişir, kimseyi rakısız, buzsuz, susuz bırakmazdı. Meyhanenin direğiydi kısacası.

Zaman hızlı akıyor tabii, öncelikler değişiyor, yeni sorumluluklar yüklüyor hayat size. İş güç derken kopuyorsunuz bir noktada ama eski güzellikler aklınızın bir köşesinde kalıyor yine de. Üzerinden uzun süre geçtikten sonra tekrar Şehbender’i ziyaret ettiğimizde yine aynı koşturmaca içinde bulmuştuk Esat’ı. Dükkân el değiştirmiş, Halil ile ikisi işletmeden sorumlu olmuştu. Bu yeni dönem, uzun sürmedi.

Tekrar buluştuğumuzda Karaköy Adap’taydı. Bu macera daha da kısa ömürlü oldu. Sonra yine bir başka tanıdık mekân; Çukurcuma’da Bahar’da çıktı karşıma, ardından da Müptela Ocakbaşı’nda. Her yeni mekâna gittiğinde arar, davet ederdi. Gider, sevdiklerimizi götürür, misafir yollardık. Mahkeme Lokantası macerasınıysa sosyal medya paylaşımlarından gördüm ilk kez. Kutladım, yine davet etti ama davete icabetimiz biraz gecikti. Geç oldu, güzel oldu ama…

Kiğılı demir tüccarı Selim Bey’in mekânı

Mahkeme Lokantası, ismini karşısındaki tarihi Ceneviz mahkemesi binasından alıyor. Perşembe Pazarı’nın bir ara sokağında, pek de cazibesi olmayan bir noktada ama bulundukları bina özel ve güzel. İşletmenin sahibi, Bingöl Kiğı doğumlu Selim Akgül, tarihi 1800’lerin ilk yarısına uzanan binayı keşfettiğinde burası depo olarak kullanılıyormuş.

Selim Bey, demir tüccarı, Perşembe Pazarı’na aşinalığı buradan geliyor. Binayı önce kiralamış, sonra satın almış. Çok para dökmüş ama ayrıntılar paraya da, çabaya da değdiğini gösteriyor.

Sayfiyedeymişçesine…

Çevredeki döner, kebap, lahmacun hâkimiyetini biraz kırmak için çıkmışlar yola başlangıçta. 1. sınıf bir esnaf lokantası kurmuşlar. Selim Bey, yeme-içmeye meraklı, kalender, hoşsohbet bir beyefendi, çevresi de geniş. Kafasındaki konsepti de böyle oluşturmuş. Mahkeme Lokantası, 12-16 arasında çevre esnafa ve tabii ki iyi yemeğe meraklı misafirlerine öğle yemeği servisi verdikten sonra akşam 5’ten itibaren meyhaneye dönüşüyor. Dar sokağa beyaz masa ve sandalyeler atılıyor, böyle hafif bir sayfiye yeri, deniz kenarı havasına dönüyor dükkânın önü. Bu karede tek eksik, manzara…

“Bana bırakın abi, bana bırakıyor musunuz?”

Biz de dışarıda oturduk tabii gittiğimiz gece. Sevgili ortağım Özlem (Özdemir), Adnan (Kemal Başaran) ve ben. “Bana bırakıyor musunuz abi?” sorusunu ortaya atıp hemen meze dolabına seyirttim. Çeşide boğmadan ama her bir mezeye özenerek şık ve lezzetli bir dolap hazırlamışlar. Atom, Özlem; tarama benim için. Soya soslu uskumru, kurutulmuş domates ve cevizden mürekkep bızırgani (bezirgani), patlıcan salatası, Girit ezme ortak. Masada dengeyi sağlamaya çalışıyorum ama Adnan gibi yemeye meraklı ve kolay kolay da doymayan bir arkadaş olunca yanınızda, yoldan çıkmanız kaçınılmaz. Bilahare anlatacağım!

Hardallı levrek marine aşermek!

Kızarmış ekşi mayalı ekmeklerimiz de getiriliyor hemen, ilk kadehleri yarılıyoruz ki Gözde Demirel ile (Artık Akan’ı da ekledi soyadına) ve eşi Ahmet geliyor. Ne zamandır konuştuğumuz buluşmayı sonunda gerçekleştiriyoruz. Esasında ben evde mezeleri hazırlayacaktım ama bir dahaki sefere artık…

Habercilik yaptığım uzun yılların mirası isimlerden Gözde. Yanımıza stajyer muhabir olarak gelip, işi kapıp yürüyenlerden. Gerçi artık onun da benim gibi haberle işi yok, turizmle ilgileniyor.

