Çok dingin, çok güzel ve biraz da üzücü bir aşk hikâyesi, Hollandalı yazar Anja Meulenbelt’in Gündelik Mutluluğa Alışma adlı romanı. Dingin, çünkü birlikte son derece olağan şeylerle güzel vakit geçiren bir çift anlatılıyor. Güzel, çünkü birbirlerini gerçekten deli gibi seviyorlar. Üzücü, çünkü birlikte olurken başkalarının kalbini kırmışlar. Roman, Meulenbelt’in başyapıtı Utanç Bitti‘nin devamı niteliğinde, otobiyografik bir eser…

Bu güzel aşkın kahramanları bir kadın (Anja olsa gerek) ve Daniel. Hem Anja hem de Daniel’in önceki evliliklerinden çocukları var, boşanmışlar. Birbirleriyle tanıştıklarında ikisinin de sevgilileri var. Daniel bir erkek (Dorian), Anja ise bir kadınla (Martha) birlikte. Martha, hâlâ eski kocasıyla (Paul) görüşüyor. Ama karıştırmayalım daha fazla.

Martha da, Dorian da deli gibi seviyorlar Daniel ve Anja’yı ama ilişkilerinin büyük bir aşka dönüşmesine engel olamıyorlar. Yanlış anlaşılmasın; engellemeye çalışmıyorlar zaten. Yine de kitap boyunca üzüntülerini satırlarda bulabiliyorsunuz. Örneğin Dorian, Daniel’i hafta sonları görebiliyor ve pazar günü gelip çattığında onun Anja’ya gitmesine dayanamıyor.

İlişkileri o kadar güzel ki…

Kitap, şimdiki zaman ve geçmiş arasında gidip gelirken bu dört karakterin iç dünyalarını, birbirleriyle kurdukları iletişimi, kıskançlıklarını, cinselliklerini, arkadaşlıklarını, kırgınlıklarını, mutluluklarını anlatıyor bize. Gidilen konserler, birlikte çıkılan tatiller, evde televizyon izlemeler, sevdikleri kitaplar hakkında konuşmalar, geçim derdi, kediler…

Hani aslına bakarsanız, hiçbir şey olmuyor kitapta ama ilişkileri o kadar güzel ki, bir solukta bitiriveriyorsunuz romanı.

Yazar, Hollanda’nın bugünü hakkında ne düşünüyor acaba?

Beni etkileyen bir başka konu da karakterlerin anne ve babaları üzerinden Hollanda’nın II. Dünya Savaşı sırasında, Nazi işgali döneminde yaşananlara yapılan atıflar.

Hollanda bugün çokkültürlü, cinsel ayrımcılığın olmadığı, din ve inanç özgürlüklerinden taviz vermeyen bir ülke olarak biliniyor ama Nazi işgali sırasında durum farklıydı ve birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Hollanda’da da 1940’lı yıllarda doğanların bir bölümü ebeveynlerini hiç affetmediler. Bu nesil çatışmasının yansımalarını okumak da çok ilginç. Meulenbelt, hayatı boyunca özgürlükler için mücadele etmiş bir isim. Acaba şimdiki Hollanda’nın durumu hakkında ne düşünüyor? Malum, popülizm ve yükselen sağ…

Anja Meulenbelt

Feministlerin tepkisini çekti

Anja Meulenbelt, Hollanda’daki ikinci dalga feminist hareketin önde gelen isimlerinden. Kadın ve LGBTİ haklarının ülke siyasetinin odağına alınmasında ve hakların kazanılmasında büyük emeği var. Meulenbelt, bu kitabında feminizm üzerine düşünmüyor hatta aşk üzerine de söylediği pek bir şey yok aslında ama bu romanıyla feminist hareketin tepkisini çekmiş, hatta bazıları onu harekete ihanetle suçlamış. Temel sebebi ise şu: Lezbiyenliği savunan bir yazarın bir erkekle ilişkisini anlatması. Kitapta bu eleştirilere cevap olarak nitelendirilebilecek bir cümle var: “Kadın hareketi sıcak bir yataktır ama aynı zamanda biri kaçmak istediğinde hepsi birbirini aşağı çeken yengeçlerle dolu bir kovadır.”

Ben çok sevdim kitabı…