Yollarımızın yeniden kesişmesi, Gözde’nin ilk kitabı Ah Minel Hayat sayesinde oldu yakın zamanda. Mylos Kitap etiketiyle çıkan novellaya yeni bir kardeş geliyormuş, o gece öğrendim. Ayrıntıları anlatmayayım da işin sürprizi kaçmasın. Şimdiden yolu açık olsun diyorum…

İçi dışı bir insanlardan Gözde; heyecanlı, tutkulu, tuttuğunu koparan, latif, hoş bir hanımefendi. Meğer hardallı levrek marine aşerermiş. Benim favorilerim arasında olmasa da iyisini bulmak kolay değil, bilirim. Mahkeme Lokantası’nda hakkıyla sunuyorlar. Gözde’nin gözleri parlıyor. Bir tabak kesmiyor, ikincisini söylüyoruz birkaç dakika içinde.

Mezelerin hiçbiri utandırmıyor; hepsi taze, günlük, lezzetli. Küçük dokunuşlarla fark yaratmaya odaklanmışlar, başarılı da olmuşlar… Biz tatmadık ama mekânın önerilerini de sayalım: Portakal soslu levrek, Ermeni usulü pilaki ve ıspanak kökü… Mezelerin fiyatları, 7-21 TL arasında.

Ciğer o gece vasat, kalamar iyi pişirilmiş

Adnan, gözümün içine bakıp, “Ara sıcak zamanı gelmedi mi hâlâ?” diyor içinden, farkındayım! Muhabbet koyu, muhabbet güzel, biraz daha bekleteceğim onu ama çok değil.

Yaprak ciğer söylüyoruz, arkasından da kalamar ızgara. İyi ciğer bulmak kolay değil bugünlerde. Az çıkıyor, fiyatı da uçmuş durumda. Hemen her kalemde olduğu gibi… Kuzu değil muhtemelen dana ciğeri kullanmışlar veya terbiye yetersiz kalmış. Biraz sert ve yavan. Bütün olarak ızgara edip sonradan dilimledikleri tüp kalamarsa dondurulmuş ürün olmasına rağmen gayet lezzetli. Hakkıyla pişirilmiş, ustanın eline sağlık. Burada da farklı seçenekleri deneyebilirsiniz: Pastırmalı humus, beşamel soslu levrek sarma veya beğendili karides; seçim sizin. Bütün kalamar ızgaraya da ciğere de 30 TL yazıyorlar, hatırlatayım…

Adnan durmuyordu!

Adnan’ın durmaya niyeti yok. Yükümüzü iyice almışız, almışız da o ana yemek söylenecek. Çoban kavurmada karar kılıyor. Ahmet’in de maşallahı var, Adnan’la ikisi kaşla göz arasında güveçte dumanı tüten eti silip süpürüyor. Sadece bir çatal aldığım çoban kavurmanın yumuşacık, sulu ve lezzetli olduğunu belirteyim.

Bu uzun, bol rakı, meze ve muhabbetli gecenin sonunda bir 70’lik, iki 35’lik rakı dahil beş kişi için ödediğimiz tutar 650 TL. Bir parça indirim yapmışlar, belli ama standart fiyatlarının da uçuk olmadığını anlayabilirsiniz. Bunca içkiye rağmen üstelik…

Gruplar için de özel seçenekler sunuyor

Aralık ayında kapılarını açan Mahkeme Lokantası’nın olduğu binayı, 1840 yılında biraz yukarıdaki Bankalar Caddesi’ni kesen Kamondo Merdivenleri ve İstanbul’u güzelleştirip bu kadim kente renk katan çok sayıda eserle tanınan dönemin varlıklı ailelerinden Kamondolar yaptırmış. Saatçi Han (Saatçiler Hanı) ismiyle maruf tarihi binayı satın aldıktan sonra tadilata girişen Selim Bey, çok titizlenmiş, görünen o… Özlem’le bana mutfağı, üst katları gezdirdi. Üst katlar, özel bölmelerden oluşuyor. Ses, ışık sistemleri eklemişler, gruplara özel günler için ideal alanlar yaratmışlar. Vizyonundan, duruşundan, samimiyetinden etkilendim; hem lokantanın hem de Selim Bey’in.

Denizi görmeden sayfiye havası yaratan Mahkeme Lokantası’na daha çok uğrayacağımız kesin. Sadece felekten bir gece çalmak için değil, eski ve yeni dostları görmek için. Yolu, yolları açık olsun…

Adres: Arap Cami Mah. Galata Mahkemesi Sk. No: 2 Beyoğlu
Tel: 0 212 255 32 55
www.mahkemelokantasi.com.tr